Gecikmiş Konuşma Problemi Olan Çocuklara Güvercinli Tedavi



Gecikmiş Konuşma Problemi Olan Çocuklara Güvercinli Tedavi

Merhaba sevgili anneler ve anne adayları.

Bundan böyle Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’ün yazılarına sık sık yer vereceğim. Benimle birlikte bu yolda yürüdüğü için kendisine çok teşekkür ederim. Daha önce kreş ile ilgili yazısına yer verdiğim Emine Ergün’ün bugünkü yazısı ben dahil olmak üzere bir çok anne-babanın kaygılandığı konu olan çocuklarda konuşma gecikmesi olacak. Keyifli okumalar.

Gecikmiş Konuşma

Anne ve babalar için çocuk sahibi olmanın en güzel ve özel taraflarından biri de onların konuşmaya başlaması ve ilk kelimelerini söylemesidir. İlk olarak anne mi baba mı diyecek diye iddialara bile girilir.

Konuşması bu kadar sabırsızlıkla beklenen çocuğun bir türlü konuşmamamsı ise anne baba için kaygı verici bir durumdur. Günümüzde oldukça sık rastlar olduğumuz bu durum “Gecikmiş Konuşma” olarak adlandırılmaktadır.

Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark edildiğinde de hemen bir uzmana başvurulmalı

Gecikmiş konuşma probleminin bazı sebepleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

Çocukta var olan bir gelişim problemi ( otizm, öğrenme güçlüğü vb)
Genetik yatkınlık
İşitme problemi
Görme problemi
Uyaran eksikliği
İletişim azlığı
Fazla televizyon izleme (özellikle klipler ve reklamlar)
Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar
Sık sık havale geçirme

Konuşma gecikmesi olan çocuklarda eğer eşlik eden başka bulgular da varsa o zaman farklı bir gelişimsel problemden söz edilebilir. Bu bulgular şunlar olabilir:

Konuşma problemine ek olarak öğrenme problemi de varsa
Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa
Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse
Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa
Yalnız kalmayı tercih ediyorsa
İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa
Göz kontağı kurmuyorsa
İsmi ile seslenildiğinde tepki vermiyorsa bu çocukta sadece gecikmiş konuşma problemi değil, gelişimsel bir sorun da olduğu düşünülebilir

Böyle bir durumda bir uzman desteği alınıp çocuğun gelişimsel taraması yapılmalı, gerek görülürse özel eğitim ya da konuşma terapisi süreci başlatılmalı. Her konuda olduğu gibi bu konuda da erken tanı ve erken müdahale çok önemlidir.

Anne babalara öneriler

Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.
Ona hitap ederken tane tane ve anlaşılır konuşun.
Ona sık sık soru sorup konuşması için fırsat yaratın
Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, onu zorlamayın
Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.
Onu mümkün olduğunca çok sosyal ortamlara sokun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.
Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
Kreş yaşantısı onun için çok faydalı olacaktır.
Bir nesneyi eline aldığında, baktığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.
Nasıl olsa konuşur deyip 4-5 yaşına kadar beklemeyin
Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izletmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.
Görüntü geçişinin çok fazla olduğu klip yayını yapan kanalları izletmeyin
Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.
Ona kitap okuyun, masal anlatın,şarkı söyleyin.
Size bir şey söylediğinde karşılık verin.
Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.

DiKKAT EDiTÖRÜN (Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca nın) BU KONUDAKI YARDIMI VE AÇIKLAMASI

Konuşma gecikmesi olan çocukları olan aile eüer evlerinde bir çift güvercin beslerlerse yakın zamanda çocuklarının konuşmaya başladıgını göreceklerdir inşallah.
selam ve sevgilerimle. (DR. Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca)
Bu konun üst tarafi

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Aile Danışmanı
Emine Ergün den alintidir

Koordinat Sistemi Nedir? Günlük Hayatta Nerelerde Kullanılır?



Koordinat Sistemi Nedir? Günlük Hayatta Nerelerde Kullanılır?

Koordinat sistemi geometride herhangi bir düzlemdeki (çokkatlıdaki) bir nokta veya başka bir geometrik elemanın konumunu tam olarak belirlemek için bir veya daha çok sayı ya da koordinat kullanılan bir sistemdir. Koordinatlar basit matematikteki reel sayılardan oluşur. Fakat soyut cebir gibi bazı alanlarda karmaşık sayılar veya elemanlardan oluşabilir. Koordinat sisteminin kullanılması, geometrik problemlerin sayısal problemlere ve tersine dönüştürülmesini sağlar. Bu analitik geometrinin temelidir.

Sayı doğrusu

Bir koordinat sistemine en basit örnek, sayı doğrusunu kullanarak bir çizgi üzerinde bulunan noktaları tanımlanmasıdır. Bu sistemde çizgi üzerinde keyfi bir O (orjin) noktası seçilir. Bir P noktasının koordinatı, O'dan P'ye kadar olan işaretli mesafe ile belirtilir. Buradaki işaretli mesafe, P'nin doğru üzerinde bulunduğu tarafa göre pozitif veya negatif olabilir. Her bir nokta eşsiz koordinata sahiptir ve her bir reel sayı eşsiz bir noktanın koordinatıdır

Kartezyen koordinat sistemi

Koordinat sisteminin prototipsel örneği, kartezyen koordinat sistemidir. Düzlemde iki dik çizgi verilsin. Bu düzlemdeki bir noktanın koordinatları bu çizgilere göre işaretli mesafesi ile belirtilir.


Üç boyutlu uzaydaki üç dik düzlemde, bir noktanın her bir düzleme göre üç koordinatı vardır. Bu, n boyutlu Öklid uzayındaki bir noktanın n tane koordinatını hesaplamak için genelleştirilebilir.

Kutupsal koordinat sistemi

Kutupsal koordinat sistemi düzlem için ortak koordinat sistemidir. Kutup olarak bir merkez noktasına ışın kadar bir mesafedeki noktaya kutupsal eksen denir. Örneğin kutupsal eksenden θ açı r mesafesi kadar (aksi belirtilmediği müddetçe saat yönünün tersinde) uzaklıktaki bir noktanın koordinatlarından (r, θ)'dir. Bu sadece tek bir noktanın koordinatlardır. Fakat herhangi bir nokta birçok koordinat ile belirtilebilir. Örneğin (r, θ), (r, θ+2π) ve (−r, θ+π), aynı noktaya ait kutupsal koordinatlardır.

Silindirik ve küresel koordinat sistemleri


Kutupsal koordinat sistemini genişletip üç boyuta çıkarmanın ortak iki yöntemi vardır. Silindirik koordinat sistemi, kartezyen koordinat sistemi ile benzerdir, yalnızca r ve θ kutupsal koordinatlara z koordinatı ilave edilmiştir. Küresel koordinatlar bunu bir adım daha ileri götürür ve (r, z) silindirik koordinat çiftleri, (ρ, φ) kutupsal koordinatlarına dönüştürür ve (ρ, θ, φ) biçiminde üç kat olur.

Homojen koordinat sistemi

Düzlemdeki bir nokta homojen koordinat sisteminde (x, y, z) katlarıyla ifade edilebilir. Burada x/z ve y/z noktanın kartezyen kooordinatlarıdır. Bu, düzlemdeki bir noktayı ifade etmek için gereken "ek" bir koordinat ilavesidir. Fakat bu sistem sonsuzda olmayan izdüşümsel düzlemdeki herhangi bir noktayı ifade etmek için kullanılır. Genellikle bir homojen koordinat sistemi, yalnızca anlamlı olan, fakat gerçek değeri olmayan koordinatlardan oluşur.

Koordinat sistemleri arasındaki dönüşümler

Geometriksel şekli ifade eden çok farklı koordinat sistemi olduğundan dolayı, aralarındaki bağlantıyı anlamak önem arz eder. Bir sistemdeki koordinatların formülü, koordinat dönüşümleri vasıtasıyla başka bir sisteme dönüştürülerek aralarındaki bağlantı açığa çıkar. Örneğin düzlemde, (x, y) kartezyen koordinatları ile (r, θ) kutupsal koordinatları aynı orjinde ve kutupsal eksen, pozitif x ekseni olsun. Bu durumda kutupsal koordinatların kartezyen koordinatlarına dönüşümü x = r cosθ ve y = r sinθ'dir.

Koordinat sistemi nerelerde kullanılır?

1- Birinci dereceden bir bilinmeyenli denklemlerde
2- Birinci dereceden iki bilinmeyenli denklemlerde
3- Gemilerin hareket esnasına
4- Gemilerin yerleşim esnasında
5- Uçak kalkış ve inişlerde


Coğrafi Koordinat Sistemi Nedir?

Navigasyon uygulamaları, rota oluşturmak derken yön tayininin temelinde yer alan coğrafi koordinat sistemine de değinmek gerekli. Bulunduğumuz uzayda herhangi bir nokta x, y, z (Global Astronomik Dik Koordinat Sistemi veya Kartezyen Koordinat Sistemi) veya r, θ, φ (Küresel Koordinat Sistemi veya Kutupsal Koordinat Sistemi) ile gösterilmektedir. Bir noktanın koordinat değerleri bu sistemlerden herhangi birinde verilmişse, aynı noktanın diğer sistemdeki değerlere kolaylıkla dönüştürülebilir. Dünya üzerindeki bir yeri kutup açısı/enlem ve boylam açısının bilinmesiyle topografik bir nokta olarak tanımlayabiliriz. Küresel Koordinat Sistemi’ndeki üç bileşenden ikisi kullanılarak belirtilen Coğrafi Koordinat Sistemi (Yer’in Grid Sistemi) içerisinde unutmamak gereken dünyanın bir küre değil de (jeodezi) bağlamında yaklaşık olarak bir elipsoit ya da kutupları basık sferoit şeklinde olmasıdır. Coğrafi Koordinat Sistemi içerisinde yüzey üzerinde her noktada yarıçap aynı olduğundan enlem ve boylam bilgisi ile bir nokta kolaylıkla belirlenebilir.

r: Başlangıçtan olan uzaklık. Yarıçap.
θ: Kutup açısı. Enlem (Lat./Latitude). z-ekseni ve çap arasındaki açıdır. Polar açı olarak da anlandırılmaktadır.
φ: Boylam açısı. Boylam (Lon./Longitude). x-ekseni ile çapın xy- düzlemine izdüşümü arasındaki açıdır. Azimütal açı olarak da adlandırılmaktadır.

Koordinat Sistemleri Nelerdir?

Temel tanımlamalardan önce, sanırım sıklıkla kullanılmakta olan koordinat sistemlerine de kısaca değinmek gerekiyor. Koordinat Sistemleri, bir noktanın üzerindeki yerinin enlemler ve boylamlar kullanılarak veya bu eksenlere uzaklığının metre cinsinden ifade edilmesi olarak tanımlanabilir. 4 çeşit koordinat sistemi bulunmaktadır. Bunlar;

   Coğrafi Koordinat Sistemleri
   Dik Koordinat Sistemi
   Kutupsal Koordinat Sistemleri
   Uzaysal Koordinat Sistemleri

Coğrafi Koordinat Sistemi

İlk izlerine Babilliler döneminde rastlanan, Batlamyus’un bir tam çemberin 360 derece (360°) olduğunun belirtilmesiyle daha da geliştirilmiş olan, sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan askeri ve ticari denizcilik gereksinimleriyle bir standart haline gelen sistem özellikle 1980 sonrası ihtiyaç duyulan bir çok standardın da temelini oluşturmuştur. Coğrafi Koordinat Sistemi içerisinde bahsi geçecek olan enlem, boylam, paralel ve meridyenlere de kısaca değinmek gerekirse;

Enlem (Latitude) Nedir?

Enlem (Lat.), yeryüzündeki herhangi bir noktanın ekvatordan uzaklığını derece, dakika ve saniye cinsinden belirtir. Bir noktanın enlemi, o yerle Ekvator arasındaki meridyen yayının derece, dakika ve saniye cinsinden açı değerini belirtir. Aynı enlem açılarını birleştiren paralel çizgilere enlem çizgileri ya da paralel denir. 0° paraleli ya da enlemi ekvator, 90°N Kuzey Kutbunu ve 90°S Güney Kutbunu gösterir. Görüldüğü gibi, ekvator yerküreyi kuzey ve güney olarak yarıkürelere bölmektedir.

Boylam (Longitude) Nedir?

Boylam (Lon.), yeryüzündeki bir noktadan geçerek iki kutbu birleştiren boylam çizgisinin ya da meridyenin Greenwich Gözlemevi ( İngiltere Kraliyet Rasathanesi)’nden olan uzaklığını ifade etmek için kul­lanılır ve dünya üzerindeki herhangi bir noktayla Başlangıç Meridyeni arasında kalan paralel yayının derece, dakika ve saniye cinsinden açı değeridir. Tüm meridyenler yarım çember şeklinde, 0 referans meridyeninin batısında 180 (W) ve doğusunda 180 (E) olmak üzere 360 adet yarım çemberden oluşur. Yani referans meridyenin tam karşısındaki simetriği, aynı zamanda 180°W ve 180°E meridyenidir. Kuzey ve güney kutup noktalarında birleşen bu meridyenler paralel değildirler.

Enlem ve Boylam Ölçü Birimi (Derece) ve Gösterim Biçimleri

Bir konum belirtilmek istendiğinde önce enlem, ardından boylam gelmek üzere bir değer çifti kullanılır. Kullanılan bu çift değer sistemi, geleneksel ölçü birimleri derece, dakika (1/60 derece) ve saniye (1/60 dakika) şeklinde olmakla birlikte ondalık sistemle de ifade edilebilmektedir.

DMS, Dereceakika:Saniye. Örneğin, bu yazıyı yazdığım SIXTY Beans adlı mekanı Dereceakika:Saniye olarak ifade edecek olursam paylaşacağım değerler şu şekilde olacaktır: 41°3’4″N, 28°59’43″E
DM, Dereceakika(ondalık). DMS örneğindeki mekan konumunu DM üzerinden ifade edecek olursak, elde edeceğimiz karşılık 41°3.066′, 28°59.716′
DD, Dakika(ondalık). Yine mekan konumu üzerinden belirtmek gerekirse, 41.05111°N, 28.99528°E DD olarak ilgili noktayı bize verecektir. DD, özellikle Google Maps ve GPS cihazlarının da yoğun bir şekilde kullandığı ifade biçimi olarak sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Bu ifade biçimlerini birbirleri arasında dönüştürmek için directionsmag, pgc.umn.edu ve gps-coordinates web sayfalarını kullanabilir ya da aşağıdaki şekilde kendiniz dönüştürme işlemlerini gerçekleştirebilirsiniz.

1° (derece) = 60′ (dakika) = 3600″ (saniye)
1′ (dakika) = 60″ (saniye)
1/25000’lik paftalarda 1 derece dakikası enlemde 73,5mm ve 1 derece dakikası boylamda 57,5mm.’dir.

derece = tamsayı(ondalık derece)
dakika = tamsayı((ondalık derece – tamsayı derece) × 60)
saniye = (ondalık derece – tamsayı derece – dakika/60) × 3600

Örnek olarak 41.051111111° açısını derece, dakika ve saniye olarak ifade edelim.
d = tamsayı(41.051111111°) = 41°
m = tamsayı((ondalık derece – tamsayı derece) × 60) = 3′
s = (ondalık derece – tamsayı derece – m/60) × 3600 = 4″

Yani, elde edeceğimiz karşılık 41°3’4″ olacaktır.

Bir Noktanın Koordinatları Nasıl Belirlenir?

Koordinatını bulmak istediğimiz noktadan enlem ve boylama dikler çıkarak noktanın koordinatlarını bulabiliriz. Bu işlem için, çıkılan diklerin kendisine en yakın dakika işaretinden santimetre cinsinden mesafesi ölçülür ve yukarıdaki katsayılar kullanılarak dakika cinsinden değeri bulunur. X ve Y eksenlerinde noktaya soldan en yakın dakika değeri üzerine eklenerek noktanın coğrafi koordinatı belirlenmiş olur.

Ekvator Nedir?

Her iki kutuptan eşit uzaklıkta geçen daireye olarak ifade edebileceğimiz Ekvator aynı zamanda başlangıç paralelidir. Ekvator yeryüzünü kuzey ve güney olarak iki eşit yarım küreye ayırır. Güneş ışınlarını yılda iki kez (21 Mart, 23 Eylül) 90°, 21 Aralık ve 21 Haziran’da da en küçük değerlerle (66° 33′) alır. Buna bağlı olarak yıl boyu yaz mevsimi yaşanırken sıcaklık ortalamaları yüksek ve yıllık sıcaklık farkları çok azdır. Yine yeryüzünün formu dolayısıyla Ekvator çizgisel hızın en fazla olduğu ve gün doğumu ile gün batımının en hızlı gerçekleştiği yerdir.

Paralel Nedir?

Ekvatora paralel olarak geçen daireler Paralel olarak isimlendirilmektedir. Türkiye, bu tanım üzerinden ifade edildiğinde, konumu itibariyle 36° ile 42° Kuzey Paralelleri arasında yer almaktadır.

Meridyen Nedir?

Bir kutup noktasından başlayıp diğer kutup noktasında sonlanan ve ekvatoru dik açıyla kesen yaylar meridyen olarak isimlendirilmektedir. Türkiye, yine konumu itibariyle 26° ile 45° Doğu Meridyenleri arasında yer almaktadır.

Dönence Nedir?

Yerin eksen eğikliği nedeniyle oluşan dönenceler Yengeç Dönencesi (23°27′ Kuzey) ve Oğlak Dönencesi (23°27′ Güney) olarak adlandırılmaktalar. Güneş ışınlarının yeryüzünde en son dik geldiği noktalar olan dönenceler tropikal kuşağın sonu, orta kuşağın başlangıcı olan enlemlerdir.

Matematik ve Sıcaklık İklim Kuşakları

Güneş ışınlarının farklı açılarla yeryüzüne ulaşıyor olması nedeniyle iklim kuşakları oluşmaktadır. Bu ışınların geliş açılarına bağlı olarak matematik iklim kuşakları oluşurken kara ve denizlerin dağılımı, yükselti ve eksen eğikliği, hava kütlelerinin ve okyanus akıntılarının hareketleri gibi nedenlere ilişkili olarak da sıcaklık kuşakları meydana gelmektedir. Matematik iklim kuşaklarıyla sıcaklık iklim kuşakları birbiriyle tamamıyla çakışmazlar.

Galaksi koordinat sistemi

Gökada koordinat sistemi Güneş merkezli ve Samanyolu gökadasının görünen merkezine hizalanmış olan bir gökyüzü koordinat sistemidir. "Ekvator", gökada düzlemini hizalar. Coğrafik koordinata benzer şekilde gökada koordinat sistemi içindeki konumlamada da enlemler ve boylamlar kullanılır.

ℓ ve b sembolleri, sırasıyla gökada boylam ve enlemini ifade etmek için kullanılır. Gökada boylamı, Güneş'ten gökada merkezine doğru uzanan bir eksen düzleminde ölçülür. Gökada enlemi, Güneş'in vertex sapması kullanılarak gökada düzleminden nesneye doğru ölçülür.



Günlük hayatla oldukça iç içe olan kartezyen koordinat sistemi haritacılıkta, gemilerde, uçaklarda, hatta sinema salonlarındaki koltuklara numara verilmesinde bile kullanılan bir konudur. Başarılar dileriz.
8.Sınıf Kartezyen Koordinat Sistemi Konu Anlatımı

» Kartezyen koordinat sistemi birbirine dik olacak şekilde ve sıfır noktasında birbirini kesecek şekilde yerleştirilmiş iki sayı doğrusundan oluşur.


koordinatsistemi1» Bu sayı doğrularından yatay olanına; yatay eksen, apsisler ekseni, x ekseni denirken, dikey olanına; dikey eksen, ordinatlar ekseni, y ekseni isimlerinden herhangi biri söylenir.
» Bir yerin (noktanın) yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayının sıra ile yazılıp söylenmesiyle sıralı ikililer oluşur, her noktanın yeri bir sıralı ikili ile belirtilir.

» Bir noktanın yerinin sıralı ikililer ile yazılmasına yada söylenmesine noktanın siraliikililerkoordinatları denir.

» Noktaların koordinatları parantez içerisine yazılır. Bu yazılışta ilk sayı(virgülden önce yazılan) her zaman noktamıza yatayda karşılık gelen sayı olmalı, ikinci sayı (virgülden sonra yazılan) ise her zaman noktamıza dikeyde karşılık gelen sayı olmalıdır.

» Yandaki resimde A, B, C ve D noktalarının koordinatları yazılmıştır. Sıralı ikililerin yazılışlarına dikkat ediniz.

bolgeler

» Sayı doğruları kartezyen koordinat sistemini 4 farklı bölgeye ayırır.
» Bu bölgeler 1.Bölge, 2.Bölge, 3.Bölge ve 4.Bölge olarak isimlendirilir.
» Yandaki resimde bu bölgeler gösterilmiştir.
» 1.Bölgede bulunan noktaların yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayıların her ikisi de pozitiftir.
» 2.Bölgede bulunan noktaların yatayda karşılık geldiği sayılar negatif, dikeyde karşılık geldiği sayılar pozitiftir.
» 3.Bölgede bulunan noktaların yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayıların her ikisi de negatiftir.
» 4.Bölgede bulunan noktalar ise yatay eksende pozitif, dikey eksende negatif bir sayıya karşılık düşer.

baslangicnoktasi» İki sayı doğrusunun birbirini dik olarak kestiği nokta başlangıç noktası olarak adlandırılır.
» Başlangıç noktasının koordinatları (0,0) dır.
» Başlangıç noktasının bir diğer adı da orijindir.

Beyin Gücü Nedir - Beyin Gücü Nasıl Geliştirilir?



Beyin Gücü Nedir - Beyin Gücü Nasıl Geliştirilir?

Beyin gücü nasıl geliştirilir?, beyin gücü nedir, beyin gücünü kullanma, beyin gücü, beyin gücü düşünce gücü, düşünce gücü, beyni hükmetme, hipnoz, telekinezi, pozitif düşünce, negatif düşünce, beyin gücü hareketleri,



Daha anlayışlı bir şekilde konuşmak, hesapları hızla yapabilmek, çocuğunuzun verdiği cevabın arkasında ne olduğunu hemen anlayabilmek ve ona göre davranabilmek... Küçük de olsa, bu ayrıntıların hayatımızı değiştirebileceğini unutmayın. Bunun içinde beyninize yaptıracağınız ufak egzersizler yeterli olacak. Bir de yediklerinize biraz dikkat etmeniz gerekiyor. Beynin ihtiyacı olan besinlerin başında makarna, pirinç, patates ve ekmek gibi karbonhidratlar geldiğini unutmayın .

Dünyanın IQ'su en yüksek insanı, 228 puan ile Guinness rekorlar kitabına giren Marilyn Vos Savant. Bunu nasıl başardığını ‘‘Beyin Jimnastiği: Beynin Gücünü Artırmak ve 12 Haftada IQ'nuzu Geliştirmek’’ adını verdiği kitapta anlatıyor. Savant, ‘‘Beyin jimnastiği aklınızın sınırsız kapasitesini öğrenmenizde, günlük hayatta karşılaştığınız problemleri çözmenizde, etrafınızdaki kişilerle iyi ilişkiler kurmanızda yardımcı olacak’’ diyor. İşte beyninizi geliştirmek için uygulayabileceğiniz programın başlıca etapları:

Daha zeki olmak için neler yemeli?

Beyin daha iyi çalışmak için 100 milyar hücresini besleyebilen yakıta ihtiyaç duyuyor. Bunun için de doğru diyeti uygulamak gerekiyor. Beynin ihtiyacı olan besinlerin başında karbonhidratlar geliyor; makarna, pirinç, patates ve ekmek. Bitkisel yağlarda ve yumurtanın sarısında bulunan E vitamini, magnezyum, çilek, domates ve sebzelerdeki C vitamini, bira mayasında karşılaşacağınız B1 vitamini, ıspanak ve muzdaki B6 vitamini, ayrıca D vitamini, kalsiyum bu yakıtı oluşturan başlıca maddeler.

Kelime dağarcığınızı hergün biraz daha geliştirin

Günlük hayatta karşılaştığınız her kelimenin tam karşılığını biliyor musunuz? Bu soruya kesin olarak cevap veremiyorsanız kısıtlı bir sözlük bilgisine sahipsiniz demektir. Halbuki insanlarla ilişkilerinizi belli bir düzeyde tutmak ve anlaşabilmek için geniş bir sözlük bilgisine sahip olmalısınız. Toplumun büyük bir kısmı günlük hayatta 6 bin kelime kullanıyor. Bu sayı içinde tekrarlar da bulunuyor. Aşağıda sözlük bilginizi genişletmek için birkaç öneri bulacaksınız:

- Yeni duyduğunuz ya da okuduğunuz kelimelerin tam anlamlarını öğrenmek için sözlüğe bakın

- Karşınızdaki kişi bilmediğiniz bir terim ya da deyim kullandığında ona anlamını sormaktan çekinmeyin

- Argo kelimeleri kullanmaktan kaçının, konuşurken anlamlı ve kesin kelimeler seçin.

Hesap işlerinde samimi olun


12 bölü 1/2 kaç ediyor? Eğer bu soruya cevap veremiyorsanız (ki sonuç 24 ediyor) hesap konusunda egzersiz yapmanız gerekiyor demektir. Matematik konusunda pratik olmak düşünceleri daha iyi kavrayabilmenizi, doğru kararlar alabilmenizi sağlıyor. Bunun için aşağıdaki tavsiyelere uyabilirsiniz:

- Rakamları hiçbir zaman düşman gibi görmeyin, matematik soyut bir kavram değildir, her rakam belli bir niceliğe sahip ve bu nicelik üzerine düşünmek gerekiyor

- Matematiğin sizi eğlendireceğini unutmayın, öğretmenlerle olan sorunlarınızı matematiğin üzerine atmayın;

- Beyninizi kullanmayı öğrenin hesapları aklınızdan yapın, özellikle küçük işlemler için hesap makinası kulanmaktan kaçının.

Mantığınıza güvenin

Mantık, problemleri analiz etmede ve çözüme ulaşmada size yardımcı olacak. Mantığınızı geliştirmek ve kullanabilmek içinse yapabilecekleriniz şunlar:

- Problemler karşısında aklınızı kullanmaya, sakin olup, çözüm için en iyi yolu bulmaya çalışın. Annenizin, arkadaşlarınızın ya da eşinizin olaya karışmasına izin vermeyin

- Eleştirel olmayı öğrenin, toplumun yüzde 50'sinin hükümetten memnun olduğunu duyduğunuzda geri kalan yüzde 50'nin de memnun olmadığını açıkça söyleyin

- Kişilerin söylediklerine körü körüne inanmayın, dışarda yağmur yağıyor cümlesini duyduktan sonra, yanınıza şemsiye almadan önce bir kere de pencereden kendiniz bakın.

Gözlem ruhunuzu geliştirin

Bir inek ile bir ananas arasındaki ortak özellik nedir? Bu soruya hiçbir cevap bulamıyorsanız gözlemlerinize güvenmemelisiniz demektir. Çünkü bu sorunun birçok cevabı bulunabilir, en azından ikisinin de birer canlı oldukları söylenebilir. Gözlem gücünüzü geliştirmek için:

- Çevrenizdeki eşyalara ya da canlılara dikkatle bakın, yaşanmış olaylardan da yararlanabilirsiniz

- Testleri çözün

- Günlük hayatta karşılaştığınız reklam panolarına eleştirel gözle yaklaşın, hedefe ulaşmak için kullanılmış araçlara dikkat edin.

Konsantrasyon oranını arttırın


Konsantrasyonunuzu ve dikkatinizi geliştirmek için aşağıdaki yollara başvurabilirsiniz:

- Her seferinde bir tek iş yapın

- Fazla zaman istemeyen işlerinizi çabucak yapın, böylece daha önemli işlerinize vakit ayırabilirsiniz

- Televizyonu kapatın, televizyon ritmi dikatinizin dağılmasını sağlayacak

- Yaptığınız işlerde sona ulaşmayı başarın, başladığınız işleri yarım bırakmak, özellikle de hiçbir neden yokken, zaman kaybından başka birşey değil.

Zihinsel zekâ; okuma, öğrenme, araştırma yapma ve yazı yazmak gibi zihinsel etkinliklerle geliştirilir.
Öğrenmemek, zihni nadasa bırakmaktır.
İnsan hafızası da beslenmeye ve güçlendirilmeye muhtaçtır.
İşleyen demir ışıldır, atasözü beyin ve hafıza için de geçerlidir.
Zihin ve hafıza kasları; vücut kaslarına benzer.
Spor yapanların vücut kasları nasıl güçleniyorsa öğrenenlerin de hafıza ve zihinleri güçlenir. Spor yapmayanların vücut kasları nasıl zayıplar ve güçsüz kalırsa öğrenmeyenlerin de beyin kasları güçsüz kalır.

Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1**1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar.


TABLOYA BAKIN ve RENKLERİ SÖYLEYİN! KELİMELERİ DEĞİL…

SARI MAVİ TURUNCU SİYAH YEŞİL KIRMIZI MOR YEŞİL MAVİ

YEŞİL MAVİ SİYAH

YEŞİL SARI MOR

Neden zorlanıyorsunuz?


“Sağ ve Sol Beyin Çakışması!”


Sağ beyniniz rengi söylemeye çalışırken, sol beyniniz otomatik olarak onları okumaya çalışıyor.


Beynin İki Yarısı

Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1**1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar…
Bir örnek verecek olursak; futbol dünyasında sağ ayağını ya da sol ayağını çok iyi kullanan futbolcular var. Örneğin, her iki ayağını da son derece iyi kullanan Hagi´nin futbol dünyasındaki yeri çok farklı, değil mi?
Çocuklar, beynin iki yansını beraber kullandıkları halde, onlara hayâl gücü ve hafıza gibi sağ beyin fonksiyonlarıyla ilgili eğitimden çok, mantık ve ezbere dayanan eğitim verilmesi sonucunda bu yetenekleri büyük ölçüde yok olmaktadır.

SAĞ BEYNİN ÖNEMİ

Klâsik eğitim sisteminde daha çok sol lob ağırlıklı akademik bilgilere prim verilmekte, sağ lobun faaliyetleri ise maalesef ihmal edilmektedir.
Beynin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilen günümüzde, eğitim sistemi hâlâ sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.
Oysa, gelişen bilimin ışığında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayâl gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel, üretken sağ lob da kullanılsa, insanların üretkenlik potansiyellerinin kat kat artacağı aşikârdır.
Zaten, tarihte büyük sıçramalar yapan insanlar da, bilerek ya da bilmeyerek, beynin her iki lobunu da birlikte kullanan insanlardır.
Mantığın âdeta tek başına gittiği yerle, sezgi, hayâl ve renklerle el ele gittiği yer bir olur mu?
Sağ lobun da devreye sokulması, insana aynı zamanda duyusal keskinlik kazandırmakta, hedefini sürekli ve herşeyiyle canlı tutan o insana müthiş bir motivasyon kazandırmaktadır.
Bilgisayarların bile matematik ve mantık işlemlerini yapabildiği günümüzde, bunlardan daha önemli bir özellik çıkıyor karşımıza: Üretken düşünce, üretken zekâ.
Hayâl gücü, yeni fikirler oluşturma, orijinalite gibi değerler, insan zihninin üretkenliğini ortaya koyar. Bilgi dünyasına uçtuğumuz günümüzde asıl fark, işte bu noktadadır. Yâni, geleceğin başarılı insanları, üretken zekâya, hayâl gücüne, esnekliğe ve güçlü vizyona sahip insanlar olacaktır.

sistemi ise, bu hedefe ulaştırmak bir yana, insanları yalnızca sol lobun fonksiyonları içine âdeta hapsetmektedir.
İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin resimleri incelendiğinde, her birinde orijinalite ve üretkenliğin izleri açıkça görülmektedir. Aynı öğrenciler dördüncü sınıfa geldiklerinde ise, tek düzeliğin ve kendini birilerine beğendirme arzularının yoğunlaştığı, elma şekerine benzer, tek tip ağaçlar, tek tip evler, aynı tür insan resimlerinin ortaya çıktığı görülmektedir.
Okul öncesi çocuklar daha çok renkler ve görüntülerle düşünmek gibi, dış etkilere daha açık ve çok farklı fantezilere sahiptir. Fakat, okulda bu özellikler bastırılınca, sol beyin, sağ beynin de bazı fonksiyonlarını yüklenmek zorunda kalıyor ve aşırı derecede zorlanıyor. Bu arada, zayıf kalan sağ beyin hırçınlaşınca, çocuklarda birtakım ruhsal dengesizlikler de görülebiliyor.
Aynı zamanda, bu tek yönlü, yâni yanlış ve aşırı bilgi yüklenmesi sonucunda beyinler köreliyor, çocuklarda üretkenlik, merak ve öğrenme istekleri yok oluyor.
Bu çocuklar büyüdüklerinde, özellikle sağ beynin gerekli olduğu durumlarda dâima başarısız oluyorlar.

DENGELİ KULLANIMININ SONUÇLARI

Prof. Orstein, iki beyin işbirliği içinde çalıştığı zaman, genel yetenek ve etkide çok büyük artış olduğunu ortaya koydu. Çünkü, beynimiz, standard matematikten farklı bir şekilde çalışıyor; sağ ve sol beyin birlikte çalıştığı zaman, iki kat değil, beş-on kat daha etkili sonuçlar ortaya çıkıyordu.
Buraya kadar söylediklerimizin ışığında, artık şunları rahatlıkla söyleyebiliriz: Belirli konularda gerçek anlamda uzmanlaşmak, ancak bu iki beynin işbirliği ile mümkün olabilir.
Tarihteki bütün dehâlar, büyük buluş yapanlar, üstün kişiler, hep beyninin iki yarısını da mükemmel bir işbirliği içinde kullanan kimselerdir.
Örneğin Fatih Sultan Mehmet, İstanbul´u almak için gerekli bütün planları, hazırlıkları yaptı, uygulamaya geçti. Bunlar için daha çok, beyninin mantık ağırlıklı sol lobunu kullandı. Fakat, Bizanslılar´ın Haliç´e zincir gerip Osmanlı gemilerinin önünü kesmeleri üzerine hemen sezgi ağırlıklı sağ lob evreye girdi ve tarihte ilk defa, gemiler karada yürütülerek, bir gecede Kasımpaşa´dan Haliç´e indirildi. Sonuç malum.
Evet, dünyamızdaki karmaşa ve problemleri çözmek için, beynimizin iki yarısını birlikte kullanmamız gerekiyor.
Özellikle karmaşık sorunların çözümünde, geniş ve uzun vadeli olabilecek kararlarda sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için, beynin her iki yanının işbirliği içinde çalışması şarttır.
Öğrenilen bilgilerin, geçici bir ezber olarak kalmayıp kalıcı hafızada dosyalanması ve ömür boyu kullanılabilmesi, her iki beynin de öğrenme işine aktif olarak katılmasıyla mümkündür.
Beynimizdeki zincirleri kırıp, beynimizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan dâhiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri, ciddi bir hafıza eğitimiyle fotoğrafik bir belleğe sahip olmaktır.
Temel hafıza tekniklerini öğrenip kullandığınızda,
* Sadece hafızanız güçlenmekle kalmayacak, üretkenliğiniz de müthiş bir şekilde artacaktır.
* Bilgiyi öğrenme hızınız artacak, zihinsel fonksiyonlarınız güçlenecektir.
* Sağ ve sol beyinleriniz arasından müthiş ve dinamik bir potansiyel ortaya çıkacaktır.
* Elbette ki, bütün bunlar, iş ve sosyal yaşantınızdaki problemlerin çözümüne büyük katkılar sağlayacaktır.


alıntıdır

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen “subliminal” mesajlar



ŞUUR ALTINA YÖNELİK MESAJLAR:

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlar “subliminal” gizli mesajlar ,Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj gönderme,mistik gizemler

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.

Bunlardan en çok kullanılanları :
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.

3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.

Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpâzede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil ; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.

Bunlardan en çok kullanılan Dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. Peki sistem nasıl işliyor?

İnsan kulağı sâdece belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız, bu sizin duyabileceğiniz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat ediniz : “duyabilecek” demiyoruz, algılayabilecek diyoruz.

Yani, kulağımız ancak belirli bir frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar, hisseder.

Şuuraltı ve şuuraltının özelliklerini anlattığımız zaman, ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak şimdi öncelikli olarak bu “subliminal mesajlar”ın neler olduğunu ve nasıl işlendiğini sizlere göstermemiz gerekiyor.

8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli-mesajı beyniniz dinler. Bu esnâda kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında şuuraltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi vardır.

Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri: “Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir frekansta, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuur-altına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgâle hazır edilmiştir.

25inci KARE

Kişinin şuur-altına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25inci Kare tekniğidir. Peki nedir bu 25inci Kare?

Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır. Sâniyeden sonra kare gelir ve bir sâniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare ânlıktır. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.

25 karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanâyi’nde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25 karelerle şuur-altınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara ma’ruz kalabiliyorsunuz.

Göz bunları görmüyor ama sâniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü şuuraltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sâyesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25inci Kare”lerle şuuraltına göndermiş oluyor.

PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ BU 25inci KARELERDEN?

Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?

Cevâbı çok basit : Çünkü, gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü, kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya red ediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor.

Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut red etme gibi bir imkânımız var mı? Elbette hayır.

İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki kitlenin şuurlu tercih hakkını gasbederek, onları gizlice zehirlemek!

Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar. 1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların. Psikolog ve psikanilistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak “İnsanı nasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap aradılar. İlk başta ticarî hedefler ve büyük şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu şuur-altı telkinleri. Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara zerk etmeye başladılar.

25inci KARE NE ZAMAN ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?


Şuuraltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır.

1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü ilizyon gösterisi yaparken şuur gücüyle algıalanmayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçülerde algılamasını sağlamıştı.

İşte buradan hareketle şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına “Subliminal Mesajlar” denen bu tür reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı.

James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, sâliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “Kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığı hâlde, şuuraltına hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde **.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.

Bu şekilde, şuur-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür. İşte o gün bugündür uygulanan 25inci kareler sâdece bir insanı ya da bir topluluğu değil ; bütün insanlığı tehdit ede-gelmektedir.

Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsâne olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylediler. Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli-mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.

İşin en ilginç tarafı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve âile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan böyle ciddî ve hayatî bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni-yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.

Televizyon karşısında uyuyan/ uyutulan bir çağda yaşıyoruz!
Uyan ey toplum ve uyandırın uyuyan ruhları! Şuur-altımızı başkaları değil ; biz yönetelim!

ASIL HEDEF ÇOÇUKLAR

Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına ****ografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.

Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde ******lik temasını yıllardır çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır.

“BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR”

Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken : “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?

Peki ne demek “Sanal Reklam?”
Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :
"Sanal reklam"; hukûken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklam amacı ile, halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.”

Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklam uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran “Kurtlar Vadisi Irak” filmini hatırlayın. Film başlarken “Bu filmde sanal reklam uygulaması yapılmaktadır” uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir mimarlık firmasının reklam tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık yerde duran uydu antenleri reklamları ve uyarı tabelalarının altında beliriveren markalar…

O halde en can alıcı soru şu : Niçin sanal reklam?
Çünkü, şuur-altına telkin göndermenin en iyi yolu da ondan.

25. karenin uygulandığı bir film :
DÖĞÜŞ KLÜBÜ / The Fight Club

Niçin bu film?
Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu zannetmeyin.

“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar!” sloganı ile Modern insanın tüketim merkezli hayat tarzını sorgulayan ve aynı zamanda şizofren (çift-kişilikli) bir şahsiyeti anlatan bir filmdir döğüş klübü.

Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği bu film, 2000 yılında Empire Ödülü (İngiltere), 2001’de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü almış ve 2005 yılında Total Film magazin ödüllerinde (UK) “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülmüştür.

Gerçekten çok etkileyici bir filmdir. Moderniteye karşı çıkarak :

“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar”
“Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol…”
“Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyorsunuz.”
“Seyrettiğiniz reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet değiştiriyorsunuz.”
“Sizler paranız kadar iyisiniz.”
“Siz işiniz değilsiniz…”
“Bindiğiniz araba değilsiniz.”
“Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz” diyordu.

Şimdi, “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülen bu filmdeki 25inci kareleri yakalayabilmek ve filmdeki her sâniyeyi kare-kare izleyebilmek için önce :

1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.
2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 “Slov / yavaş” izleme modunda.
3. “klcodec” ile izlerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üç kez tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her sâniyeyi yaklaşık 5 saniyede izleyecek ve her kareyi tek-tek yakalayabileceksiniz.

SONUÇ:
1. Araştırmalarımızın sonucunda filmin yönetmeninin cinsî sapık (***omaniac) olduğunu öğrendik.
2. Filmin (bizim yakalayabildiğimiz) 26 farklı yerinde 25inci kareler kullanılmış.
3. 25inci Kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir.
4. Yönetmen filmin 2 farklı yerinde 25inci kare tekniği ile erkek ****** organını yerleştirmiş.
5. Yine filmin 2 yerinde Çocuk ****osu şuur-altına yerleştirilmiş.
6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor. Aslında çok şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.

7. Uyanmayanlar ve hâlâ 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyoruz. İsteyen filmdeki tespit ettiğimiz bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare-kare izleyebilir.

06:02= elinde sigara olan Brat Pitt resmi,

31:07 = ****** öğeler erkek ****** organı,

31:14 = ****** öğeler,

46:41 =****** öğeler,

49:09 = ****** öğeler,

50:42 ile 50:52 = çocuk ****osu mesajları…

02:10:39= Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek ****** organı filmin finali olarak 25. karede yer alıyor.

Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler’in işi sabun imalatçılığı olmasına rağmen, 30uncu dakikadan itibaren, Tayler’i anlatırken onun bir sinema yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu 2 dakikalık bölümünde Tayler bir sinema yapımcısıdır)

Şu ifadeler 30uncu dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir :

“Sinema filmleri tek bir makarada olmaz ; birkaç makarada olur ve bir kare bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir şey anlamaz. Çünkü bu iş beraberinde bir çok ilginç olanak da sunuyor. Bütün aile filmlerini kare kare görmüştür. Yani izleyici cesur köpek ile ünlü bir şahsiyeti aynı perdede izlerken neler gördüğünü bilmez.
KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR” der ve sorar: “ACABA KAÇINIZ ONU İŞ BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?”

DİKKAT : Adamlar yaptıkları işi aynı filmde anlatıyorlar!

REKLAMLARLA ŞUURU ÇALINAN İNSANLAR

İnsan beyninde şuur-altının tepki verdigi iki mühim olay var : “doğum” ve “ölüm”. Şuur-altımız bu 2 vak’aya çok daha fazla tepki veriyor. Bu 2 mesaja daha duyarlı.

“***” (******lik) mesajı doğum arketipinde, “kill” (öldürmek) mesajı da ölüm arketipinde karşılanıyor. Bu semboller verilmek istenen mesajın içine yerleştirildiğinde şuur-altı bunları öncelikli algılar olarak saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde bu öncelikli depolanan veriler, davranış ve hareketlerimize yön çiziyor.

ŞUUR-ALTI MESAJLAR YASAK DEĞİL Mİ?

Şuur-altı reklamlarının etkisinin ispatlanmasının ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK şuur-altı reklamı : “Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlamıştır.

Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuur-altı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı yasanın 20. maddesi: "Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırdedilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuur-altı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme bağlamıştır.

Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."

1964`te İngiltere, 1974`te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu tekniklere karşı korumaya almıştır. Rusyanın Ekatirinburg şehrinde yayın yapan ATN Televizyonun “Otur ve ATN izle” şeklinde bir gizli mesaj verdiği tespit edilmiş ve 2 ay yayın lisansının iptal edilmesine neden olmuştur.

Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuur-altı reklam yasaklanmıştır ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuur-altı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.

ŞUUR-ALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların şuur-altımızdan kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız şuur-altımızın gücünün ve öneminin farkındayız?

Şuur-altı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır. Bu kavram şuurumuzun farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Şuuraltı, alt benlik, şuur-dışı olarak da adlandırılan şuur-altı kişiliğimizin farkında olmadığımız, kontrolümüz dışındaki parçasını temsil etmektedir. Diğer bir deyişle bu, buzdağının görünmeyen kısmıdır.

Otomatik bir pilot gibi bütün tecrübelerimizi depolar. Bir hâfıza deposudur. Tecrübelerinizi hâtıralar şeklinde depolar. Şuur-altı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların faaaliyete dökülmesinden de sorumludur.

Şuuraltımız, zihin telkin yoluyla iknâ olunmaya müsâittir. Şuurlu zihnin aksine, sorgulamadan tekrarla gelen teklifleri kabul eder, pekiştirir. Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz haâfızada kayıtlı bilgiler arasındadır. En önemli vazifesi ise depoladığı verilere dayanarak mutluluğu sağlamaktır.

Şuuraltı zihin delillerle ne iknâ edilebilir, ne de aldatılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuur-altının en mühim özelliği ise : şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuur-altınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hâtıralar şuur-altı kayıtlarının arasında bulmak pekâlâ mümkündür.

Şuur aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuur-altı hafıza deposuna aktarılır.

Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey şuur-altına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer. İşte tam da bu aşamada şuura değil ama şuur-altına hitap eden bütün propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar derûnî algılarımıza yöneliktir.


GERÇEK : GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?

Şuur-altı dediğimiz şey, şuurun binde 999'unu oluşturuyor. Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.

Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen, gözün fovea hareketleri sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuur-altına atıyor. Bu söylediklerimiz bilimsel verilerdir.

Biz, normal şartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanan şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.

Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve şuur-altımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor....

Öksürüğünüz İçin Bunları Deneyin



Öksürüğünüz İçin Bunları Deneyin

Öksürük kış aylarının yaklaştığı şu günlerde çoğu kişinin şikayeti. Hastalığınız geçse dahi gıcık şeklindeki bu öksürükten kurtulamıyorsanız birde doğal yöntemleri deneyin.

İşte size birkaç öneri…

Karabiber Çayı

Karabiber , dolaşımı ve balgam akışını hareketlendirir. Bal , katıldığında ise bu karışım, öksürüğü tamamen yatıştırır ve doğal bir antibiyotik niteliğindedir.

Bir çay kaşığı kadar taze çekilmiş karabiber , 2 yemek kaşığı kadar bal ile bir fincanda karıştırılır. Üzerine kaynar su dökülür. 15 dakika kadar demlendikten sonra süzülür ve içmeye hazır hale gelir. Balgamlı halde gelen öksürüğü geçirmek için ideal bir içecektir.

Kekik – Bal

Üst solunum yolları enfeksiyonlarına , bronşit gibi hastalıklara çok iyi gelir. Bu hastalıklar öksürük yapan hastalıklar olduğu için , bu öksürüğü geçirmek için kekik kullanılır. Kekik yaprağı , ispatlanmış bir öksürük ilacıdır. İçine bal katılmış kekik çayı daha faydalı olacaktır.


Limon – Karabiber – Tuz

Bir limonu dörde bölün. Böldüğünüz parçalardan birinin üzerine karabiber ve tuz atın. İyileşmenin hızlanması için limonu yiyin. C vitamini ile bağışıklığınız güçlenirken , nefes alışınız da rahatlar. Öksürük için ideal bir yiyecektir.

Ilık Süt – Bal

Bal katarak içtiğiniz ılık süt , öksürüğünüzü alır ve boğazınızı tamamen rahatlatır. Boğazınızdaki gıcığı ve öksürüğün gelmesini engeller.

Badem – Portakal Suyu

Bademleri rondo yardımıyla parçalayın. Bir kaç çay kaşığı parçalanmış bademi , bir fincan portakal suyu ile karıştırın. Öksürüğünüze çok iyi gelecek bir karışımdır…

Editörün tavsiyesi

1-tereyag yada margarinin icine karabiber katip topcuk yapin ve yutun
2-Ayva cekirdegini bir kaba icine su katarak islatin bir gün sonra o jel haline galir onu icin yiyin.

Flatcast Yayinda Kullanabileceginiz Flood Şekiller Seri1



Hiç Biyerde, Bulamayacağınız ,ÇoK Güzel ,Şekiller , Semboller,Süsler

İnşallah Beğenirsiniz.. ÇoK Güzel Şekiller Var

๑۞๑ ̿̿̿̿̿̿̿'̿̿̿̿̿'\̵͇̿̿\=(•- ●)=/̵͇̿̿/'̿̿ ๑۩۞۩๑ ﱢﱢﱟﱞﱡ۩ﱡﱞﱟﱢ ๑۩ﺴ ıllıllı |̲̅̅●̲̅̅|̲̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅| ıllıllı ﺴ۩๑

ҳ(๏̯͡๏)ҳ ̴̡ı̴̡̡ ̡͌l̡ ̴̡ı̴̡ ̡̡͡|̲̲̲͡͡͡ ̲▫̲͡ ̲̲̲͡͡π̲̲͡͡ ̲̲͡▫̲̲͡͡ ̲|̡ ̴̡ı̴̡̡ ̡͌l̡ ̴̡ı̴̴̡ s(•ิ.•ิ)s (̅_̅_̅_- (̅_̅_̅_̅_̅_̅_̅_̅_̅_̅_̅()ڪے ® - ๏[-ิ_•ิ]๏

ҳ̸Ҳ̸ҳҳ̸Ҳ̸ҳҳ »-(¯`v´¯)-» |͇̿ ͇̿C͇͇̿̿¤͇̿̿ ͇̿| εїз ۣۨะะะะะۣۨ> ☜♥☞ <ۣۨะะะะะۣۨ ஐﻬ ﻬஐ ㋡

|͇̿L͇̿|͇̿O͇̿|͇̿V͇̿|͇̿E͇̿| ﻯểйЇ ﻛểV!ỳ٥ŘцМ™ ⓛⓞⓥⓔ |͇͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿¤͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿- ͇̿I͇͇͇̿̿̿٠͇͇͇̿̿̿L͇͇͇̿̿̿o͇̿- ͇͇͇̿̿v͇̿e͇͇͇͇̿̿̿̿̿٠͇̿U͇͇̿̿- ͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿̿|٠ℓσvє٠ [̲̅ə̲̅٨̲̅٥̲̅٦̲̅]

Ξ̲̲̲̅̅̅̅LΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅oΞ●Ξ̲̅- ̲̲̅̅̅VΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅eΞ |͇̿L͇͇̿̿o͇͇̿̿V͇͇̿̿e͇̿| ۰۪۫I۪۫۰۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۫۫O۪۫۰۪۫V۪- ۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۫Y۪۫۰۪۫O۰۪۪۫۫U۪۫- ۪۫۰ SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ
|͇̿I͇̿| ♥|͇̿L͇͇̿̿o͇͇̿̿V͇͇̿̿e͇͇̿̿|♥ |͇̿Y͇͇̿̿o͇͇̿̿u͇͇͇͇̿̿̿̿| ☾☆ »–♥–» ◦ ÕÖ◦ «–♥–« ¤ۣۜ..¤ ( ̲̅:̲̅:̲̅:̲̅[̲̅ ̲̅]̲̅:̲̅:̲̅:̲̅ ) )̲̅ζo)̲̅ζ

(◕‘_’◕) (◡‿◡✿) (◕‿◕✿) (◕〝◕) 凸(^_^)凸 ٩(●̮̮̃●̃)۶ ٩(-̮̮̃-̃)۶ ٩(͡๏̯͡๏)۶ ٩(●̮̮̃•̃)۶
--------------------------------------------------- -------------------------------
(#‵′)凸 (‵▽′)ψ (°ο°)~ @ (^人^) (*‧↓˙*) ( ̄︶ ̄)> <( ̄︶ ̄)/ (‵﹏′) ╮(‵▽′)╭ (‵▽′)/

╮(╯3╰)╭ ╮(╯_╰)╭ (= 0 y o(︶︿︶)o ˋ(′~‵) (ˊ∪▂∪ˋ) ( ° ▽° ) <(‵^′)> o(‧""‧)o (¯▽¯;) (-__-)b

(⊙﹏⊙) (ˋ︿ˊ) (╯︿╰) (=‵′<( ̄︶ ̄)/ (‵﹏′) ╮(╯▂╰)(╯0╰) (╯︿╰)(╯ω╰)(╯﹏╰)(*´・ェ・)っ

(。・ω・)ノ゙ (ξ・з・)ξ (・Ω・)ノ (。Ф∀Ф。)o (ノω-ヾ) (ゝω´・)b U(,,・ω・) ( 'Θ') (*ФωФ)ゞ

Fuck!凸=(´Д`)ノ you!Thief【*´⊥'】 (=゚ω゚) (;ノ゚Д゚)ノ (yωy*) (´ゝз・) (¯(∞)¯) (。・ω・。)

(。>д< (・c_,・。) (っ>ω<っ (_ _。) (`・皿・´) ( -`д´-) (゚ロ゚

(^O^)/ (=^.^ (^-^ (^_-)-☆ (*^o^*) (^.^)/ (^∇^)/(*^.^) (o^.^o) (⌒ε⌒*) (^_^)ε^ )

(~.^)s (^з^)-☆ o(>_<o 凸(`з´) (ノ><ノ (;¬_¬) p(`O´*) (+_+; (>_< (o`з´o)

m(_ _)m (T^T) (T.T) (;_ (/'_')`` (v_v) (O_o) (@_@ (O.O (=_= (o,o (;^_^A

($_$) (^.^)b (・ε・)ノ (。'-')y (-_-)zzz ('_^)b ~m[-_-]m~ ヽ( ´ー`)ノ φ(.. ) Zzz..(u_u)

( ^^)人(^^ ) ┌(^_^)┘♪└(^_^)┐ <( っ '๐')づ



--------------------------------------------------- -------------------------------

■ℓσvє٠『』◆ Ψ ※→№←√ιק ㊣ ∑ ⌒₪₪₪₪₪〖〗۝ @◊ ξ ζ ω □ ஐﻬ ﻬஐ∮≈ 〓 ※ ∴ ぷ ∏ 卐【】△√∩ ¤ 々∞ ①ㄨ ≡ ↘ ↙╰☆╮ ≠ ┢┦aΡpy™♡ ^_^ ♧ ☜♥☞︻◢ ◣ ◥ ◤ ▽ ▓ ▒ Café №@ ㊣ ™ ℡ 凸 の ๑۞๑ ๑۩ﺴ ﺴ۩๑ o(‧'''‧)o べòⓛⓞⓥⓔ »-(¯`v´¯)-» べ ☜ ☞ ¸¸.·*´(¯`v´¯)`*·.¸¸ ~*¤ Ω ๑ ﻬ ♪ ♨ ☎ ☏ ☆ ★ ╰☆╮△ ▲ ♠ ♣ ♧ ∵ ∴ ∷ # ♂ ♀ ♥ ღ ♡ ♬ ♪ ♩ ♭ ♪ ⊙ ◎ ◐ ◑⊕ ¤ ㊝ @ ㊣ ™ ℡ 凸 • ● Š Õ ╠ ╣ Ő ő ∞ ≈ © ‡ † Ž ஜஒ ண இ ஆ ௰ з ๑ ♂ ♀ ♡ ۩۞۩ の ๑۞๑ ﱢﱢﱟﱞﱡ۩ﱡﱞﱟﱢ ﻬ ஐ ╬ ∴ ☆ ∷ ﹌ ★ ◎ ▶ ∞ ♨ ◐ ◑ ↔ ↕ ↘ ♠ ♣ ღ ╬ ∴ ☆ ∷ ﹌ ★ ◎ ▶ ┣▇▇▇═─ ♨ ◐ ◑ ↔ ↕ ◊ ◦ ♠ ♣ Þ ௫ μ o(‧'''‧)o o(╥﹏╥)o 。べòべ あ ぃ £ ℃ © ® ︵︶【】〖〗@﹕﹗/ " _ < > `,·。≈{}~ ~() _ -『』√ $ @ * & # ※ 卐 々 ∞ Ψ ∪ ∩∈ ∏ の ℡ ぁ §▂▃▅▆█ ∮〝〞 ミ 灬 ξ № ∑ ⌒ ξ ζ ω * ㄨ ≮ ≯ ∫ « » ∮ ∝ ∞ ∧ ∨ ∑ ∏ ∥∠ ≌ ─═☆ ☆═─ ▂▂ ▃ ▄ ▅ ▆ ▇ █ [̲̅ə̲̅٨̲̅٥̲̅٦̲̅] (•̪●) ๑ ▀▄▀▄▀▄°°°°°̿̿̿̿̿̿̿ ̿ ̿̿ '̿̿̿̿̿'\̵͇̿̿\ ̿̿̿/̵͇̿̿/'̿̿̿ ̿ ̿ ̿̿ ๏[-ิ_•ิ]๏ ●•٠·˙ ™ ●●●•٠·˙ ˙·٠• εїз ღ ☆⌒Y⌒Y⌒Y⌒☆ ۣۨะะะะะۣۨ> <ۣۨะะะะะۣۨ> <ۣۨะะะะะۣۨ .・。+.。゜*:;。+゜+.゜*゜+。*::゜。:.*- .゚ Y⌒Y。+゚☆゚+。Y⌒Y ゚¨゚゚・*:..。o○☆゚+。*㋡♫ ♬ ♪ ♩ ♭ ♪ の ☆ → あ £ ❤ 。◕‿◕。↘╬『』☃ ❣·•● ➸ ❝❞ ﹌ ✎ ✟ ➹ ❀ ☂ ♨ ☎ ☏★ △ ▲ ♧ ♟ #✖o┽┊﹎.εїз︷✿‧:﹎。❤‧:❉:- ‧ .。.:*・❀●•♪.。✎ ✟ஐ ≈ ๑۩۩.. ..۩۩๑ ๑۩۞۩๑ ✲ ❈ ➹ ~.~ ◕‿-。 ☀☂☁【】┱ ┲ ❣ ✚ ✪ ✣ ✤ ✥ ✦ ❉❥ ❦ ❧ ❃ ❂ ❁ ❀ ✄ ☪ ☣ ☢ ☠ ☭ ♈ ➸ ✓ ✔ ✕ ✖ ㊚ ㊛ *.:。✿*゚‘゚・✿.。.:* •.★*... ...*★.• ·*.:。✿✲-·(¯`°.•°•.★* *★ .•°•.°´¯)*¤°•★•:*´¨`*:•. *.:。✿*゚‘゚・✿.。.:* *.:。✿*゚¨゚✎・ ✿.。.:*

--------------------------------------------------- -------------------------------



A ą Ặ Ẫ ẫ Ắ ắ Ằ ằ ẳ Ẵ ẵ Ä ª ä Å Ä À Á  å ã â Æà æ A a ά a â á à  â Ã ã Ά Æ æ B В в Б β Ђ Ъ Ы Ь ъ ы ь Ъ Ђ Β В ß ß ฿ lЗ в C € Ç ¢ ç ς с С Œ œ © כ ċ Ć ć ς Ĉ ĉ Ċ ċ Č č D Ď ď Đ đ D d d Ð ð E Σ З Ē ē Ĕ ĕ Ė ė Ę ę Ě ě Ә ә Э з е Ё Έ Ε E e ë ê ξ Ê È É € Ë é è פ Є € ξ ∑ ∑ Ế Е Ề Ể Ễ é è έ є Є e ع Э є з э ε э ё F F ₣ ₣ ƒ ſ f ƒ G G G g g G G Ĝ ĝ Ğ ğ Ġ ġ Ģ ģ H Н Ĥ ĥ Ħ ħ Ή ŀl Η H h H h Ή ћ ђ ђ Ћ Ң н ң н Њ њ I І Ї ϊ Ϊ ί ι Ï ї Ί Ι I I Ί ¡ ϊ ï î Í í Ì ì Î î I I I ΐ I Ĩ ĩ Ī ī Ĭ ĭ Į į İ I J IJ ij Ĵ ĵ ј Ј J j K Ќ К Κ K k ќ ĸ к Қ қ к Ҝ ҝ Ќ Ќ К Ķ ķ ĸ κ £ L Ŀ L L L L c l L l ŀ l £ l Ĺ ĺ Ļ ļ Ľ ľ Ŀ ŀ Ł ł ₤ ζ M м м М М Μ N И Π п מ П π ⁿ Ν И и й η ñ ח Ñ Й Ŋ ŋ ή ή η n и й N Ń ń Ņ ņ Ň ň ʼn Ŋ ŋ O Ю ю О ם ט ο Ό Ο о ό Θ Ф Φ Ǿ ǿ ф ф σ ό θ θ Θ θ ó ò Ó Ò Ô ô Ö ö Õ õ Ό Ø ø Ợ ợ Ọ ọ ớ ờ O o о Ở Ờ Ớ Ổ ổ Ở Ợ Ō ō Ŏ ŏ Ő ő P Р Ρ þ Þ р ρ ρ Q q q Œ œ R Ѓ Г Ґ ґ Γ Я Я ® R R я r г Ŕ ŕ Ŗ ŗ Ř ř я ѓ S ى Ѕ § š Š § S ѕ s S s S s Ś ś Ŝ ŝ Ş ş Š š T † T T t T T τ t ΐ t т т t Τ Т Ţ ţ Ť ť Ŧ ŧ U Џ U Ụ Ủ Ứ Ừ Ử Ữ Ự u ΰ Ú ú Ù ù Û û Ü ü µ υ Џ Џ U ự ữ ử ừ u ц Ũ ũ Ū ū Ŭ ŭ Ů ů Ű ű Ų ų ΰ υ ϋ ύ ϋ ύ μ Ц ц V ν ٧ џ √ W Ш Щ Ẁ ẁẂ ẃ Ẅ ẅ ω ώ ώ ш щ Ẁ ẁ Ẃ ẃ Ẅ ẅ Ш Щ W w ω ώ ω ш щ Ŵ ŵ X Х Χ Х χ х × Ҳ ҳ Y У ¥ ¥ Ч ч ¥ Ỳ ỳ Ỵ Ў ў ỵ у Ỷ ỷ У Ч ў ч Ў ¥ ÿ Ύ Ý Ÿ ¥ Ύ ÿ ý Ϋ Ύ γ Ŷ ŷ Υ Ÿ Ỳ ỳ Ҹ ҹ ע ץ Z Ź ź Ż ż Ž ž Z Z z Ž Z z ž Ζ
--------------------------------------------------- -------------------------------
① ② ③ ④ ⑤ ⑥ ⑦ ⑧ ⑨ ⑩ ⑪ ⑫ ⑬ ⑭ ⑮ ⑯ ⑰ ⑱ ⑲ ⑳
ⓐ ⓑ ⓒ ⓓ ⓔ ⓕ ⓖ ⓗ ⓘ ⓙ ⓚ ⓛ ⓜ ⓝ ⓞ ⓟ ⓠ ⓡ ⓢ ⓣ ⓤ ⓥ ⓦ ⓧ ⓨ ⓩ
㊊ ㊐ ㊋ ㊌ ㊍ ㊎ ㊏ ㊐ ㊑ ㊒ ㊓ ㊔ ㊕ ㊖ ㊗ ㊀ ㊁ ㊂ ㊃ ㊄ ㊅ ㊆ ㊇ ㊈ ㊉
¼ ½ ¾ ³ ² ⅰ ⅱ ⅲ ⅳ ⅴ ⅵ ⅶ ⅷ ⅸ ⅹ ⊙﹏⊙ ⅠⅡ Ⅲ Ⅳ Ⅴ Ⅵ Ⅶ Ⅷ Ⅷ Ⅸ Ⅹ Ⅺ Ⅻ
------------------------------------------------- ---------------------------------
۰۪۪۪۪۫۫۫۫A۪۫۰۪۪۫۫B۪۫۰۪۪۫۫C- ۫۰۪۪۫۫D۪۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۪۫۫F۪۫۰- ۪۪۫۫G۪۫۰۪۪۫۫H۪۫۰۪۪۫۫I۪۫۰۪۫- ۫J۪۫۰۪۪۫۫K۪۫۰۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۫۫M- ۪۫۫۰۪۪۫۫N۪۫۰۪۪۫۫O۪۫۰۪۪۫۫P۪- ۪۫۫۰۪۪۫۫Q۪۫۰۪۪۫۫R۪۫۰۪۪۪۫۫۫- ۪۫S۪۫۰۪۪۫۫T۪۫۰۪۪۫۫U۪۫۰۪۪۫۫V- ۪۫۰۪۪۫۫W۪۫۰۪۪۫۫X۪۫۰۪۪۫۫Y۪۫- ۪۪۫۫Z۪۫۰
۰۪۪۫۫a۪۫۰۪۪۫۫b۪۫۰۪۪۫۫c۪۫۰۪- ۪۫d۪۫۰۪۪۫۫e۪۫۰۪۪۫۫f۪۫۰۪۪۫۫- g۪۫۰۪۪۫۫h۪۫۰۪۪۫۫i۪۫۰۪۪۫۫j۪۫- ۰۪۪۫۫k۪۫۰۪۪۫۫l۪۫۰۪۪۫۫m۪۫۰۪- ۪۫n۪۫۰۪۪۫۫o۪۫۰۪۪۫۫p۪۫۰۪۪۫۫- q۪۫۰۪۪۫۫r۪۫۰۪۪۫۫s۪۫۰۪۪۫۫t۪۫- ۰۪۪۫۫u۪۫۰۪۪۫۫v۪۰۪۪۫۫w۪۫۰۪۫- ۫x۪۫۰۪۪۫۫y۪۫۰۪۪۫۫z۪۫۰
۰۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۫۫O۪۫۰۪۪۫۫N۪۫۰۪- ۪۫E۪۫۰۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۫۫Y۪۫۰۪۪۫۫- Q۪۫۰۪۪۫۫U۪۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۪۫۫E۪۫- ۰۪۪۫۫N۪۫۰۰۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۫۫o۪۫۰- ۪۫۫n۪۫۰۪۪۫۫e۪۫۰۪۪۫۫l۪۫۰۪۪۫- ۫y۪۫۰۪۪۫۫Q۪۫۰۪۪۫۫u۪۫۰۪۪۫۫e۪- ۫۰۪۪۫۫e۪۫۰۪۪۫۫N۪۫۰
۰۪۫I۪۫۰ ۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۫۫O۪۫۰۪۫V۪۫۰E۪۫ ۰۪۫Y۪۫۰۪۫O۰۪۪۫۫U۪۪۫۫۰۰۪۪۫۫R- ۪۫۰۪۪۪۪۪۪۫۫۫۫۫۫O۪۫۰۪۪۫۫Z۪۫- ۰۪۪۪۪۪۪۫۫۫۫۫A۪۫۰۰۪۪۫۫R۪۫۰۪- ۪۪۪۪۪۫۫۫۫۫۫O۪۫۰۪۪۫۫Z۪۫۰۪۪۫- ۫E۪۫۰۰۪۪۫۫B۪۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۪۫۫E- ۪۫۰۰۪۪۫۫C۪۫۰۪۪۪۪۫۫۫۫I۪۫۰۪۪۫۫N- ۫۰۪۪۫۫C۪۫۰۪۪۪۪۫۫۫۫A۪۫۰۪۪۫- N۪۫۰۰۪۪۪۪۫۫۫۫C۪۫۰۪۪۪۪۫۫۫۫A- ۪۫۰۪۪۫۫G۪۫۰۪۪۫۫L۪۫۰۪۪۪۪۫۫۫- ۫A۪۫۰۪۪۫۫R۪۫۰۰۪۪۫۫C۪۫۰۪۪۫۫H- ۪۪۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۪۫۫N۪۫۰۪۪۫۫S۪- ۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۪۫۫R۪۪۪۪۪۫۫۫۫۫۰- ۪۫۫V۪۫۰
۰۪۪۪۪۫۫۫۫L۪۫۰۪۪۫A۪۫۰۪۪۫۫D۪- ۰۪۪۫۫Y۪۫۰۪۪۫۫B۪۪۫۫۰۪۪۫۫U۪۫- ۰۪۪۫۫T۪۫۰۪۪۫۫T۪۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪- ۪۫R۪۫۰۪۪۫۫F۪۫۰۪۪۫۫L۪۫۰Y۪۫۰- ۪۪۪۪۫۫۫۫B۪۫۰۪۪۫۫I۪۫۰۪۪۫۫B۪- ۫۰۪۪۫۫I۪۫۰۪۪۫۫T۪۫۰۪۪۫۫K۪۫۰- ۪۪۪۫۫۫۫A۪۫۰
۰۪۪۫۫O۪۪۪۫۫۫O۪۫۰۰۪۪۫۫S۪۫۰۪- ۪۫F۪۫۰۪۪۫۫R۪۫۰۪۪۪۪۪۫۫۫۫O۪۫- ۰۪۪۪۪۪۫۫۫۫O۪۪۪۪۫۫۫۫۰۪۪۫۫T۪- ۫۰۰۪۪۫۫M۪۪۪۫۫۫۰۰۪۪۫۫M۪۪۫۫۰- ۪۪۫۫O۪۫۰۪۪۫۫O۪۫۰۪۪۫۫O۪۫۰۪۫- ۫N۪۫۰۰۪۪۫۫C۪۫۰۪۪۫۫E۪۫۰۪۪۫۫- N۪۫۰۪۪۪۪۫۫۫۫A۪۫۰
------------------------------------------------- ---------------------------------
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅AΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅BΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅CΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅DΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅EΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅FΞ●Ξ̲̲̅̅̅̅- GΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅HΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅IΞ- Ξ̲̲̲̅̅̅̅JΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅KΞ●Ξ̅- ̲̲̅̅̅LΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅MΞ●
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅NΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅OΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅PΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅QΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅RΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅SΞ●Ξ̲̲̅̅̅̅- TΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅UΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅VΞ- Ξ̲̲̲̅̅̅̅WΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅XΞ●Ξ̅- ̲̲̅̅̅YΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅ZΞ●
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅aΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅bΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅cΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅dΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅eΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅fΞ●Ξ̲̲̅̅̅̅- gΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅hΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅iΞ- Ξ̲̲̲̅̅̅̅jΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅kΞ●Ξ̅- ̲̲̅̅̅lΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅mΞ●
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅nΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅oΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅pΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅qΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅rΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅sΞ●Ξ̲̲̅̅̅̅- tΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅uΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅vΞ- Ξ̲̲̲̅̅̅̅wΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅xΞ●Ξ̅- ̲̲̅̅̅yΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅zΞ●
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅LΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅OΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅NΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅EΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅LΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅YΞ●Ξ̲̲̅̅̅̅- QΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅UΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅EΞ- Ξ̲̲̲̅̅̅̅EΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅NΞ●
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅LΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅oΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅nΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅eΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅lΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅yΞ●Ξ̲̲̅̅̅̅- QΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅uΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅eΞ- Ξ̲̲̲̅̅̅̅eΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅nΞ●●Ξ- ̲̲̲̅̅̅̅BΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅eΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅̅eΞ●
●Ξ̲̲̲̅̅̅̅OΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅OΞ●●- Ξ̲̲̲̅̅̅̅IΞ●●Ξ̲̲̲̅̅̅̅LΞ●Ξ- ̲̲̲̅̅̅oΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅VΞ●Ξ̲̅̅- ̲̲̅eΞ●●Ξ̲̲̲̅̅̅̅YΞ●Ξ̲̲̅̅̅- ̲̅oΞ●Ξ̲̲̲̅̅̅̅UΞ●
------------------------------------------------- ---------------------------------
|͇̿A͇̿||͇̿B͇̿||͇̿B͇̿||͇̿C͇̿||͇̿D- ͇̿||͇̿E͇̿||͇̿F͇̿||͇̿G͇̿||͇̿H͇̿||- ͇̿I͇̿||͇̿J͇̿||͇̿K͇̿||͇̿L͇̿||͇̿M- ̿||͇̿N͇̿||͇̿O͇̿||͇̿P͇̿||͇̿Q͇̿||- ̿R͇̿||͇̿S͇̿||͇̿T͇̿||͇̿U͇̿||͇̿V͇- ̿||͇̿W͇̿||͇̿X͇̿||͇̿Y͇̿||͇̿z͇̿|
|͇̿a͇̿||͇̿b͇̿||͇̿d͇̿||͇̿e͇̿||͇̿f- ͇̿||͇̿g͇̿||͇̿h͇̿||͇̿i ͇̿||͇̿j ͇̿||͇̿k͇̿||͇̿l ͇̿||͇̿m͇̿||͇̿n͇̿||͇̿o͇̿||͇̿p͇̿||- ͇̿q͇̿||͇̿r͇̿||͇̿s͇̿||͇̿t͇̿||͇̿u- ̿||͇̿v͇̿||͇̿w͇̿||͇̿x͇̿||͇̿y͇̿||- ̿z͇̿|
٠¤٠|͇̿L͇̿|¤|͇̿O͇̿|¤|͇̿N͇̿|¤|͇- ̿E͇̿|¤|͇̿L͇̿|¤|͇̿Y͇̿|¤|͇̿Q͇̿|¤|- ͇̿U͇̿|¤|͇̿E͇̿|¤|͇̿E͇̿|¤|͇̿N͇̿|- ¤٠|͇̿0͇̿|¤|͇̿0͇̿|٠¤٠|͇̿L͇̿|¤|- ̿M͇̿|٠¤٠|͇̿0͇̿0͇̿|¤|͇̿L͇͇̿̿o͇- ͇̿̿V͇͇̿̿e͇̿|¤|͇̿L͇̿M͇̿|٠¤٠
|͇͇͇̿̿̿¤͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿̿L͇͇͇̿̿- ̿o͇͇̿̿n͇͇̿̿e͇͇͇̿̿̿l͇̿y͇̿Q͇͇̿- ͇̿̿u͇͇͇͇̿̿̿̿e͇͇̿e͇̿n͇̿¤͇͇̿̿- ̿٠͇͇͇̿̿̿̿| |͇͇͇͇̿̿̿̿̿¤͇̿ ͇͇͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿̿C͇͇͇̿̿̿a͇̿m͇- ͇̿f͇͇̿̿r͇͇̿̿o͇͇̿̿g͇̿:͇̿a͇̿d͇- ̿d͇̿:͇̿0͇̿0͇͇̿̿ ͇̿¤͇͇͇̿̿̿٠͇͇͇̿̿̿̿| |͇͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿¤͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿- ͇̿0͇̿0͇͇͇͇͇̿̿̿̿¤͇͇͇͇̿̿̿̿̿- ͇̿| |͇̿ ͇͇̿̿ ͇̿ ͇̿ ͇͇͇̿̿ ͇̿ ͇̿ ͇̿¤͇̿ ͇̿ ͇̿ ͇̿٠͇͇̿̿ ͇̿|
--------------------------------------------------- -------------------------------

(̅_̅_̅̅_̅(̲̲̲̲̲̅̅̅̅̅̅(̅_̅_̅̅_- ̲0̲̲̅̅0̲̅(̲̅a̲̅d̲̲̅̅d̲̅)̲̲̅̅- ̅_̅_̅_̅̅̅̅̅̅()ڪے (̅_̅̅_̅(̲̲̲̲̲̅̅̅̅̅̅(̅_̲̲̅̅L- ̲̲̲̲̲̲̅̅̅̅̅o̲̲̲̲̲̲̅̅̅̅̅̅n- ̲l̲̅y̲̅Q̲̅û̲̅e̲̲̲̲̲̅̅̅̅̅̅̅- ̲̲̅̅e̲̅n̲̲̲̅̅̅_̅()ڪے (̅_̅_̅_̅(̲̲̲̲̲̅̅̅̅̅̅(̅_̅_̲̅м- ̲̅a̲̅я̲̅l̲̅b̲̅o̲̅r̲̅o̲̅̅_̅_̅_- ()ڪے
------------------------------------------------- ---------------------------------
|̶̿ ̶̿ ̶̿ ̶̿|A |̶̶͇͇̿̿ ̶͇̿ ̶̶͇͇̿̿) B |͇̿ ͇̿ C |͇͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿ ͇͇͇͇͇͇̿̿̿̿̿̿ ͇̿) D |̶͇̿ ̶͇̿ E |̶̿ ̶̿ ̶̿ F |͇̿ ͇̿ ̶͇̿ι G |̶ ̶ ̶ ̶|H ͇̿ ͇͇̿̿l ͇̿ I , ͇ ͇̿|J |<K |͇͇ ͇ L |̿ V ̿|M
|̿ \͇|N |͇̿ ͇̿ ͇̿|O |̶̿ ̶̿ ̶̿' P |͇̿ ͇̿ ͇̿L Q |̿ |̶̿ ̶̿ ̶̿ﭑ, R '̶͇̿ ̶͇̿ ͇̿ι S ̿|̿ T |͇ ͇ ͇͇|U \͇ / V |͇ Λ ͇| \͇ Λ ͇/ W >< X '̶ ̶ ̶|Y ,̶͇̿ ͇̿' Z
★ |͇͇ |͇̿ ͇̿ ͇̿||̿ \͇||̶͇̿ ̶͇̿ ͇̿ |͇͇ '̶ ̶ ̶ ̶||͇̿ ͇̿ ͇̿L |͇͇ ͇||̶͇̿ ̶͇̿ ͇̿ |̶͇̿ ̶͇̿ ͇̿ |̿ \͇| ★ |͇̿ ͇̿ ͇̿||͇̿ ͇̿ ͇̿| ★


♥♡ Font Picture ♡♥

.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.•*- *•.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.- •**•.•**•.
.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.•*- *•.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.- •**•.•**•.
.©º°¨°º©©º°¨°º©.☜.♥ ⓛⓞⓝⓔⓛⓨⓠⓤⓔⓔⓝ ♥.☞.©º°¨°º©©º°¨°º©.
__________________________________________________- _________
__________________________________________________- _________
_____$$_$$___$$_____$$$$___$$__$$_$$$$$__$$___$$__- $$_______
____$__$__$__$$____$$__$$__$$$_$$_$$_____$$___$$__- $$_______
_____$_B_$___$$____$$__$$__$$_$$$_$$$$___$$___$$$$- $$_______
______$_$____$$____$$__$$__$$__$$_$$_____$$_______- $$_______
_______$_____$$$$$__$$$$___$$__$$_$$$$$__$$$$$_$$$- $$_______
__________________________________________________- _________
.*.+.*.+.*.+.*+.+.*+.*.+.*.*.+.*.+.*+.+.*+.*.+.*.*- .+.*.+.*+.+.*+.*.
.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.•*- *•.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.- •**•.•**•.
.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.•*- *•.•**•.•**•.•**•.•**•.•**•.- •**•.•**•.


{(F)} * {(F)} _./'\._,,.•¤**¤•.¸.•¤**¤•..•¤**¤- .¸.•¤**¤•¤_./'\._ - {(F)} * {(F)}
{(F)} * {(F)}* {(F)} *•..•*+*+*(*) Welcome To ur Room (*)*+*+*•..•* {(F)}- * {(F)}* {(F)}
{(F)} * {(F)} * {(F)} * {(F)} /.•*•.\ ¸..•¤**¤•.,.•¤**¤•.*.•¤**¤•.¸.- •¤**¤•/.•*•.\ {(F)} * {(F)} * {(F)}* {(F)}

°º٠ℓσvє◦˚ஐ˚◦¸@,¸.·*(¯`v´¯)`*- .¸@¸◦ ˚ஐ˚◦You٠º°

<º))))><.·´¯`·., (Your Name Here)¸.·´¯`·.¸><((((º>


• ◦˚ஐ˚◦ • > ¤® (Your Name Here) ®¤ < • ◦˚ஐ˚◦ •


¤(•ิ.•)¤(¯`·.¸¸.-»» (Your Name Here) «« -.¸¸.·´¯)¤(•ิ.•)¤


ℓσvє●ҳ̸Ҳ̸ҳҳ̸Ҳ̸ҳҳ ● (Your Name Here) ●ҳ̸Ҳ̸ҳҳ̸Ҳ̸ҳҳ● ℓσvє


●•°·.¸.·°''°·.¸.-»» (Your Name Here) ««-.¸.·°''°·.¸.·°•●


¤|!¤*|͇̿ ͇̿C͇͇̿̿¤͇̿̿ ͇̿|*¤!|¤ (Your Name Here) ¤|!¤*|͇̿ ͇̿C͇͇̿̿¤͇̿̿ ͇̿|*¤!|¤


°º٠ °•. °•. °•. (Your Name Here) .•° .•° .•° ٠º°


๑۩۞۩๑.°•.°•. -»» (Your Name Here) ««-.•°.•°.๑۩۞۩๑


¤~~(¤(•ิ.•)¤)~~¤ (Your Name Here) ¤~~(¤(•ิ.•)¤)~~¤


ıllıllı |̲̅̅●̲̅̅|̲̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅| ıllıllı (Your Name Here) ıllıllı |̲̅̅●̲̅̅|̲̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅| ıllıllı


(^^(-_-)^^) (Your Name Here) (^^(-_-)^^)


¥-×xXx×-¥~ (Your Name Here) ~¥-×xXx×-¥


( ̲̅:̲̅:̲̅:̲̅[̲̅ ̲̅]̲̅:̲̅:̲̅:̲̅ )۰ (Your Name Here) ۰( ̲̅:̲̅:̲̅:̲̅[̲̅ ̲̅]̲̅:̲̅:̲̅:̲̅ )


•°l¯l_l¯l* (Your Name Here) *l¯l_l¯l•°

»»-(¯`·v·´¯)-•-»» (Your Name Here) ««-•-(¯`·v·´¯)-««


~~ ๏[-ิ_•ิ]๏ ~~ (Your Name Here) ~~ ๏[-ิ_•ิ]๏ ~~





°·.¸.·°¯°·.¸.·°¯°·.¸.-> (Your Name Here) <-.¸.·°¯°·.¸.·°¯°·.¸.·°


(¯`·.(¯`·.(¯`·.(¯`·. (Your Name Here) .·´¯).·´¯).·´¯).·´¯)


̿̿̿̿̿̿̿'̿̿̿̿̿'\̵͇̿̿\=(•̪- )=/̵͇̿̿/'̿̿ (Your Name Here) ̿̿̿̿̿̿̿'̿̿̿̿̿'\̵͇̿̿\=(•̪- )=/̵͇̿̿/'̿̿


°·.¸.·°¯°·.¸.·°¯°·.¸.-> (Your Name Here) <-.¸.·°¯°·.¸.·°¯°·.¸.·°


̴̡ı̴̡̡ ̡͌l̡ ̴̡ı̴̡ ̡̡͡|̲̲̲͡͡͡ ̲▫̲͡ ̲̲̲͡͡π̲̲͡͡ ̲̲͡▫̲̲͡͡ ̲|̡ ̴̡ı̴̡̡ ̡͌l̡ ̴̡ı̴̴̡ (Your Name Here) ̴̡ı̴̡̡ ̡͌l̡ ̴̡ı̴̡ ̡̡͡|̲̲̲͡͡͡ ̲▫̲͡ ̲̲̲͡͡π̲̲͡͡ ̲̲͡▫̲̲͡͡ ̲|̡ ̴̡ı̴̡̡ ̡͌l̡ ̴̡ı̴̴̡


¸,ø¤º°`°º¤ø,¸ (Your Name Here) ¸,ø¤º°`°º¤ø,¸


<(*_*)>...:... (Your Name Here) ...:...<(*_*)>


©º°¨¨°º©©º°¨¨°º© (Your Name Here) ©º°¨¨°º©©º°¨¨°º©


.·´¯(_.·´¯(_.·´¯(_ (Your Name Here) _)¯`·._)¯`·._)¯`·.


(¯`·.¸¸.·´¯`·.¸¸.-> (Your Name Here) <-.¸¸.·´¯`·.¸¸.·´¯)


๑۞๑*-._.-*๑۞๑ (Your Name Here) ๑۞๑*-._.-*๑۞๑


¤(•ิ.•)¤(¯`·¤.(¯`·¤. (Your Name Here) .¤· ´¯).¤·´¯)¤(•ิ.•)¤

+

/|,\
/ | ,\
/ , |44\
/ 44| \
/ ___|____\
/ ,/___ ___\, \
_/_ _: _ \ __ _ _ _ __
\ ================================ /
\______________ WeLCoMe _______________/
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ -
/SETOPT motd
(*)
(*)
+
(*)
/|,\
/ | ,\
/ , |44\
/ 44| \
/ ___|____\
/ ,/___ .___\, \
©_/_(a) _:$ __;D _(Z) _8) _(H) _ (x)_
\ ============================== /
\______________(L) WeLCoMe (L)______________/
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

-
- l
- / \
- / \
- / \ -
| | |-( ) -| | |
/^\ | /^\ | - | /^\ | /^\
|o | /^\ ( o ) |--l---| ( o ) /^\ | o|
|_ | |-| |^-^| ---| |---l-- | |--- |^-^| |-| |_ |

/SETOPT motd - (*)
- l
- / \
- /(*) \
(*) (*) / \ (*) (*)
| (*) | |-( ) -| | (*) |
/^\ | /^\ | - | /^\ | /^\
|o | /^\ ( o ) |---l--| ( o ) /^\ | o|
|_ | |-| |^-^| ---| |---l--| |--- |^-^| |-| |_ |


(¨`•.•´¨).¸.(¨`•.- ´¨)
(¨`•.´`•.,.•***•.,.•´`.•´¨)
(¯`'•.¸ WeLCoMe ¸.•'´¯)
(¯`'•.,¸ HoSGeLDiNiZ ¸.•'´¯)
(¯`'•., اهلا وسهلا ¸.•'´¯)
(¨`•.•´`•. ¸. •**•.¸.•´`•.•´¨)
`•.¸(¨`•.•´¨ *** ¨`•.•´¨).•´
`•.¸. (¨`•.•´¨) .¸.•´
`•.- .•´


+--^----------,---,-----,--------------^-,
| ||||||||| `----' - |
`+--------------------^-----------------|
`\_,---------,-----,--------------------'
/ XXXXXX / '| /'
/ XXXXXX / `\ /'
/ XXXXXX /`---'
/ XXXXXX /
------------

...*..*..*.............*..*..*
.*............*.......*............*
*.................*..*................*
*.......................................* (L) W
.*.........................*..*......*....* (L) E
....*.....................*........*..*.....* (L) L
......*....................*.....*...........* (L) C
..........*..................*..............* (L) O
...............*.........*......*......* (L) M
....................*...............* (L) E

- \\\|///
- ((O)(O))
+-----------------oOO--(_)--OOo-----------------+
| (*)(*)(*) WeLCoMe (*)(*)(*) |
+-----------------oOO- (H) -OOo-----------------+
- |__|__|
- | | |
- ooO Ooo

________$$$$$$$$$$$___________________________
_______$$$$$$$$$$$$$$$$$____________$_________
____$$$$$$$$__________$$$$_________$$$________
__$$$$$$$$________________________$$$$$_______
_$$$$$$$_____________________$$$$$$$$$$$$$$$__
_$$$$$$$_______________________$$$$$$$$$$$____
__$$$$$$$$________________$_____$$$$$$$$$_____
____$$$$$$$$__________$$$$_____$$$$___$$$$____
_______$$$$$$$$$$$$$$$$$______$$_________$$___


__/\__ *(*)W(*) * __/\__ *
* \ / * (*)E(*) * .* \ / * *
/_ _\ * (*)L(*) * /_ _\ *
. \/ * . . (*)C(*) * . \/ * .
* __/\__ * (*)O(*) * __/\__ *
. * \ / * * (*)M(*) . * \ / *
. /_ _\ *. . (*)E(*) . /_ _\ *.
* \/ * \/

__000000 00000
00000000_0000000
0000000000000000
_00000000000000
___00000000000
______00000
________0 ___00000 00000
________*__000000_0000000
_______*___00000000000000
______*_____000000000000
______*_______00000000
______* ________0000

-----_--------.--_
----((`'-"``""-'`))
----)-__-__-__-(
.---/---(o _ o)---\
----\-*.-( 0 )-*.-/
--- _'-. ._'='_. .-' _
--/`;#'#'#.-.#'#'#;`\
.-\_))-----'#'---- ((_/
---- (L)WeLCoMe(L)
----'#.-------*.-.#'
-.---/-'#.----.-.#'-\
...---\-..\'#. .#'/-../
----((___) '#' (___))


____ xxxxxxxx________xxxxxxxx .
____xxxxxxxxxx______xxxxxxxxxxx B
___xxxxxxxxxxxxx___xxxxxxxxxxxxx A
___xxxxxxxxxxxxxx_xxxxxxxxxxxxxxx D
___xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx B
____xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx O
_____xxxxxxxx~WeLCoMe~xxxxxx Y
______xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx .
_________xxxxxxxxxxxxxxxxxx C
___________xxxxxxxxxxxxx O
_____________xxxxxxxxx O
______________xxxxxx L
_______________xxxx G
_______________xxx I
______________xx R
_____________x L
___________x .


___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
____█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
____█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
____█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
___█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
__█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█
_█▓▒ ♥ ~*SξИi ĈסҚ SξViүסЯцМ*~ ♥ ▒▓█


˜*•. ˜*•.•*˜ .•*˜
˜*•. ˜”*°•.˜”*°•.•°*”˜.•°*”˜ .•*˜
˜”*°•.˜”*°(*)WeLCoMe(*)°*”˜.•°*- ˜
.•*˜ .•°*”˜.•°*”˜”*°•.˜”*°•. ˜*•.
.•*˜ .•*˜*•. ˜*•.


{(F)} * {(F)}
{(F)} * {(F)}* {(F)}
{(F)} * {(F)} * {(F)} * {(F)}
{(F)} * {(F)} * {(F)}
\ \ \ / / /
\ \ / / -
\ l /
>((L))< -
/ | \

(¯`•.•´¯) HoSGeLdiN
`•.,(¯`•.•´¯)
(¯`•.•´¯)•´ اهلا وسهلا
`•.,.(¯`•.•´¯)
(¯`•.•´¯) ยินดีต้อนรับ
(¯`•.•´¯)•´
`•.,,.•´ WeLCoMe

.•*´¨`*•.¸¸.•*´¨`*•.¸¸.•*´¨`*- .¸¸.•*´¨`*•.¸¸.•
::: (\_(\ ...*...*...*...*...*...*...*......*...*...*.
*: (=' :')::: { (*) WeLCoMe (*) } :::
•..(,('')('')¤...*...*...*...*...*...*...*... *.- ..*...*.
¸.•*´¨`*•.¸¸.•*´¨`*•.¸¸.•*´¨`- *•.¸¸.•*´¨`*•.¸¸.• -


•(*)
*•(*)
**•(*)
***•(*)
****•(*)
*****•(*)
******••••••••••••••- (*)
****************•(*) HoSGeLdiN(F)
***************•(*)
**************•(*)
*************•(*) اهلا وسهلا(F)
************•(*)
***********•(*)
************•(*) ยินดีต้อนรับ(F)
*************•(*)
**************•(*)
***************•(*) (f)WeLCoMe
******••••••••••••••- (*)
*****•(*)
****•(*)
***•(*)
**•(*)
*•(*)
•(*)


.....灌........灌.- .....
....灌..灌.....灌.灌- ....
.....灌..灌....灌..- ....
......灌..灌..灌.灌.- ....
.....灌......... 灌....
...灌............- 灌...
..灌.............- .灌..
.灌..............- ..灌.
灌...............- ...灌
灌...............- ... .灌
灌.....∩.......∩.- ....灌
灌. ................- ...灌
灌. ...◎....U....◎...- 灌
.灌..............- ....灌.
..灌灌............- 灌灌..
....灌.灌.灌.灌.灌.灌.- ...



__000000___00000
_00000000_0000000
_0000000000000000
__00000000000000
____00000000000
_______00000
_________0
________*__000000___00000
_______*__00000000_0000000
______*___0000000000000000
______*____00000000000000
_______*_____00000000000
________*_______00000
_________*________0
_000000___00000___*
00000000_0000000___*
0000000000000000____*
_00000000000000_____*
___00000000000_____*
______00000_______*
________0________*
________*__000000___00000
_______*__00000000_0000000
______*___0000000000000000
______*____00000000000000
______*______00000000000
_______*________00000
________*_________0
_________*________*
___________________*
____________________*
___I Love You So Much___*



_____________________________________$$$$$$$
___________________________________$$$$$$$$$
___________________________________$$$___$
___________________________$$$____$$$$
_________________________$$$$$$$__$$$$$$$$$$$
_______________________$$$$$$$$$___$$$$$$$$$$$
_______________________$$$___$______$$$$$$$$$$
________________$$$$__$$$$_________________$$$
_____________$__$$$$__$$$$$$$$$$$_____$____$$$
__________$$$___$$$$___$$$$$$$$$$$__$$$$__$$$$
_________$$$$___$$$$$___$$$$$$$$$$__$$$$$$$$$
____$____$$$_____$$$$__________$$$___$$$$$$$
__$$$$__$$$$_____$$$$_____$____$$$_____$
__$$$$__$$$_______$$$$__$$$$$$$$$$
___$$$$$$$$$______$$$$__$$$$$$$$$
___$$$$$$$$$$_____$$$$___$$$$$$
___$$$$$$$$$$$_____$$$
____$$$$$$$$$$$____$$$$
____$$$$$__$$$$$___$$$
____$$$$$___$$$$$$
____$$$$$____$$$
_____$$$$
_____$$$$




………..*…*
……..*..lovel…*
…..*..lovelovelo…*
…*..lovelovelove….*
..*.lovelovelovelove…*…………….*….*
.*..lovelovelovelovelo…*………*..lovel….*
*..lovelovelovelovelove…*….*…lovelovelo.*
*.. lovelovelovelovelove…*….*…lovelovelo.*
.*..lovelovelovelovelove…*..*…lovelovelo…*
..*…lovelovelovelovelove..*…lovelovelo…*
…*….lovelovelolovelovelovelovelovelo…*
…..*….lovelovelovelovelovelovelov…*
……..*….lovelovelovelovelovelo…*
………..*….lovelovelovelove…*
……………*…lovelovelo….*
………………*..lovelo…*
…………………*…..*
………………….*..*

___$$$___$$$_______________$$$___$$$____
__$$$$$_$$$$$_____________$$$$$_$$$$$___
__$$$$$$$$$$$_____________$$$$$$$$$$$___
____$$$$$$$_________________$$$$$$$_____
______$$$_____________________$$$_______
_______$_______________________$________


/;/;/ ;/|\;\
//;///-'`\;\\
;/;/ _ _ \;|;
||; @ @ |;|
|;| ^ |;|
||;\ ริมฝีปากแดง /|;
\|;;.__.;|;/
` " (="
.-:`, ,`;-.
/` \';;' / `\

_______________________________
_______/ .- , '_________`. -. ..______
_______.. ` /`__________' .. ' /______
_____ __-`-/ ___a___a`___..-'________
_________|____, '(_)`.____|_j____
_________..___( ._|_. )___/_________
__________..___`.__, '___/__________
__________.-`._______, '-.__________
________, '__, '___`-'___`.__`._______
_______/___/_____X_____..___..____
_____, '____/_____o______..___`.___
___, '_____|______x_______|_____`._
__|_____, '|______o_______|`._____|
___`.__, '_.-.._____x______/-._`.__, '__
_________/_`.____o____, '__.._______
__.""-._, '______`._:_, '_______`., -"".__
_/_, -._`_______)___(________'_, -.__..
(_(___`._____, '_____`.______, '___)_)
_.._..____..__, '________`.____/___/_/__
__`.`._, '_/_____________..__`._, ', '____
___`.__.-'______________`-.___, '_____


$$__$____________________________________$___$$
$__$___$$_______________________________$$___$$$
$___$$____$____________________________$___$$$_$
$____$$$____$________________________$$___$$$__$
_$____$$$$____$_____________________$$___$$$$__$
__$____$$$$$$___$__________________$$___$$$$$_$$
___$____$$$$$$$___$_______________$____$$$$$$_$$
____$_________$$$$__$_____________$_$$_$$$$$__$
_____$___$$__$$$$$$$__$$__________$$$$$__$$$__$
______$___$$$$$$$$$$$$__$________$$__$$$__$__$$
________$__$$$$$$$$$_$$$_$_______$____$_$$$__$
_________$$__$$$$$$$$___$________$_$$$$$_$$_$$
___________$___$$$$$$$$$_$$______$__$$$_$$$_$
_____________$$___$$$$$$$$$$$____$___$$_$$_$
________________$$$$______$_$_$_________$_$
____________________$$$$$$$$$$_$$$$$__$$_$
__________________________$$$_$$$_$$$_$$$
_____________________$$$$$$$____$__$$$$
______________$$$$$_$$$$$$$$$$$$_$$$$_$
___________$$$$$$$$$$$$_______$$$$$$$__$
_________$$_$$$$$$$$_$__________$$$$$$__$
_________$$_$$$$$$$$__$__________$$$$$__$
________$$__$$$$$$$$$$$____________$$$_$$$
_______$________$$$_________________$$_$$$
______$$$$$$___________________________$$$
______$_____$$$$_____________$$$$$$$$$$__$
______$$__$$$$__$$$$$____$$$$$$__$$$$$$__$
_______$$___$$$$$__$$$$$$$____$$$$$$$$$$_$
________$$$____$$$$$$$____$$$$$$$$$$$$$$_$
__________$$$______$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$__$
_____________$$$$_____$$$$$$$$$$$$$$$$$__$
________________$$$$__$$$$$$$$$$$$$$$___$
___________________$_$$$___$__$$$_____$$
__________________$_$$__$$$$__$___$$$$__
_________________$$$$$$$____$$$$$$______
_____________$$$_$$$$$$$$____$______$$$$
_____________$_$$$$$_$$$$______$$$$$$$$_
_____________$$$$$$$$$$$$___$$$$$_______
______________$______$$$$_______________

____♥♥♥_____♥♥♥_____
__♥_____♥_♥_____♥___
__♥______♥______♥___
___♥___SHOWIN__♥____
_____♥_______♥______
_______♥___♥________
_________♥__________
____♥♥♥_____♥♥♥_____
__♥_____♥_♥_____♥___
__♥______♥______♥___
___♥____SUM____♥____
_____♥_______♥______
_______♥___♥________
_________♥__________
____♥♥♥_____♥♥♥_____
__♥_____♥_♥_____♥___
__♥______♥______♥___
___♥____LOVE___♥____
_____♥_______♥______
_______♥___♥________
_________♥__________


…………..…..★
………….……*………………...
☆...…………**…………..☆
..**……….*….*……..**
….*..*…..*…..*….*..*
……*…..*……….*.....*
……**************


..........///_\\\\
.........||. ^|\\\
.........))\_-_/ ((\
.........)'_/.".\_`\)
...... /./._.\../...\
.....././(_.\x/._).
......\.\.)".|/ /./
.......\.'...'../ /./
....../........ /./
......|....__..\.\
......|.../.\...\ /
......|..|...\.. \
......|..|.....\..\
......|..|.......\..\
......|..|........\..\
...../__\........|__\



´´´¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶
´´¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶
´¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶
´¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶
´¶¶´´´´¶¶¶¶´´´´´¶¶¶
´¶¶´´´´¶¶¶¶´´´´´¶¶¶
´¶¶¶¶¶¶¶¶´¶¶¶¶¶¶¶¶
´´¶¶¶¶¶¶´´´¶¶¶¶¶¶
´´´´´¶¶¶¶¶¶¶¶¶
´´´´´¶¶¶¶¶¶¶¶¶



____________$$$$_____________
_$__________$$$$___________$_
_$$________$$$$$$_________$$_
__$$$$_____$$$$$$______$$$$$_
__$$$$$$___$$$$$$___$$$$$$$__
___$$$$$$__$$$$$$_$$$$$$$____
_____$$$$$$_$$$$$_$$$$$______
$$$$__$$$$$$_$$$_$$$$__$$$$$$
__$$$$$$__$$$$_$_$$$_$$$$$$$_
_____$$$$$$_$_$_$_$$$$$$$____
_________$$$$$$$$$$$$________
________$$$$__$__$$$$________
_______$$_____$_____$$_______




¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨*o*
¨¨¨¨¨¨¨¨*♥*o*
¨¨¨¨¨¨¨***o***
¨¨¨¨¨¨**o**♥*o*
¨¨¨¨¨**♥**o**o**
¨¨¨¨**o**♥***♥*o*
¨¨¨*****♥*o**o****
¨¨**♥**o*****o**♥**
¨******o*****♥**o***
****o***♥**o***o***♥*
¨¨¨¨¨____!_!____
¨¨¨¨¨\_________/



+88__________________+880_______
_+880_______________++80_______
_++88______________+880________
_++88_____________++88________
__+880___________++88_________
__+888_________++880__________
__++880_______++880___________
__++888_____+++880____________
__++8888__+++8880++88_________
__+++8888+++8880++8888________
___++888++8888+++888888+80____
___++88++8888++8888888++888___
___++++++888888fx88888888888___
____++++++88888888888888888___
____++++++++000888888888888___
_____+++++++00008f8888888888___
______+++++++00088888888888___
_______+++++++0888f8888888____
_______+++++++08888l888888____
________+++++++8888888888


...............คิดถึงนะ
............คิดถึงนะ...คิด- ึงนะ
........คิดถึงนะ.........คิด- ถึงนะ
.....คิดถึงนะ...............คิ- ดถึงนะ
...คิดถึงนะ....................ค- ิดถึงนะ
..คิดถึงนะ......................- ิดถึงนะ.............คิดถึ- งนะ
.คิดถึงนะ........................- ิดถึงนะ.....คิดถึงน- ...คิดถึงนะ
คิดถึงนะ.........................- ิดถึงนะ...คิดถึงนะ- .........คิดถึงนะ
.คิดถึงนะ.........................- คิดถึงนะ.......................ค- ิดถึงนะ
..คิดถึงนะ........................- .คิดถึงนะ..................คิ- ถึงนะ
...คิดถึงนะ.......................- ...............................คิดถึง- ะ
…...คิดถึงนะ....................- .........................คิดถึงนะ
.........คิดถึงนะ.................- ..................คิดถึงนะ
............คิดถึงนะ..............- .............คิดถึงนะ
................คิดถึงนะ..........- ..........คิดถึงนะ
..................คิดถึงนะ........- .....คิดถึงนะ
......................คิดถึงนะ....- .....คิดถึงนะ
.......................คิดถึงนะ…- ...คิดถึงนะ
..................…..........คิดถึง- ะ



20%██▒▒▒▒▒▒▒▒

30%███▒▒▒▒▒▒▒

40%████▒▒▒▒▒▒

50%█████▒▒▒▒▒

60%██████▒▒▒▒

70%███████▒▒▒

80%████████▒▒

90%█████████▒



╭╮___╭╭╭╭╭__╭╮
│             │    
│           │   
│ ● ╭───╮ ●  │ 
│≡  │● ● │  ≡ │
│   ╰───╯   │ 
╰─┬○───┬─○─╯



┌─┐ ─┐
  │▒│ /▒/
  │▒│/▒/
  │▒ /▒/─┬─┐
  │▒│▒|▒│▒│
┌┴─┴─┐-┘─┘
│▒┌──┘▒▒▒│
└┐▒▒▒▒▒▒┌┘
  └┐▒▒▒▒┌┘
   \__ ___/



╭ ⌒╮╭⌒╮ ╭⌒╮
╭⌒╭⌒╮╭⌒╮~╭⌒╮︶︶ 
,︶︶︶︶,''''''''︶~~ ,''''''''~︶︶ 
╱◥█◣  ╱◥█◣
︱田︱田︱︱田︱田︱
╬╬╬╬╬╬╬╬╬╬╬╬╬╬



┼┼▄██▄┼┼┼▄██████- ┼┼┼▄██▄┼┼
┼██████┼████████- █┼██████┼
┼███████████████- ████████┼
┼███████████████- ████████┼
┼┼██████████████- ███████┼┼
┼┼┼█████████████- ██████┼┼┼
┼┼┼┼┼███████████- ████┼┼┼┼┼
┼┼┼┼┼┼┼█████████- ██┼┼┼┼┼┼┼
┼┼┼┼┼┼┼┼┼┼┼┼██┼┼- ┼┼┼┼┼┼┼┼┼
┼┼▄███▄┼┼┼┼┼██┼┼- ┼┼▄███▄┼┼
┼███████┼┼┼┼██┼┼- ┼███████┼
┼┼███████┼┼┼██┼┼- ███████┼┼
┼┼┼┼██████┼┼██┼┼- █████┼┼┼┼
┼┼┼┼┼┼█████┼██┼█- ███┼┼┼┼┼┼
┼┼┼┼┼┼┼┼████████- █┼┼┼┼┼┼┼┼



╭ ╯╭╯╭╯
███████ ═╮
█☆★☆★█ ▏ ▏
███████ ═╯
◥█████◤



╭--------╮
╰╮〥----〥╭╯
╭╯╰----╯╰╮
║~~~~~~~~║ 
║◢██◣◢~~~║ 
║◥██◤◥~~~║  
║~~◢██◣◢~║    
║~~◥██◤◥~║
╰═========═╯



╭═════╮
║★★★★★ \         ★
║★★★★★★╰╡   ★   -   ★
║★★★★★ ★★★★★/ /   
║★★★★★★╭╡ ★★★     ★ 
║★★★★★ ╱   ★★★  /
╰═════╯    ★★★/
∵~★.°☆∵。*∵~★.°☆∵。*∵~- .°☆∵。*



◢\▁▁●●●▁▁/◣
  ◤    ●●●● ◥
▕       ●● ▕
──          ──
── ●     ● ──
──    ﹀     ──
  ◣         ◢
☆灌水☆ ∞┼∞ ☆灌水☆
  ███ ∞┼∞ ███
  ◥█◤ ∞┼∞ ◥█◤
    ═══╧═══
    ███▊███



║║╔☆╦╦╦═╗║╚╝╠☆╗
║╚╣║║║║╩╣╚╗╔╣║║║-
╚═╩═╩═╩═☆.. ╚╝╚═╝╚╝



.•)´
`*.*
.•) ♥
(.•´
`•.♥¸
♥¸.•)´
(.•´ ♥
`*.*´¨) ♥
♥¸.•´¸.•*´¨)¸.•*
★.•°•.☆ ★[Just want2say]★
★.•°•.☆ ☆[To all friends]☆
;.•°•.;★
★.•°•.☆ ☆[Thank you]☆
;.•°•.;★
★.•°•.☆ ☆[For Join My Spaces]☆
;.•°•.;★.•´¸.•´¨) Love
(¯`v´¯) ...`*.¸.*´ ★[ LonelyQueen] ★
¸.♥´¸.•*¨) ¸.•*¨)
(¸.•´ (¸.♥´ .•´ ¸¸.•¨¯ ) ★... Bye .... ★
┊   ┊  ┊
┊   ┊  ┊  
┊   ┊  ★
┊   ♥

Ayva Reçeli Hazırlamanın İncelikleri



Ayva Reçeli Hazırlamanın İncelikleri

Kahvaltı sofralarımızdan eksik olmayan ayva reçelinin tam zamanı. Kıvamını ve rengini tutturmak da bir o kadar zor.
Kış mevsiminin meyvesi olan ayvanın reçeli hem çocuklarınız için çok sağlıklı hem de kahvaltı sofralarının vazgeçilmez lezzetlerinden.
İşte ayva reçeli yaparken ayvanın yumuşak olması için size minik bir ipucu…
Ayva reçeli yaparken eğer ayvanın yumuşak ve suyunun pelte gibi olmasını isterseniz; kaynayan şeker suyunu iyice çekmeden ayvalar içine atılmalıdır. Veya ayvaları önceden pişirip yumuşadıktan sonra şekerini atıp, hafif ateşte iki saat pişirilmelidir. Bu sayede rengi de güzel olacaktır.

Ayva reçeli nasıl yapılır?


MALZEME:
2 Kg Ayva
2 Kg Toz şeker
1 Limon
1 çorba K. Karanfil
2 Su B. Su



HAZIRLANIŞI:
Ayvaları soyuyoruz ve tencerenin içine rendeliyoruz. Üzerine suyunu koyup pişirmeye başlıyoruz. Ayvaların çekirdeklerini çıkarıyoruz.

Karanfilleri ve ayva çekirdeklerini küçük temiz bir bez parçasına koyarak ağzını bağlıyoruz ve tencereye ilave ediyoruz. Biraz pişirdikten sonra üzerine şekeri döküyoruz. Karıştırmadan kapağı açık bırakıyoruz. şeker erimeye başlayınca karıştırıyoruz. Reçelimiz kısık ateşte sürekli kaynayarak pişirmeye devam ediyoruz. Kıvamı koyulaşıp pişince dinlenmeye alıyoruz.

Karnabahar ve Lahanayı kötü koku çıkartmadan pişirmenin püf noktası



Karnabahar ve Lahanayı kötü koku çıkartmadan pişirmenin püf noktası

Karnabaharın haşlama suyuna bir miktar süt katarsanız kar gibi beyaz olduğunu, hem de kötü kokmadığını fark edeceksiniz.

Kereviz pişirirken de kokusunu almak için içine biraz lahana turşusu koyabilirsiniz.

Lahananın da pişerken pek hoş olmayan bir kokusu vardır. Bunu önlemek için, lahanayı pişireceğiniz tencerenin içine, biraz ekmek içi koymak yeterlidir. Yemeğe karışmaması için, ekmek içlerini küçük, temiz bir bez ya da kumaş torba içinde koymanız, sonra alıp atmanız da size büyük kolaylık sağlayacaktır.

Çakra nedir? Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz?



Çakra nedir? Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz?

Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz? Çakra nedir? çakraları açmanın yolları, çakra hint felsefesi, vücudumuzda kaç çakra vardır, çakraları açmanın yolları, Aura ve Çakra nedir, temel çakralar, çakraların görevleri

Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz

Vücudumuzun hayatta kalması için kan dolaşımına ihtiyacımız olduğunu biliyoruz da can dolaşımı nedir bunu bilmiyoruz.

Gerçekten de bir can dolaşımımız var mı ve varsa ne işe yarıyor? Kozmik enerji nedir, aura neye benzer, çakralar nedir ve nasıl açılır? İnsanın kendi içine yolculuğu hızlandıkça, kendi güçlerini keşfettikçe bu soruların cevabını buluyor.

Son zamanlarda şarkılara bile konu olan çakralar, doğaldır ki birçok kez yazıldı çizildi. Artık neredeyse çocuklar bile çakraların ne olduğunu biliyor, bilmeseler de az çok fikir sahibi olmuş durumdalar. Herkes bilmesine biliyor da, bu çarka adı verilen güç merkezleri nasıl kapanır, kapanırsa açılaması nasıl mümkün olur, işte bunu herkes bilmiyor.

Bu bilgeleri almak için, Psikolog Dr. NLP ve Bioenerji Uzmanı Davut İbrahimoğlu ile görüştük. İbrahimoğlu yıllardır bioenerji üzerine çalışmalar yaptığı için bir uzman yardımı olmadan tek başına insanın kendi güçlerini nasıl kullanabileceğine dair ipuçları verdi bize.

İbrahimoğlu, çarka ve aura bilgilerinden önce bioenerjinin ne olduğunun bilinmesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü bioenerji her canlıda var ve o, olmadığında hayat da olmaz. Bio hayat, enerji zaten enerji demek. Yani bioenerji, hayat enerjisi demek. İbrahimoğlu, konuyu daha iyi anlamak için kan ve can dolaşımı konusunda bilgi sahibi olmak gerektiğini vurguluyor ve "Bizlerin kan dolaşımı var, bunu biliyoruz bir de can dolaşımımız var. Bu can dolaşımı ise şöyle anlatılabilir. Vücudumuzda can dolaşımını sağlayan kanallar var ve kozmik enerji tepeden girdikten sonra bu kanallar vasıtasıyla vücudumuza dağılıyor. Dağılım görevini ise çakralar yapıyor. Çarka bir Sanskritçe kelime, yani güç merkezi demek. Sonuçta enerji tepeden giriyor ve güç merkezleri vasıtasıyla organlara dağılıyor, hayat devam ediyor. Herhangi bir sebepten dolayı o çarkalar kapanırsa o çakranın hizmet ettiği bölge enerji almıyor. Enerji almayan bölge de fonksiyonunu yerine getiremiyor ve hastalıklar meydana geliyor" diyor.

Çakra sistemi nedir?

İbrahimoğlu'na göre; Çakralar vücutta sürekli olarak dönen enerji merkezleri olarak kabul ediliyor. Vücudun fiziksel , duygusal ve ruhsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için ihtiyaç duyduğu enerjilerin dağılımı , çakralar tarafından gerçekleştiriliyor. Yedi büyük çakra bedenimiz içindeki elektromanyetik aktivitelerin toplandığı yerlerde bulunuyor. Başın hemen üzerinde bulunan komuta merkezi , alın çakrası , boğaz çakrası , kalp çakrası, güneş sinirağı çakrası , sakral çakra ve temel-kök çarka adı verilen yedi çakranın her biri maddi varlığın iç salgı bezlerinden bir tanesiyle çalışıyor.

Çakralar tamamen ya da kısmen tıkanabiliyor. Böyle olunca salgı bezleri tam kapasiteyle çalışmadıkları için vücutta çeşitli hastalıklar meydana gelebiliyor.

Çakralar neden kapanır?

Beyinsel çatışmalardan, stresten, kötü düşüncelerden, psikolojik baskılardan, affetmemeyi bilmemekten dolayı çakralar rahatlıkla kapanabiliyor. Çakraların kapanmasında, günlük stresler, ses ve hava kirliği, kötü beslenme gibi durumlar da etkili olabiliyor. İbrahimoğlu, "Bunun manası şu; Çakraların kapanmaması için mümkün olduğu kadar yaşantımızı sükunetle devam ettirmemiz gerekiyor. Sizde iç huzur yoksa, hoşgörü yoksa, kendinizle barışık değilseniz, eğer kendinizi sevmiyorsanız kesinlikle enerji akışınızda muhakkak sorun vardır. O zaman kendimizde değişiklik yapmamız gerek. Yoksa çakralar açılsa bile iki günde yine aynı hale gelir. Bunu başarmak için sakin ortamlarda bulunmak, iyimser olmak gerekiyor. Bugünlerde kimileri su orucu yapıyor ve vücudunun direncine göre 20 güne kadar, sadece su içerek yaşıyor. Su orucu tutuyorlar yani. Günde üç dört kere duş alıyorlar. Yeşillikte dolaşıyorlar.Bu sayede mevcut toksinler tamamen atılıyor. Çünkü biz zihinsel olarak değişmediğimiz sürece hiçbir şey değişmez. O zaman kendimizden başlayacağız değişime.
Bu işte ilk aşamada da meditasyonu hayatımıza yerleştirmemiz gerekiyor" diyor.

Zihnimizi dingileştirmenin en etkili yolu olan meditasyon tüm Uzakdoğu felsefelerinin teme taşı adeta. Zihni bir havuz gibi niteleyen bu öğretilere göre, havuza taş atıldığında nasıl ki dibini göremezsek, akla takılan sorular, sorunlar da zihnimizi bulandırıyor. Dolayısıyla insan kendi derinliklerini göremiyor. Kendi yeteneklerinizi de fark edemiyor. O zaman ya geçmişin esiri ya geleceğin kölesi oluyor. Bugünü ıskalıyor…

Çakralarımızı nasıl açabiliriz?

Bionereji uzmanlarına göre; Eğer çakralarımızın kapandığını öğrendiysek ve açmaya niyetliysek, o günlerde beslenmemizde biraz rahatlama yaşamamız, kırmızı et yemekten kaçınmamız ve sebzeli yemeklere ağırlık vermemiz, artı bol su içmemiz gerekiyor. Doğada olmak, mesela, çimlerde yürümek de çok etkili. En önemlisi, eğer sık sık denize giremiyorsak, leğene ılık su koyup, içine beş çorba kaşığı tuz, bir çorba kaşığı elma sirkesi ekleyip, ayaklarımızı o suyun içinde on dakika dinlendirmemiz gerçekten işe yarıyor. Aynı suyu dizlerden aşağı doğru masaj yaparak negatif enerji atılıyor.

İnsan vücudunda 7 ana çakra olduğunu belirten Davut İbrahimoğlu, çakraları açmak için insanın öncelikle alfa aşamasına geçmesi gerektiğini belirtiyor ve şunları söylüyor. "En zoru olan alfa aşamasına geçmeyi öğreneceksiniz. Alfa aşamasına ise beyin jimnastiğinden sonra geçiyorsunuz. Ve Alfa aşamasına geçmek için de en az kırk gün, sabah ve akşam olmak üzere bir öğün, beyin jimnastiği yapıyorsunuz. Yataktan kalkıp elinizi yüzünüzü yıkayıp, tekrar yatağa yatıyorsunuz. Uyku halinde yatar gibi bacaklar ve eller yanda uzanıyorsunuz. İlk on gün, 100'den 1'e kadar derin nefes alıp vererek sayıyorsunuz, ikinci on gün 50'den 1'e sayıyorsunuz aynı şekilde. Üçüncü on gün 25'den 1'e ve son on gün ise 10'dan 1'e sayıyorsunuz. Bundan sonra sizin beyniniz alfa aşaması için hazır alıyor. Bu aşamaya geçince çakralarımızı rahatlıkla açabiliriz. Ancak bunun için hangi çakramız açık, hangisi kapalı, bunu öğrenmeliyiz. Bu işlemi ise rahat bir şekilde, bir sarkaçla ya da alyansa ip bağlayarak yapabiliriz. İçimizden diyoruz ki, çarka açıksa saat istikametinde, kapalı ise ters istikamette dönsün. Bu bizi zihinsel olarak etkiliyor ve doğanın pozitif yönü saat istikametinde olduğu için, eğer çarka açıksa o istikamette dönüyor. Kapalı ise ters istikamette dönüyor. Tars istikamette döndüğü durumda o çarka kapalı anlamına geliyor ve açılması gerekiyor. Bu durumda yapılacak işlemler var. Bunun için beynimizi kullanıyoruz. Vücudumuzda bulunan güç merkezlerinden en önemlileri olan dalak-kalp ve beyin üçlüsünden en çok beyni kullanıyoruz. Sol eli alına koyup sağ elimizi ise kapanan çarka üzerine koyuyoruz. Bu sırada 5'ten 1'e kadar rakamları sesli olarak söyleyip her sayıdan sonra derin bir nefes alıyoruz. Tabii ki sadece bunu yapmak yetmiyor. Meditasyon da çakraların açık tutulması ve açılmasında çok faydalı. Formül ise basit. 4-8-16**2 formülünü buldum. Herkes uygulayabilir. Bunu yapmak için rahat bir durumda bağdaş kuruyorsunuz. Kuyruk sokumunuz yerle temasta olsun. 4 saniye nefes alıyorsunuz, aldığınız nefesi 8 saniye içinizde tutuyorsunuz, tuttuğunuz nefesi 16 saniyede dışarı veriyorsunuz 2 saniye de bu işleme ara veriyorsunuz ve bunu 10 kere yapınca, beş dakika meditasyon yapmış oluyorsunuz."

Psikolog Dr. Davut İbrahimoğlu, işlevleri farklı olsa bile bütün çakraların aynı şekilde açıldığına dikkat çekiyor. Her çarkanın bir salgı bezine tekabül ettiğini belirten İbrahimoğlu, "Çakralar; kök çakrasından(kuyruk sokumunda) başlar. Kök çakrası renk olarak kırmızıdır. Organ olarak ****** organlara ve aşağıya doğru gider ve biz üç tür enerji, yer enerjisi, kozmik enerji ve besinlerden enerji alırız. Kök çakrası kapalı olunca yerden enerji alamayız. Ve kök çakrası kapalıysa fiziksel olarak kendimizi aşırı yorgun, sevgi kaynağımızı yoksun hissederiz, aşırı halsizlikle birlikte ****** ihtiyaçlarımızı azalmış hissederiz. Depresif oluruz. İkinci çakramız haç çakrasıdır. Renk olarak turuncu bez olarak böbrek üstü ve yer olarak bağırsaklarımızdır. Bu kapanınca neşemiz kaybolur. Kabız oluruz. Üçüncü çarka midedir, renk olarak sarı, bez olarak pankreastır. Bunun kapanması bizim yaratıcılık gücümüzü azaltır. Kalın bağırsakta sorun, midede yanma olur. Dördüncü çarka kalp çakrasıdır, rengi yeşildir. Bezi timüs bezidir, kapanması kalp ve ciğerlerde rahatsızlıklara neden olur, kendimize hakimiyeti kaybederiz. Beşinci çarka gırtlaktır, yeri troid bezidir, renk olarak mavidir. Dünyaya açılan pencere de diyebiliriz, boğazımızı kollarımızı sarar. Bu kapalı olunca insanlara iletişim kurmakta zorluk çekilir. Boyun ve sırt ağrısı olur. Altıncı çarka alın çakrasıdır, iki kaşın arasındadır, üçüncü gözdür, renk olarak çivit mavisidir, bez olarak hipofizdir, yer olarak göz kulak ve alnın bir bölgesini ihtiva eder. Bunun kapanması durumunda ön sezileriniz zayıflar. Kulak ve baş ağrısı yapar. En son çarka ise tepe çakrası, başın biraz üzerinde bulunur, rengi mordur. Mor rengin yüksek olması, ruhsallığınızın güçlü olmasıdır. Kapanması halinde migren ağrıları olur. Ruhsal dünya kıt olur. Fiziksel dünyaya bağlılık artar.. Çakraların açılması insanın yeteneğine ve ne kadar kapandığına bağlıdır. Günlük meditasyon hayatımıza sokulursa kapanması zor olur. Bunlarla beraber sağlıklı düşünme de olmalı."

Çakralar

1.Kök çakrası: Üreme organlarıyla ilgilidir. Bu çakra belkemiğimizin sonuna bağlı olup, bacaklarımızın arasından yere doğru yönelir. Rengi kırmızıdır. Bağlantılı olduğu element "toprak"tır ve yaşama içgüdüsü, bedene ve fizik plana bağlılık eğilimi ile alakalıdır. Yaşama isteğimizi ve canlılığımızı destekler. Dengeli çalışması, bedensel sağiık, güvenlik duygusu ve yaşama sevinci olarak tezahür eder. Bu çakra ****** beze tekabül eder.

2.Haç çakrası: Böbreküstü bezleriyle alakalıdır. Rengi turuncudur. Karın bölgesinin alt kısmında yer alır. Bağlantılı olduğu element "su"dur ve ******lik duyumları ile alakalıdır. Dengeli çalışması, duyumsal yoğunluk, ****** doyum ve değişimi kabul etme becerisi olarak tezahür eder.

3.Güneş sinir ağı: Pankreas bezini yönetir. Rengi sarıdır. Duygusal bedenimizle bağlantılı olup, arzularımızı, yaratıcılığımızı ve ilişkilerimizi yönlendirir. Kişisel güç, irade, özsaygı duygularımız bu çakra ile ilintilidir.
Bağlantılı olduğu element "ateş"tir. Dengeli çalışması, enerji, verimlilik, çabuk karar verebilme ve güç faktörünü baskıcı olmadan kullanabilme yetisi olarak tezahür eder.

4.Kalp çakrası: Timus bezi ile ilgilidir . Dokunma duyumuzu kontrol eder. Sevgi ve şefkat duygularımız ile ilintilidir.
Bağlantılı olduğu element "hava"dır. Sağlıklı çalıştığında, sevgi, şefkat, barış ve güçlü bir adalet anlayışı olarak tezahür eder.

5.Gırtlak çakrası: Tiroid bezini yönetir. beşinci çakramız boğazımızdadır. Rengi parlak mavidir. Sanatsal yaratıcılığımız ve kendimizi ifade etmemiz için gereken enerjiyi sağlar. Bu çakra dünyaya açılan penceredir.

6.Alın çakrası(Üçüncü göz):Hipofiz bezi ile bağlantılıdır. Rengi çivit mavisidir. Aynı zamanda "üçüncü göz çakrası" olarak da bilinen bu çakra, iki kaşın ortasında yer alır.Sezgilerimiz, durugörü, hayalgücümüz için gereken enerjiyi sağlar.

7. Tepe çakrası: İpofiz bezi ile alakalıdır . yedinci çakramız başımızın tepesinde tam ortasındadır. Rengi mordur. Taç çakra olarak da bilinen bu çakra, saf farkındalık olarak bilinen bilinç seviyesine karşı gelir.Beş duyunun algılayamadığı, zaman - mekan ötesi birlik alemiyle bağlantı noktamızdır. Bilgelimizin ve ruhsallığımızın gelişmesi ve anlayışlılığımızın artması için gereken enerjiyi sağlar.

Babil'in Asma Bahçeleri Efsanesi



Babil'in Asma Bahçeleri Efsanesi

Babilin Asma Bahçeleri, dünyanın 7 harikasından biri olarak gösterilmektedir; ancak bulunduğu yer, net bir şekilde ortaya konulamamaktadır. Genel kanı ise, Irakın Babil ismiyle geçmiş dönemde tanınmış, bugünün Hillah yakınlarında söz konusu bahçenin yer aldığı iddia edilmektedir. Çoğu kaynakta, bahçelerin 2. Kral Nebukadnezar ile ilişkilendirildiği görülse de, bahçelere dair bulunmuş bir arkeolojik kanıt yoktur.

Konu hakkında çeşitli efsaneler anlatılmaktadır. Bir efsaneye göre, Babilin Asma Bahçeleri, Kraliçe Amytisin yeşillikleri ve vadileri özlemesinden kaynaklı olarak, eşi Nebukadnezar tarafından inşa ettirilmiştir. Kral 2. Nebukadnezar, The Morvel of the Mankind (İnsanlık Harikası) şeklinde bilinen devasa sarayı da inşa ettirmiş olduğu için, efsanelerde bu bahçelerin de kendisine bağlanması olağan olarak görülebilmektedir. Hakkında hiçbir ispatın olmaması, gözle görülen bir buluntunun sergilenememesi, harika olarak betimlenen bu bahçelerin sadece efsane olarak kalmasına sebep olmaktadır. Bir başka teori de, eski Yunan ve Roma filozoflarının, doğunun verimliliğini ve romantikliğini anlatmak için, böyle bir yapının olduğunu hayali olarak tasarlayıp öğrencilerine anlatmalarından ileri gelmektedir.

Babilİn Asma Bahçelerine alternatif olarak, Asur Kralı Sanherib tarafından Musulun yakınlarındaki Dicle Nehri üzerine yaptırdığı Ninova sunulmaktadır. Bilimsel ve tarihi kaynaklarda, Babilİn Asma Bahçeleri ile ilgili herhangi bir kanıtın yer almayışı, yine bu bölgedeki herhangi bir doğal güzellik sahibi yapının Nebukadnezarın eşi ile ilişkilendirilmemiş olması, muazzam güzellikte olduğu anlatılan Babilin Asma Bahçelerinin aslında hiç var olmadığına işarettir. Heradobus, Nebukadnezar yönetimindeki Babili eserlerine taşımış; ancak asma bahçelerinden tek satır söz etmemiştir. Her ne kadar günümüze kadar 1 adet bahçe taşı bile bulunamasa da, bir takım bilim adamları, kanıtların Fırat Nehrinin altında kaldığını da savunmaktadırlar. Ancak, bu kanıtlar olsa bile, nehrin altından yapı için kazı çalışması yapmak çok güvenli olmayacaktır.

Süryani kralı Sanheribin, Ninovadaki sarayı için yaptırdığı bahçeler ise, kimi zaman Babilin Asma Bahçeleri ile karıştırılabilmekte, kimi zaman da aslında birbirlerine alternatif nitelikte oldukları söylenmektedir. Araştırmacı Dalley, bu konu hakkında, Ninovadaki bahçelerin, Babilin Asma Bahçelerini hatırlatması için inşa ettirildiğini savunmaktadır. Dalley, savunduğu argümanlarını, çözülerek pek çok olaya kaynaklık eden Akad yazıtlarına dayandırmaktadır.

Bu argümanların içlerindeki, konu ile alakalı önemli noktalar ise şunlardır;

– Babil ismi, Tanrının Kapısı anlamına gelmektedir. Mezopotamya uygarlığına dahil olan pek çok toplumda, Babil ismi birkaç kez kullanılmış bir şehir ismidir. Sanheribin de şehrini bu şekilde anmak istediği bilinmektedir.

– Babilin Asma Bahçeleri ile ilgili anlatılan birçok kaynak, dönemin kralı Nebukadnezarı işaret etse de, kralın bıraktığı hiçbir yazıtta bahçe ya da mühendislik çalışmalarının geçmemesi, konu ile ilgili şüphe uyandırmaktadır. Ancak Sanherib, su mühendisliği ve bahçe işleri ile ilgili yaptığı çalışmaları yazıtlara döktürmüştür. Sanheribin torunu Assurbanipal, Sanheribin sarayının duvarındaki bir oyuğa, bahçe temalı çizimler yapmıştır.

– Yine Sanherib, yeni yaptırdığı sarayını ve sarayının bahçesini, tüm insanlar için bir mucize şeklinde tanımlamıştır. Bahçedeki suyu yükselten mekanizmaları da anlatan Sanheribin, Babilin Asma Bahçeleri kavramına daha yakın durduğu açıktır.

ALINTI

Said Nursi Neden Sakal Bırakmadı Neden Evlenmedi?



Said Nursi Neden Sakal Bırakmadı?

Bu konuda önce Bediüzzamanı dinleyelim: “…bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir İnayet-i ilahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.

Bazı alimler “sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muratları sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-i kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nurun irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşallah o sünnetin terkine bir kefarettir.” Demiş. (1)

Sakal bırakmak dinimizde sünnettir. Farz veya vacip gibi bir mecburiyeti yoktur. Terkinde de günah yoktur. O zaman sakal bırakmak veya bırakmamakla kişi serbesttir. Yalnız bıraktıktan sonra kesilmesi haramdır. Üstadın sakal bırakmadığı için herhangi bir haram veya günahkarlık durumu söz konusu değildir. Belirtildiği sıkıntılardan dolayı ve harama düşmemek için sakal bırakmamıştır. Hikmetine de karışmamak lazımdır.

Hatta, aynı mazeretlerden dolayı da evlenmemiştir. Üstad bekarlar için evlenmeyi tavsiye etmiş, yalnız evlenmede acele edilmemesini, dindar ve aile saadetini kurabileceklerle evlenmeyi önermiştir. Görüldüğü üzere üstadın evlenmeme gibi bir tavsiyesi yoktur. Bilakis evlenmemeyi bir noksanlık olarak görmüştür.

Ancak, bazı hususi durum ve şartlarda bir hadis-i şerifte: “ Allah bir kulunu severse o kulu, Zat-i Uluhiyetine (dinine) hizmet için seçer,(dünyevi iştahlardan) imsak ettirir. O kulu, kadın ve evlat ile meşgul ettirmez.” denilmektedir. Bu da kamil insanlara mahsus istisnai bir durumdur.(2)

Dolayısıyla şartlar elverirse elbette sakal bırakmak ve evlenmek sünnettir. Ancak bir kaderin cilvesi olsa gerek. Nur talebelerinin çoğu sosyal ve içtimai hayatın içinde kimi memur, kimi akademik alanlarda aktif görevlerde çalışıyorlar, görevleri itibariyle sakal bırakmaları elvermiyor.

Üstat sakalını bırakmamış, onun için Nurcular da sakal bırakmıyorlar gibi bir düşünce yoktur ve olamaz da. Üstadın şu anda hayatta olan şakirtlerinden Sait Özdemir, Abdullah Yeğin ve Mehmet Kırkıncı ağabeyler gibi birçok sakallı talebeleri vardır. İmkanı ve durumu müsait olan elbette sakalını bırakır.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin tüm hayatı sırat-i müstakim üzere geçmiş, doğru istikameti takip etmiş, dinin bir muhafızı olarak çekinmeden daima efkarını beyan etmiş, neyin nasıl yapılacağını çok iyi bilen bir mücedid, müellif ve müçtehittir. Elbette sakal konusunda onun da bir fetvası ve görüşü vardır.

Bediüzzaman, sakal bırakmamış fakat İmanı, Kur’an’ı ve dini için yirmi sekiz sene sürgünde kalmış, on dokuz defa vücuduna zehir şırınga edilmiş, “Başımdaki saçlarım adedince başım olsa, her gün biri kesilse, imana ve Kur’an’a feda olan bu baş, zındıkaya eğilmeyecektir. …milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur.” diyen böyle bir İslam kahramanı için sakal bırakmış veya bırakmamış, konuyu medar-i bahis etmek lüzumsuz olsa gerek…

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Sünnet-i Seniyye'ye ittiba, uyma konusunda çok hassasiyet göstermiştir. 
Ancak bunlar arasında evlilik ve sakal bırakmak sünnetleri hariç. Yıllarca sürgünlerde, hapishanelerde ve takip altında yaşayan Bediüzzaman Hazretlerinin evlenmeyi düşünecek fırsatı dahi olmamıştır. 
Sarık gibi bir sünneti asla terk etmeyen Bediüzzaman Said Nursi, neden sakal bırakmadığını Emirdağ Lahikası adlı eserinde şöyle açıklıyor:
"Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlâhiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.
Bazı âlimler “sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebîreden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir kefarettir. Kaynak:

Said Nursi: Neden mi sakal bırakmadım?

Bediüzzaman bütün sünnetlere uyan dini bir lider olmasına rağmen sünnet olan sakalı bırakmaması, Bediüzzaman’ın değişimci ve dönüşümcü bir liderlik içeren yeni gelenekçiliğin bir örneği olarak , modernizmin günümüz insanlarını şekilci, önyargılı hale getirdiğini görmüştür.

Hedef kitle olarak seçtiği kimselerin “sakallı hoca” algılarına etiketleme, damgalama gibi özellikleri fark etmiştir. Zahirperest bu insanların, Orta Çağ hocası gibi gördüğü bu kişilerden gelecek bütün bilgilerden kendilerini kapatarak hakikatlerden uzak kaldıklarını gözlemlemiştir.

Kur’an-ı Kerim’de şekilciliğin esas olmadığını, özün esas olduğunu göstermek için, o konuda fedakarlıkta bulunmuştur. Sakal bırakmayı istemiş fakat takipçilerini düşünerek, şekilperest insanlarla aralarında duvar oluşmaması için o sünnete uymamanın üzüntüsünü yaşayarak uygulamamıştır.

Hedef kitle ve muhatap olarak zor durumdaki insanları seçmiştir !

Modernist akımın oluşturduğu önyargılı zahirperest insanlara karşı özün önemli olduğu vurgusunu yapmıştır. “Sevad-ı azama ittiba edilmeli” diyen Bediüzzaman dini hakikatlerin ulaştırılması gereken kitlenin yüzde 90’ının sakalsız olduğunu görerek, önyargıları harekete geçirmemek için sakal bırakma sünnetinden feragat etmiştir.

Benim görüşüme göre burada hedef kitle olarak sadece dindar insanları değil, bütün insanlığı seçtiği anlamı söz konusudur. Hedef kitle ve muhatap olarak bu zor durumdaki insanları seçmiştir ve bunları çekebilmek için sakalı bırakmamayı tercih etmiştir.

Bediüzzaman şekli dindarlığı değil, içsel dindarlığı birinci planda tutmuştur !

Bu davranışında da bir bütünlük paradigması olduğunu görürüz. İslam’ın özünü ön plana çıkararak ahlaklı olmayı, sözünde durmayı, iyi insan olmayı önemle vurgulayarak şekli dindarlığı değil, içsel dindarlığı birinci planda olduğu mesajını vermiştir. Bediüzzaman takipçilerinde, farz sınırları içerisinde dış görünüş olarak modern , iç görünüşte dindar bir rol model tipinin mümkün olabileceği mesajını vermeye çalışmıştır.” Dindar insanın muhakkak sakal bırakması gerekir” gibi önyargıyla hareket edilmemesi mesajının verildiğini anlayabiliriz.

Said Nursi eğer sakal bırakmış olsaydı yine dine hizmet ederdi, ama modernistlerin önyargılarını dağıtmakta zorlanırdı. Şu anda eserlerini takip edenlerin büyük kısmı okunmazdı. Özellikle batı kültürüyle yetişenler uzak dururdu.

Mesela Yusuf İslam’ın hiçbir siyasi faaliyeti olmadığı halde, sadece kıyafeti Usame b. Ladin’e benzediği için ABD’ye giriş vizesi verilmedi. Bediüzzaman’ın modernistlere öykünmek, hoş görünmek gibi bir niyeti asla yoktu eğer öyle birisi olsaydı onların fikirlerine karşı ölümüne mücadele etmezdi.

Bediüzzaman gibi bir dini liderin sakal bırakmaması ve evlenmemesi onun içini yakan büyük bir fedakarlıktır. Modernizmin fırtınasına maruz ve bu yüzden mağdur olan genç kuşakların zihinsel kalıplarını, düşüncelerini, değer yargılarını aşıp elindeki gerçekleri onlara sunmak için istemeye istemeye bu sünnetten vazgeçmiştir. Kendi kemalatı, tefeyyüzü, manevi makamlarda ilerlemesi için değil, genç kuşakların elindeki hakikatleri alıp kabullenmesi için çabalamıştır.

Said Nursi neden evlenmedi?

Bilindiği gibi evlenmek Peygamberimizin (asm) bir sünnetidir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, sünnet-i seniyyeye çok bağlı bir İslam alimi olduğu ve insanları sünneti yaşamaya, eserlerinde çokça teşvik ettiği bilindiği halde neden evlenmemiştir?
Hayatta iken bu sual kendilerine sorulmuş ve şöyle cevaplamıştır:
(Başka hariç memlekette mühim yerlerde ceridelerle sorulan "Neden sünnet-i seniyeye muhalif olarak mücerred (bekar) kaldın?" sualine bir cevabdır.)
Evvelâ: Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka (dinsizlik) hücumu karşısında, (dine hizmet için) her şeyini feda edecek hakikî fedakârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur'an-ı Hakîm'in hakikatına, değil dünya saadetimi, belki lüzum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim.
Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırakmaya mecburdum ki; ihlas-ı hakikî ile hakikat-ı Kur'aniyeye hizmet edebileyim.
Çünki bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücumları ve desiseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için a'zamî fedakârlık yapmak ve harekât-ı diniyesini (dinî hareketlerini) rıza-i İlahî'den başka hiç bir şeye âlet yapmamak lâzım geliyordu.
Bîçare bir kısım âlimler ve ehl-i takva insanlar, çoluk-çocuğunun maişet derdi için bid'alara fetva verdiler veya taraftar göründüler.
Hususan din derslerini kaldırıp Ezan-ı Muhammedî'yi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, a'zamî fedakârlık ve a'zamî sebat ve metanet (yılmamak ve sağlamlık) ve herşeyden istiğna etmek (uzak durmak) lüzumu karşısında, ben bir sünnet-i seniye olan evlenmek âdetini terkettim ki; tâ çok haramlara girmeyeyim ve çok vâcibleri ve farzları yapabileyim. Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez.
Çünki o kırk sene zarfında birtek sünneti (evlenmeyi) yerine getiren bazı hocalar, on kebaire (büyük günaha) ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbur bildiler.
Saniyen: Âyet-i kerimede (Size helal olanlarla evlenin) ve hadîs-i şerifteki (evleniniz, çoğalınız) gibi emirler emr-i daimî ve vücubî (süreklilik ifade eden ve farz olan emirler) değildirler. Belki istihbabî (müstehab) ve sünnet emirleridir. Hem şartlara bağlıdır. Hem de herkes için her vakit değildir.
Hem de... "Ruhbaniyet İslâmiyette yoktur." manası, ruhbanîler gibi tecerrüd (bekar kalmak) merduddur (reddedilmiştir), hakikatsızdır, haramdır demek değildir. Belki (insanların enhayırlısı onlara en faydalı olandır) hadîsinin sırrı ile hayat-ı içtimaiyeye (topluma) hizmet etmek için, içtimaî bir âdet-i İslâmiyeye terviçtir (topluma bakan bir İslami adet olan evliliğe teşviktir).
Yoksa selef-i sâlihînden binlerle ehl-i hakikat inzivaya, mağaralara muvakkaten (belirli bir süre için) girmişler. Dünyanın fâni müzeyyenatından (süslerinden) istiğna ve tecerrüd etmişler (uzak durup bekar kalmışlar); tâ ki, hayat-ı ebediyelerine tam hizmet etsinler.
Madem şahsî ve hususî kemalât-ı bâkiyesi (ebedi ahiretini kurtarmak) için dünyayı terkedenler, selef-i sâlihînden çok var. Elbette hususî değil, küllî ve umumî olarak (şahsı için değil toplum için) çok bîçarelerin saadet-i bâkiyeleri için (ahiret saadetleri için) ve dalalete düşmemeleri ve imanlarını takviye edip kurtarmaları için ve hakikat-ı Kur'aniye ve imaniyeye tam hizmet etmek ve hariçten (dışarıdan-Avrupa'dan) gelen, dâhilde (içerden) çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zâil (geçici) ve fâni dünyasını terketmek, elbette sünnet-i seniyeye muhalefet değil; belki hakikat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddık-ı Ekber'in (Hz. ebu Bekir'in) "Cehennem'de vücudum büyüsün, tâ ehl-i imana yer bulunmasın." diye fedakârlıkta a'zamî sadakatın bir zerresini kazanmak fikriyle, bîçare Said bütün ömründe tecerrüdü (bekar kalmayı), istiğnayı (kimseye muhtaç olmamayı) ihtiyar etmiş (seçmiş).
Salisen: Risale-i Nur'un talebelerine "Başkaları evleniyorlar, siz tezevvüçten (evlenmekten) vazgeçiniz" denilmemiş, denilmez. Fakat talebeler birkaç tabakadır. Bir tabakanın hakikî ihlası kaybetmemek ve hakikî fedakârlık ve a'zamî bir sadakat taşımak için, dünya ihtiyaçlarına mümkün olduğu kadar ömrünün muvakkat bir kısmında bağlanmaması bu zamanda lâzım geliyor.
Eğer hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede yardımcı bir hanım bulsa alır. Hizmetine zarar vermez. Lillahilhamd bu neviden çok Nur talebeleri var, zevceleri onlardan geri kalmıyorlar. Belki kadınlardaki şefkatten gelen ücretsiz fıtrî kahramanlık ve hakikî ihlas cihetiyle zevcinden daha ileri gidebilir.
Nur talebelerinin yetişmiş kısımlarından ekserisi evlenmişler, bu sünneti yerine getirmişlerdir. Risale-i Nur onlara der ki: Haneniz (eviniz) bir küçük Medrese-i Nuriye (Nur Medresesi), bir mekteb-i irfan (ilim okulu) olsun ki; bu sünnet (evlenme sünneti) tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçı olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakikî evlâd olsunlar.
Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada faidesiz ve âhirette davacı olarak "Ne için imanımı kurtarmadınız?"diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzun etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münafî olur." Kaynak: Said Nuesi neden evlenmedi

ALINTI

Bilim insanları düşünceleri okumayı başardı

Bilim insanları düşünceleri okumayı başardı

Bundan 18 yıl önce vizyona giren “Kadınlar Ne İster” adlı filmindeki durum gerçek oldu. Filmde, Marshall bir kaza sonucunda insanların düşüncelerini duymaya başlamıştı. Bilim insanları, insanlar konuşmasa bile düşünüp de sözcüklere dökmek istedikleri andaki zihinsel frekansı, ayrıntılı bir biçimde yazıya ya da sese dönüştürmeyi başardı.

Columbia Üniversitesi’nde yapılan çalışmada uzun bir zamandır devam eden nöromühendis bilim adamları beyindeki düşünceleri ayrıştırarak sesli konuşmaya ve yazıya dönüştürmeyi başardı. Bu bir milat olarak adlandırılabilir. İlk kez insanların düşündüklerini açığa çıkarmanın da önü açılmış oldu. Yapay zeka kullanılarak yapılan çalışmada hastaların beyinsel aktiviteleri gözlemlendi. Teknolojik aygıtlar yardımıyla beyindeki sinyaller net bir biçimde tespit edilerek dönüştürülebildi. Sinyallerin tespit edilmesinin sonrasında da kelimelere ve cümlelere dönüştürülmesi bilim dünyasının muazzam bir gelişmeye imza atması anlamına geliyor. Bu güne kadar insanların düşüncelerine ilişkin bu kadar net bilgi sahibi olunamıyordu.

Zihin okuma olarak da ifade bulabilecek olan bu gelişmenin ilk olarak konuşma kabiliyetini kaybetmiş hastaların iletişim kurmasını sağlamak maksatıyla kullanılacağı ifade ediliyor. İnsan beyninin bilinmezlerine yönelik daha ayrıntılı araştırmaların da böylece önü açılmış oldu. Scientific Reports’ta yayınlanan makalede insanlık için büyük bir gelişmenin habercisi olarak nitelenen çalışmanın insanların zihnini okumak olarak değerlendirilmemesi gerektiği savunuluyor.

İnsanlar düşüncelerini ifade etmek istedikleri andaki oluşan zihinsel aktivitenin tespit edilerek sese ve dolayısıyla da yazıya önüştürülmesi olarak tarif edilen durumun, beyindeki frekanslarının ayrıştırılarak belirgin sinyallere dönüştürülüp buradaki ifadelerin açığa çıkarılması şeklinde sistematiğe dönüştürülmesi bekleniyor.
Mel Gibson’un filmindeki durumla benzerlik var mı?

Kadınlar ne ister adlı filmde Marshall’a verilen bir görev vardı. Bu görevde amiri Darcy McGuire olacaktır. Marshall, amiri ile deha iyi bir iletişim kurmak için onun düşüncelerini tahmin etmeye çalışır. Tam da bu sırada bir kaza geçirir ve insanların düşündüklerini duymaya başlar. 2001 yılında çekilmiş olan bu filmdeki durum 18 yıl sonra gerçekleştiriliyor.

Nörolojik ağlar ve yapay zeka arasında nasıl bir ilişki kuruldu?
Columbia Üniversitesi’ndeki bu çalışmada yer alan çalışma ekibi yapay zeka yazılımlarının da yardımıyla, fark edilmesi çok zor olan ve birbirinden ayrıştırması oldukça güç olan bu sinyalleri kaydederek detaylı şekilde kategorilendirerek hangilerinin sesli konuşma olarak dışarı aksettirilmesinin istendiğini hangilerinin sadece düşüncede kalması istendiğini çözdü.

Çalışmada kullanılan teknolojinin Amazon Echo ve Apple’ın Siri asistanı ile benzer özellikler taşıdığı aktarılıyor. Nörolojik ağ yöntemini kullanan yazılımlar ile daha komplike sözcükler ve cümleler üzerinde çalışmaya başlayacak olan araştırma ekibinin yakın zamanda birçok hasta ve engellinin konuşma sorununa çözüm getirebileceği kaydediliyor.

Ekran Yapımı için Tasarruflu Dünyanın En Küçük Pikselleri Üretildi

Ekran Yapımı için Tasarruflu Dünyanın En Küçük Pikselleri Üretildi

Altın ve aktif polimerler kullanılarak bugüne kadar üretilmiş olan en küçük pikseller elde edildi.

Akıllı telefonların ekranları, monitör teknolojilerinin gelişime tanıklık etmiş olanlar için adeta bir mucize gibi. Tüplü CRT monitörlerden bugüne kadar olan yolculukta pikseller hayatımıza girdi ve birkaç inçlik alana binlercesi sığacak kadar küçüldüler.

Yeni bir teknoloji ise bu ekranları eski gösterecek yepyeni ekranların yolunu açmaya hazırlanıyor. Cambridge Üniversitesi’nden araştırmacılar, dünyadaki en küçük pikselleri üretmeyi başardı. Bu yeni pikseller telefonlardaki piksellerden milyon kat daha küçük.

Yeni pikselleri kullanarak devasa, esnek ekranlar üretmek görece olarak daha kolay olacak ve daha az enerji harcayacak. Bu teknolojinin temelinde ise altın tozunun aktif polimerle kaplanması yer alıyor. Sadece birkaç nanometrelik altın tozları, polianilin adı verilen bir aktif polimer ile kaplanarak ışığı tutan bir yansıtıcı yüzeye yerleştiriliyor. Polimere elektrik verildiğinde polimer kimyasal olarak değişerek pikselin de rengini değiştiriyor.
Bu pikselleri üretmek hem daha kolay hem de daha ucuz. Polimer kaplanan pikseller herhangi bir yüzeye püskürtme yöntemiyle uygulanabilir. Güneş ışığında görülebilecek kadar parlak olan bu yapılar bir renge büründüklerinde, kapatılana kadar o renkte kalıyorlar. Bu da potansiyel enerji tasarrufu açısından yeni pikselleri öne çıkarıyor.

Araştırmanın başındaki isim olan Jeremy Baumberg, ‘nano ölçekteki garip ışık fiziği sayesinde’ bir filmin onda birinden az kısmını bu piksellerle kaplamalarına rağmen görüntü almayı başardı. Bunun sebebi ise altın mimarisi sayesinde piksellerin görüntü alanının oldukça geniş hale gelmesi.

Ekip, piksel tasarımının alışılmış ekran ve işaretlerden çok daha büyük olabileceğini, bir binayı bile kaplayabileceğini söylüyor. Üstelik bu çalışmaların maliyetleri, normal bir ekranın maliyetinden daha ucuza gelebiliyor.

Araştırma, Science Advances adlı dergide yayımlandı.


Etiketler : Ekran Yapımı için,En Tasarruflu, Dünyanın En Küçük Pikselleri Üretildi,Dünyanın,Dünyanın En Küçük, En Küçük, En Küçük Pikseller,

Pasaport Nasıl Çıkartılır?

Pasaport Nasıl Çıkartılır?

Harçsız öğrenci pasaportu nasıl alınır

Öğrencilik hayatınıza devam ediyorsa harçsız pasaport alabiliyorsunuz. Ne de olsa dünyanın en pahalı pasaportuna sahibiz ve öğrenci bütçesi için bu korkunç yüksek bir meblağ. 25 yaşın altındaki her öğrenci harçsız pasaport alabilir. Sadece pasaport defter bedelini ödemeniz gerekiyor.

Harçsız pasaport başvurusu için okulunuzdan öğrenci belgesi çıkarın. Belgeyi okuldan ya da E-Devlet üzerinden alabilirsiniz Öğrenci belgesini son 60 gün içinde alınmış olması şart. 18 yaşından küçükler, en çok 5 yıllık pasaport çıkartabiliyor. Pasaportu 25 yaşına bastığınızda geçerliliğini yitirecek şekilde alabiliyorsunuz. En az 6 aylık geçerli pasaport çıkartabileceğinizi düşünürseniz 24,5 yaşından sonrası için pasaport verilmediğini aklınızda bulundurun.

Pasaport başvurusu nasıl yapılır adım adım bilgi vermeye çalıştım. Özetle biyometrik 2 fotoğrafınızı çektirin, internet veya bankadan pasaport ücretini ve harcını ödeyin, nüfus müdürlüklerinden online veya telefonla randevu alın veya direk gidip başvurun. Pasaport nasıl alınır hakkında sorularınız olursa yorum kısmından sorabilirsiniz.


Bu sayfada özellikle çoğu Türk vatandaşının başvuru yaptığı Bordo pasaport (umuma mahsus pasaport) üzerinde yoğunlaşılmıştır. Eğer yeşil pasaport almaya hak kazandıysanız detayları Yeşil Pasaport sayfasından öğrenebilirsiniz.
Pasaport Başvurusu İçin Gerekenler

Pasaport başvurusu için gerekenler sırasıyla:

Aşağıda belirtilen evrakları toplamak,
Pasaport harcı yatırmak,
Pasaport randevusu almak ve randevuya gitmek,
Pasaportu teslim almak,

şeklindedir.

Yurt dışı seyahatiniz için pasaport başvurusu yapmaya karar verdiyseniz aşağıdaki adımları izleyiniz.

Pasaport İçin Gerekli Evraklar

Pasaport için gerekli evraklar, yapılacak pasaport başvurusuna göre değişiklikler gösterebilir. Aşağıda en çok başvuru yapılan bordo pasaport için gerekli evraklar listesini bulabilirsiniz.

Pasaport için çekilmiş 1 adet biyometrik fotoğraf (fotoğraf özellikleri aşağıda belirtilmiştir).
T.C. Kimlik Belgesi ve Fotokopisi.
Varsa eski pasaportlar.
Pasaport harç ve defter bedellerinin ödeme dekontları.
Başvuru yapılan kişi çocuk ise anne ve babanın muvafakatnamesi (Noterliklerden alınmaktadır).

Pasaport İçin Fotoğraf

Pasaport fotoğrafı vesikalık fotoğraftan farklıdır. İçişleri Bakanlığı tarafından pasaport fotoğrafı:

Beyaz, desensiz fonda çekilmelidir.
Fotoğraf aşırı parlak veya aşırı koyu olmamalı, yansıma ve gölgeler bulunmamalı ve yüksek kalitede olmalıdır
Fotoğraf yüzü tam karşıdan görecek şekilde ortalanmış ve ifadesiz bir biçimde olmalıdır.
Saçlar yüz hatlarını kapatmamalı, gözler kameraya bakmalıdır.
50mm x 60mm ebatında olmalıdır.

Bu gibi detaylar fotoğrafçılar tarafından çok iyi bilindiğinden pasaport için biyometrik fotoğraf çekinmek istediğinizi söylemeniz yeterlidir.
Pasaport Harcı Ödeme

Türkiye Cumhuriyeti pasaportu almak için randevu zamanından önce ödemelerin tam olarak yapılması ve dekontların elde edilmesi gerekir. Pasaport ücretleri T.C. Maliye Bakanlığı tarafından yıldan yıla değişen “pasaport harç bedeli” ve “pasaport defter bedeli” olmak üzere iki ayrı kalemde alınmaktadır. Pasaport defter bedeli her pasaport için sabittir ancak pasaport harç bedeli pasaportun geçerli olduğu süreye göre değişiklik gösterir.
Güncel pasaport ücretlerini ve pasaport harçlarını alan bankaları öğrenin

Pasaport Randevusu

Bordo pasaport alabilmek için gerekli evrak toplama ve ödeme işlemlerinizi bitirdikten sonra Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü web sitesi üzerinden dilediğiniz kaymakamlıklardan uygun tarih için randevu almalı ve zamanında randevuya gitmelisiniz.

Pasaport Teslimi

Pasaport teslimi randevu esnasında belirtilen adrese posta yoluyla gönderilir. Genelde 10 iş günü içerisinde teslimat gerçekleşmektedir. Bu yüzden yurt dışı çıkışınızdan bir müddet önce pasaport başvurusu yapmanız tavsiye edilir.

Eskiden Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından verilen pasaport, artık Nüfus Müdürlükleri tarafından verilmektedir. Pasaport kısa süre içinde çıkartılabilir.

1. Öncelikle Nüfus Müdürlüğü’nden randevu almak gerekmektedir. Randevu ile Nüfus Müdürlüğünde sıra beklemeden veya çok az bekleyerek başvuruda bulunabilirsiniz. Randevu almak için https://randevu.nvi.gov.tr/ adresini kullanabilirsiniz.

2. Randevu aldıktan sonra pasaport harç ve defter bedeli ödemek gerekmektedir. 10 yıllık pasaport başvurusu yapmak daha avantajlı olacaktır. Banka ve vergi dairelerinden ödeme yapılacağı gibi https://ivd.gib.gov.tr adresinden banka kartı veya kredi kartı ile yapılması daha kolay olacaktır. Bazı banka memurlarının yeterli bilgisi olmayabilir.

3. Pasaport sahibi olmak için bir adet biyometrik fotoğraf gerekmektedir. Fotoğraf memur tarafından taranacak ve size geri verilecektir.

4. Pasaport başvurusu geçerli kimlik belgesi ile yapılacaktır.

5. Başvuru sırasında en son alınan pasaport da birlikte götürülmelidir.

6. Başvuru sonrası ortalama 1 hafta içinde pasaport kargoya verilecektir.

Pasaport, yurtdışına çıkarken sınır kapılarındaki polis makamlarına ibraz etmeye mecbur olduğumuz bir evrak. İlk düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1867’den bu yana yurtdışına çıkmak veya Türkiye’ye girmek için pasaport almak zorundayız.

Diplomatik pasaport, Hususi damgalı pasaportlar, Hizmet damgalı pasapor ve Umuma mahsus pasaportlar olmak üzere de pasaport çeşitleri var. “Pasaport Nedir? Pasaport Çeşitleri” yazımda bu konuda detaylı bilgiler paylaştım. Pasaport başvurusu yapmadan bu yazıyı mutlaka okuyun. Gözünüz korkmasın pasaport alma süreci çok kolay. Pasaport çıkarma başvuru süreci ortalama 5-10 dk. içinde tamamlanıyor. Pasaport başvurusu nasıl yapılır adı adım aşağıda detaylıca anlattım.

Pasaport başvurusu nasıl yapılır

Pasaport başvurusunun yaş ayrımı gözetilmeksizin şahsen yapılması gerekiyor. Pasaport ücretini internetten veya bankalara yatırıp, yine internetten veya telefonla pasaport randevusu aldıktan sonra, nüfus müdürlüklerine 2 adet biyometrik fotoğraf ve TC Kimlik Kartınızla gitmeniz yeterli. Nüfus Müdürlüklerinde ilk olarak biyometrik veri işlemleri sağlanıyor, daha sonra biyometrik fotoğraf ve imza isteniyor.
1. Pasaport için gerekli evraklar

Önceleri Emniyet Genel Müdürlüğünden pasaport çıkarılıyordu. 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren pasaport başvurusu Nüfus Müdürlüklerine yapılıyor. Pasaport için gerekli belgeler hazırlanıp, internetten pasport randevu alarak 2 adet biyometrik fotoğraf ve nüfus cüzdanı/TC Kimlik kartı ile başvuru yapabiliyorsunuz.

Biyometrik 2 adet fotoğrafınız
TC Kimlik Kartı veya nüfus cüzdanınız
Varsa eski pasaportunuz
Öğrenci belgesi (Harçsız pasaport talep edenler için)
Ergin olmayanlar veya kısıtlılar için muvafakat belgesi

Öncelikle bir fotoğrafçıya gidip pasaport için fotoğraf çektireceğinizi söyleyin. Yeni pasaport için arka fonu beyaz biyometrik fotoğraf çektirmek zorunlu. Eski tarz fotoğraflar geçerli değil. Bu fotoğraflarda tam karşıya bakıyorsunuz, gülümsemeden normal duruşla fotoğrafınız çekiliyor.

Kıravat zorunlu değil. En fazla 6 ay önce çekilmiş biyometrik fotoğraflar geçerli. Daha önceki pasaportunuzda ve vizenizde kullanmış olduğunuz, nasılsa kimse anlamaz dediğiniz, 6 aydan uzun süreli fotoğrafınız varsa kullanmayın, gidin yeni fotoğraf çektirin.

Sisteme 6 ay önceden kayıtlı biyometrik fotoğrafınız varsa ehliyet ve pasaport için yeniden fotoğraf götürmenize gerek yok. Yeni çipli kimlik kartı için parmak izi ve imza verdiyseniz, bunlar pasaport almak için de geçerli. Pasaport için gerekli belgeler hazırlandıktan sonra e-pasaport randevu alma işlemine geçin.
2. Pasaport Ücretleri 2019 Harç Bedelleri

Pasaport başvuru randevuları internet üzerinden veya telefonla yapılabiliyor. Ancak pasaport ücreti, internet başvurusu öncesinde vergi dairesine, PTT şubelerine, belirtilen bankalara veya internet vergi dairesine ödenmesi gerekiyor. Ne kadar süreli pasaport çıkarmayı düşünüyorsanız pasaport ücretleri de ona göre değişiyor.

Öncelikle kaç yıllık pasaport çıkaracağınıza karar vermeniz gerekiyor. Pasaport süresi en az 6 ay en fazla da 10 yıl oluyor. Ben 6 aylık pasaport alınmasını pek tavsiye etmiyorum. Pasaport süresi 3 aydan az olunca bir çok ülkeye girişte sorun çıkma ihtimali var. Mümkünse 10 yıllık çıkartın.

İnternetten pasaport harcı yatırma: İnternet vergi dairesi web sitesine girin (ivd.gib.gov.tr). Sol alt köşeki “Harç ve değerli kağıt bedeli” butonunu tıklayın. Açılan pencereden “Pasaport harcı ödeme” bağlantısını tıklayın. Gerekli bilgileri ve size en yakın vergi dairesini seçin. Sonraki adıma geçin, kredi kartıyla pasaport defter bedeli ve harcını ödeyin. Güvenlidir.

Ödemeye dair belge (makbuz veya dekont) gerektiğinde gösterilmek üzere muhafaza edilmeli. Ödeme sonrası pasaport için gerekli evrakları hazırlayıp pasaport başvurusu yapıyorsunuz.

Eğer internet vergi dairesinden ödeme yapmak istemiyorsanız şu bankalara pasaport ücretini ödeyebilirsiniz: Akbank, Aktifbank, Albaraka Türk Katılım, Alternatif Bank, Anadolubank, Denizbank, FibaBanka, Finansbank, Garanti Bankası, HSBC, ING Bank, Kuveyt Türk Katılım Bankası, Odeabank, Şekerbank, Ziraat, TEB, Halk Bankası, İş Bankası, Vakıflar Bankası, Yapı ve Kredi, Ziraat Katılım.

Öğrenciyseniz ve 25 yaşını doldurmadıysanız harçsız pasaport çıkartabiliyosunuz. Öğrenim görülen kurumlardan getirilen ıslak imzalı, e-imzalı veya e-devlet kapısı üzerinden alınan 60 günü geçmemiş belgeler öğrenci belgesi olarak kabul ediliyor. Pasaport Kanunu uyarınca kişilerden yaş farkına bakılmaksızın (Bebekler de dahil) tüm pasaportlarda fotoğraf bulunması zorunlu.
3. Pasaport randevusu nasıl alınır

Biyometrik fotoğrafınızı hazırladınız, pasaport ücretini ödediniz ise pasaport başvurusu için randevu alma adımına geçiyorsunuz. Umuma mahsus pasaportlar için belirlenmiş 680 ilçe nüfus müdürlüğüne, hususi ve hizmet damgalı pasaportlar için ise 81 ilin nüfus ve vatandaşlık müdürlüğünden başvuru yapılabiliyor. Dileyen randevusuz, sabah erken saatlerde gidip sıra alabilir.

Telefonla pasaport randevusu alma: e-pasaport randevu alma telefonla ALO 199 Vatandaş Etkileşim Merkezinden yapılıyor. Alo 199 çalışma saatleri 09.00-17.00 saatleri arası. Cumartesi ve pazar günleri 09.00-17.00 saatleri arasında yapılabiliyor.

İzmir pasaport randevu alma için baktığımda aynı hafta içerisine randevu veriyordu. Aceleniz varsa sabah erken gidip başvurun.

İnternetten pasaport randevusu nasıl alınır: İnternetten randevu.nvi.govt.tr adresinden online randevu alınabiliyor. Aynı sayfadan TC Kimlik Kart, Sürücü belgesi veya pasaport başvurusu için randevu alabiliyorsunuz.

Harçsız öğrenci pasaportu nasıl alınır

Öğrencilik hayatınıza devam ediyorsa harçsız pasaport alabiliyorsunuz. Ne de olsa dünyanın en pahalı pasaportuna sahibiz ve öğrenci bütçesi için bu korkunç yüksek bir meblağ. 25 yaşın altındaki her öğrenci harçsız pasaport alabilir. Sadece pasaport defter bedelini ödemeniz gerekiyor.

Harçsız pasaport başvurusu için okulunuzdan öğrenci belgesi çıkarın. Belgeyi okuldan ya da E-Devlet üzerinden alabilirsiniz Öğrenci belgesini son 60 gün içinde alınmış olması şart. 18 yaşından küçükler, en çok 5 yıllık pasaport çıkartabiliyor. Pasaportu 25 yaşına bastığınızda geçerliliğini yitirecek şekilde alabiliyorsunuz. En az 6 aylık geçerli pasaport çıkartabileceğinizi düşünürseniz 24,5 yaşından sonrası için pasaport verilmediğini aklınızda bulundurun.

Türkiyeye Sıla Yolu Yol Haritası Güzergah Bildirgesi 2019

Türkiyeye Sıla Yolu Yol Haritası Güzergah Bildirgesi 2019

Sila yolu 2019 yol haritasi
Cesitli ulkelerde yasayan gurbetciler yaz aylari yaklastigi zaman turkiyeye gitmek icin kendilerine gore yol hazirliklari yapmaya baslarlar. Yola cikmadan once yapilmasi gereken en onemli hazirlik turkiyeye gidecek oldugumuz yol guzergahini gececegimiz ulkeleri ve sehirleri listelememiz gerekir.Yurtdisindan turkiyeye gitmek icin cok cesitli yol guzergahlari bulunmaktadir. Yurtdisindan turkiyeye gidecekler icin basit sekilde gecilecek sehirler isminde hazirlamis oldugumuz sila yolu haritasi hakkinda bilgi verecek olursak

Yurtdisinda bulunan genellikle turklerin cogunlukta bulundugu bazi ulkelere gore hazirlamis oldugumuz sila yolu haritasi su sekildedir



Fransadan Slovanya uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Reims-Strasbourg-Karlsruhe-Stuttgart-Augsburg-Munchen-Salzburg-Villach-Ljubljana-Zagreb-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule


Fransadan Macaristan uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Reims-Metz-Sarrebruck-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Novisad-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule


Fransadan Romanya uzerinden turkiye hamzabeyli sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Reims-Metz-Sarrebruck-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Arad-Sibiu-Pitesti-Bucuresti-Shumen-jambol-Elhovo-Hamzabeyli


Fransadan Maceristan uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Reims-Metz-Sarrebruck-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Novisad-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala


Fransadan Slovanya uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Reims-Strasbourg-Karlsruhe-Stuttgart-Augsburg-Munchen-Salzburg-Villach-Ljubljana-Zagreb-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala



Fransadan Italya uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Lyon-Geneve-Mont Blanc-Milano-Venezia-Trieste-Ljubljana-Zagreb-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala



Fransadan Italya uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Paris-Lyon-Geneve-Mont Blanc-Milano-Venezia-Trieste-Ljubljana-Zagreb-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule



Hollanda Slovanya uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Ultrecht-Arnhem-Dortmund-Frankfurt-Wurzburg-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Graz-Maribor-Zagreb-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala



Hollanda Maceristan uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Ultrecht-Arnhem-Dortmund-Frankfurt-Wurzburg-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Novisad-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule



Belcika Slovanya uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Bruksel-Koln-Koblenz-Frankfurt-Wurzburg-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Graz-Maribor-Zagreb-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala



Belcika Macaristan uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Bruksel-Koln-Koblenz-Frankfurt-Wurzburg-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Novisad-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule



Almanya Slovanya uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Frankfurt-Wurzburg-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Graz-Maribor-Zagreb-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala



Almanya Macaristan uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Frankfurt-Wurzburg-Nurnberg-Regensburg-Passau-Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Novisad-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule



Avusturya Slovanya uzerinden turkiye ipsala sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Linz-Graz-Maribor-Zagreb-Belgrad-Nis-Skopje-Kozani-Thessaloniki-Amfipoli-Kavala-Alexandropol-Ipsala


Avusturya Macaristan uzerinden turkiye kapikule sinir kapisina gitmek icin gecilecek olan sehir isimleri sirasiyla su sekildedir
Linz-Wien-Gyor-Budapest-Szeged-Novisad-Belgrad-Nis-Sofya-Svilengrade-Kapikule

ALINTI


----oOo----

Etiketler : Türkiyeye Yol Haritası, Sıla Yolu Yol Haritası,Türkiye Yol Güzergah Bildirgesi, 2019,Yol Haritası,Türkiye Yolu,Türkiye ye Hangi yoldan gitmeliyim,Türkiye en kisa yol hangisi,Türkiyeye en güvenli yol hangisi,Sıla Yolcularina Yol Haritası,Sıla Yolcusu, Sıla Yolu Güzergah,

Otomatik Vites Araba Nasıl Kullanılır

Otomatik Vites Araba Nasıl Kullanılır?

Gelişen araba teknolojisinde artık piyasada otomatik arabalar, manuel vitesli arabalara göre daha çoğunluk oluşturmaktadır. Şehir içi trafikte kullanım kolaylığı en çok tercih edilme özelliklerindendir. İstanbul gibi kalabalık nüfuslu bir şehirde yaşıyorsanız otomatik araba inanılmaz rahatlık sağlamaktadır. Manuel vitesli arabadan otomatik vitesli arabaya geçiş yaptığınızda bu rahatlığı hissedeceksiniz.

Pedal Sistemi

Otomatik vitesli bir arabada yanlızca 2 pedal bulunmaktadır. Bu pedallar GAZ ve FREN pedalıdır. Vitesler otomatik olduğundan “Debriyaj” pedalı bulunmamaktadır. Sağ tarafta bulunan GAZ, sol tarafta bulunan FREN pedalıdır.

 

Vites Sistemi


Otomatik vitesli arabalarda vites sistemindeki harfler bütün otomatik arabalarda hemen hemen aynıdır. Vitesin üzerinde P – R – N – D harfleri bulunmaktadır. Aracınızın modeline göre S, L, 1, 2 gibi farklı harflerde olmaktadır.
Vitesler

P (Park): Arabanızı park halindeyken durduğunuzda almanız gereken vitestir.
R (Reverse): Geri vitestir. Arabayı tamamen durdurduktan sonra geri vitese almak için vitesi R konumuna getirin.
N (Neutral): Aracınızı boşa almak için kullanılan vitestir.
D (Drive): Arabayı sürmek için kullanılan vitestir.
S veya O (Speed, Overdrive): Spor ve hızlı kullanım modudur. Vites geçişlerinde devir daha yüksek olur. Aracın hız ve performansı artar.

 

Otomatik Araba Nasıl Kullanılır?

Otomatik vitesli arabayı tek ayakla kullanmak işin doğru olanıdır. Sol ayağınız boşta kenarda durması gerekmektedir. Gaz ve freni sağ ayağınızla kullanmanız gerekmektedir. Aracınız P park halinde ve ayağınız frendeyken arabayı çalıştırın, vites P ve N de değilken otomatik arabaların büyük çoğunluğu çalışmaz. Bazı araçların çalışması için vites konumu P deyken frene basılı tutarak kontağı çevirmeniz gerekebilir. Aracı çalıştırdıktan sonra el frenini çekik durumdaysa el frenini indirin. Vitesi D ‘ye getirdiğinizde araba gitmeye başlayacaktır. Vitesi D konumuna almak ayağınızla frene basmalı ve vitesin üstündeki düğmeye basarak vitesi aşağı doğru ittirerek D konumuna alın. Ayağınızı frenden çektiğinizde arabanız çok düşük hızda gitmeye başlayacaktır. Gaza basarak arabanız arabaya hız vererek sürüşün keyfini çıkarın.

 

Hayatınızda ilk kez otomatik vites ve dahası DSG kullanacaklara kılavuz:

Güzel bir başlangıç olsun dilerim.

Hayatınızda ilk kez otomatik vites ve dahası DSG kullanacaksınız.

Size bu kılavuzu kimseye sormaya çekindiğimiz herşeyi yanıtlamak için yazıyoruz.

Yazarımız DSG kullanıcısı olarak değil deyim yerindeyse DSG lerin hatalı kullanımı veya fabrikasyon arızası sonrası gittiği meşhur bir DSG hastanesinde doktor... Yani kullanıcı değil tamiratinda 8 yıldır çalışan Emrah ustamız...

Söz sizde...

1. İlk olarak koltuğa oturun koltuk ve aynayı kendinize göre ayarlayın.

2. Kontak anahtarını yerine takın

3. Kontağı çeyrek tür çevirerek marşı basmadan önce aracın ısınması ve hazırlıklarını tamamlaması için ışıklarının sönmesini bekleyeceğiz.

4. Sadece bu iki ışık kalana kadar bekleyip sonra ayağınızı fren pedalına basarken kontağı yine çeyrek tür çevirip bırakıyoruz. Akıllı kontak olduğu için Diğer araçlardaki gibi basılı tutmanız gerek yok kontak anahtarını.

5. P konumundaki vites kolunun üzerindeki düğmeye baş parmağınızla basarak ayağınızı fren pedalına basılı tutarak kendinize göre yavaşça çekin.

6. Geri gidecekseniz R yazan yere getirin.

7. İleri gidecekseniz D konumuna getirin.

8. Daima sağ ayağınızı kullanacağınız için sol ayağınızı ayak dayama kısmına bırakın ve bu ayağınızı araçtan inene kadar unutun

9.Yokuş yukarı veya yokuş aşağı ile araç yüklüyken hariç fren pedalını an ayağınızı kaldırdığınız anda araç yavaş yavaş hareket etmeye başlayacaktır. gaza basmaya gerek yoktur.

10. Yokuş yukarı veya yokuş aşağı ile arac yüklüyken hafifçe gaza basmanız aracın kararlı biçimde ilk hareketini sağlayacaktır.

11. Yokuş inerken vites yükselmesini istemiyorsak frene hafifçe basmanız yeterli.

12. Vites kutusu bir an önce en yüksek vitese çıkmak üzerine programlı olduğundan gaz tepkileri yavaş olacaktır. Sollamalarda veya hızlanma ihtiyacı hissedince iki kademeli olan gaz pedalına sonuna kadar bastığınızda ikinci kademe devreye girerek kick down denen bir veya bir kaç vites birden düşürüp torkun daha kuvvetli olduğu devirlere sizi çıkaracaktır.

Otomatik Vites Kullanmanın İncelikleri

Otomatik vitese sahip araçlar, yıllarca manuel vitese sahip araçların gölgesinde kaldı. Bunun ilk ve en önemli nedeni ise güçsüz olmalarıydı. Yıllar içerisinde teknolojinin gelişmesiyle manuel vitese sahip araçların sayısı azaldı. Gelecekte ise hiç kalmayacağı öngörülüyor. Bunun en önemli nedeni, hızla yükselen elektrikli otomobillerin sadece otomatik vites seçeneği ile piyasaya sürülmesi. Hem otomatik vites ile araç kullanmak oldukça basit. Ancak bazı püf noktaları olduğunu şimdiden söyleyelim.

Otomatik Vites Kullanımı

Otomatik vites ile ilgili çok fazla şehir efsanesi bulunuyor. Tabii haklı olan taraflar yok değil. Bunların başında otomatik vitese sahip araçların çabuk bozulmaları geliyor ama asıl neden otomatik vitesin kötü olmasından daha çok bakım yaptırılmaması. Karşımıza en çok çıkan diğer eleştiri ise “Otomatik vites çok yakar” şeklinde. Buna kesinlikle yalan diyemeyiz. Özellikle Uzak Doğulu üreticilerin tercih ettiği CVT şanzımana sahip araçlar gerçekten daha çok yakıyor. Ancak daha çok Avrupalı üreticilerin tercih ettiği çift kavramalı şanzımanlara ortaya çıkıyor. Örneğin Volkswagen’in çok satan araçlarından olan Jetta’nın verilerine göre manuel vitesli seçenek, otomatik vitese sahip olan seçeneğe göre 100 kilometre mesafe için ortalama yarım litre daha fazla yakıt tüketiyor. Ancak bu genel bir fabrika verisi. Biz direksiyonun başına geçtiğimiz zaman ise tam tersi bir durum söz konusu oluyor. Bunun en önemli nedeni olarak da agresif sürüş gösterilebilir. Otomobil kullanırken ilk olarak agresif sürüşten kaçınmanız gerekiyor, çünkü gaz ve fren pedallarına ne kadar çok basılırsa yakıt tüketimi de o kadar artıyor.

Şehir İçinde En İyi Tercih

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi trafiğin bitmediği şehirlerde otomatik vites inanılmaz bir konfor sağlıyor. Debriyaj pedalının bulunmaması büyük bir kolaylık. Trafiğin neredeyse hiç bitmediği büyük ve kalabalık şehirlerin yollarında, otomatik viteste debriyajın kavrama noktasını bulmak gibi zorluklar olmadığı için bazen fazla hızlı kalkış yapılabiliyor. Ani kalkış durumlarında şanzıman zarar görebiliyor. Aynı durum hızla yavaşlama için de geçerli. Olağan dışı hareketler ile sürücüler, şanzımanı adeta yoruyor.

Kalkışlar Çok Önemli

Kalkışların önemli olduğundan yukarıda bahsettik. Biraz detaya inmemiz gerekiyor. Otomatik vitesli araçların birçok çeşidi bulunuyor. Bunlardan en bilinenleri ise çift kavramalı, CVT ve tork konvertörlü otomatik şanzımanlar. Türkiye’de en çok tercih edilen seçenek çift kavramalı şanzımanlar ve her marka, çift kavramalı şanzımanları farklı isimler ile adlandırıyor. Powershift, DSG ve DCT gibi farklı isimler alan çift kavramalı şanzıman aslında iki farklı manuel şanzımanın iç içe geçmesiyle oluşturuluyor. Oldukça verimli ve kolay çalışan bir mekanizmaya sahip olan bu tür şanzımanların en büyük sorunu ise ısınma. Aracın aniden hızlandığı ya da yavaşladığı durumlar içerisinde ısınma artıyor ve şanzımanın zarar gömesine neden olabiliyor. Yapmanız gereken şey ise belirlenen limitleri aşmayıp hız yapmamak. Diğer bir nokta ise aracı olağan dışı hareket ettirmemek. Örneğin otomatik vitese sahip aracınız ile saatte 10 kilometre hızla gidiyorsunuz. Saatte 70 kilometre hıza çıkmak için gaza sonuna kadar basmak yerine daha yavaş hızlanmaya ve yavaşlamaya gayret edin. Halihazırda trafikte olduğunuz için mevcut hızınızı maksimum 200 metre koruyabilirsiniz zaten. Yani acele etmenin alemi yok. Böylece uzun süre sorun yaşamadan otomatik vites kullanabilirsiniz.

Otomatik Vites Araba Nasıl Kullanılır?

Otomatik vites araba kullanmanın incelikleri sadece hızlanma ile sınırlı değil. Sizin için bazı incelikleri sıraladık ama bunlardan önce, otomatik viteste yer alan simgelere de değinmek gerekiyor. Çünkü sürücüler çoğu zaman “Otomatik vites üzerinde yazan N ne demek?” gibi sorularına cevap bulamıyor. Otomatik vitesteki harflerin anlamları şöyle:

N: “Neutral” sözcüğünün kısaltması. Aracı boşa almak için bu moda geçmelisiniz.

D: İngilizcesi “drive” olan “sürüş” sözcüğünün ilk harfi.

P: Tahmin edebileceğiniz gibi “park” sözcüğünün kısaltması.

R: “Reverse yani “geri gitmek” sözcüğünün kısaltması. Geri vitese geçmek için vitesi bu noktaya getirmeniz gerekiyor.

Otomatik vites kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar ise şunlar:

Arabanızı hareket ettirmek için “D” modunda olmanız gerekir. Ayağınız frendeyken el frenini indirip aracı çalıştırmalısınız. Vites “D” noktasına geldikten sonra arabanız hareket edebilir.
Hareket halindeyken kullandığınız “D” modunu asla ama asla “R” ya da “P” modlarına getirmeyin. Değişiklik yapmak istediğiniz takdirde öncelikle aracın yavaşlamasını sağlayın. Daha sonra “R” ya da “P” modlarını devreye sokun.
Elbette yapıyorsunuzdur ama hatırlatmakta fayda var. Aracı park ettikten sonra el frenini çekin ve daha sonra vitesi “P” moduna getirin.

Vites kutuları genellikle bu konu üzerine uzmanlaşmış markalar tarafından geliştiriliyor. Bu nedenle otomatik vites üzerinde bulunan simgeler farklılaşabiliyor ya da farklı simgeler eklenebiliyor. Bunlardan bazıları şu şekilde:

L: “Low” yani ağır devir anlamına geliyor. Araç genellikle 1. vites üzerinde kalıyor ve markanın tercih ettiği hızı geçmiyor. Bu ise genellikle saatte 50 kilometre gibi düşük bir sürat oluyor.
2 ya da 3: Bunlar da tıpkı L simgesi gibi vitesi sınırlandırmaya yarıyor. Vites getirdiğiniz konuma göre 2. ya da 3. viteste kalıyor.
W: Kış anlamına gelen “winter” sözcüğünün kısaltması olan harf ise genellikle Mercedes marka araçların otomatik viteslerinde görülüyor. W modu ile kış aylarında karşılaşacağınız patinaj gibi sorunların önüne geçebiliyorsunuz.

Telefona Bluetooth Kulaklık Nasıl Bağlanır?


Telefona Bluetooth Kulaklık Nasıl Bağlanır?

Bluetooth ne işe yarar?

Bluetooth aslında cep telefonları için tasarlanmış bir teknoloji. Geliştirilme amacı telefonların kablosuz olarak birbirleri ve bilgisayar gibi cihazlarla kablosuz olarak bağlanabilmesi ve dosya vs. verileri aktarabilmesidir.

Bluetooth ayrıca kablosuz telefon aksesuarlarının telefonlarla senkronize edilmesini ve birlikte kullanılabilmesine olanak tanır. Bluetooth kullanılarak telefonlar otomobillerin multimedya sistemleri ile de entegre edilebilir ve kolay kullanım imkanı sağlar. Kullanıcı telefonu sesle kontrol edip kullanabildiği için sürüş güvenliği salar.

Akıllı telefonlarınızda bluetooth kulaklık nasıl kullanılır, bluetooth bağlantısı nasıl kurulur yazımızdaki işlemleri yaparak kulaklığı telefonunuza bağlayabilirsiniz.

Bluetooth kulaklığı telefonunuzda kullanabilmeniz için telefon ile bluetooth kulaklık arasında bluetooth bağlantısı kurmanız gerekmektedir. Akıllı telefonunuz ile bluetooth kulaklığı arasında bir eşleşme yapmanız gerekmektedir. Piyasada bulunan birçok bluetooth kulaklık aynı mantıkla çalışmaktadır. Aşağıdaki işlemlerle rahatlıkla kulaklığınızın telefonla bağlantısını kurabilirsiniz.

Bluetooth Kulaklık Bağlantısı Nasıl Yapılır

1- Bluetooth kulaklığın üzerindeki açma kapama tuşuna birkaç saniye basılı tutarak kulaklığın bluetooth arama özelliği açık duruma gelecek,
2- Şimdi telefonunuzdan bluetooth bağlantısını AÇIK duruma getirin,
3- Aygıtlar listesinde kulaklığınızın ismi gözüktükten sonra üstüne dokunarak telefon ile kulaklık arasında bluetooth bağlantısını kurunuz.
4- Bağlantınız artık hazır durumda.

Bluetooth kulaklıkları telefonlara yukarıdaki şekilde bağlıyoruz ancak bağlanma esnasında şifre sorarsa “0000” “1234” yada 1111 gibi şifrelerini deneyin eğer bu şifreler işe yaramaz ise kullanma kılavuzundan şifreyi bulabilirsiniz.

Akıllı telefonlar bildiğiniz üzere uzun yıllarca konuşma sonrasında zararları olduğunu biliyoruz.Çok fazla görüşme yapan kişiler kulaklık kullanımını alışkanlık haline getirmemiz gerekmektedir.Akıllı telefonların yanın orjinal kablolu kulaklıklar bulunmaktadır.Kablolarından dolayı rahatsız olan kişilerin imdadına bluetooth kulaklıklar yetişmektedir.Bluetooth kulaklıklar 10 metre kapsamında konuşma sağlayabilirsiniz.Akıllı telefonunuz ile eşleştirme yaptıktan sonra uzun süreli kullanım yapabilirsiniz.

Günümüzde Trafik Cezaların can yakması ve Kontrollerin sıklaşması ile trafikde araç kullananların çoğunun canı yanmıştır. Arkadan cezaları yazıp yazıp yollanıyor olması günün süprizi olabilir.

Birde bu işlerde trafik polisleri kadar fahri müfettişlerinde olması dolasıyla trafikde çok dikkatli olunmalıdır ve kurallara uyulmalıdır. Emniyet kemerlerinin takılmasına ve telefonla konuşmamasına dikkat edilmelidir.

Cep telefonları ile konuşulurken trafik cezası yiğenlerde artık önlemlerini alıyorduk artık yada kablolu kulaklık takıyorlardır yada bluetootht kulaklık kullanmaları gerekmektedir.

Etiketler : Bluetooth cihaz eşleştirme , Bluetooth kulaklık eşleştirme , Bluetooth kulaklık nasıl eşleşir , Bluetooth cihazı telefona tanıtma , Bluetooth cihazı aygıt tanıtma , Bluetooth kulaklık , Bluetooth kulaklık ayarlama , Bluetooth nasıl ayarlanır , Bluetooth cihazları eşletirme , Bluetooth ,

Kış Aylarında Arabanın Lastik Basıncı Nasıl Olmalıdır?

Kış Aylarında Arabanın Lastik Basıncı Nasıl Olmalıdır?

Kış aylarında soğuk havalarda aracın kontrolünün iyi sağlanması, araç güvenliği için lastiklerinizin hepsinin kış lastiği olması ve doğru basınçta olması gerekiyor. Tüm lastiklerin kış lastiği olması yolun durumuna göre çekiş gücünü, performansını ve güvenliğini arttıracaktır.

Kış aylarında aracınızın lastik basıncının kontrolünü sağlamak hem lastiklerinizin erken aşınmasını önler hemde güvenliğinizi daha da arttırır.

Soğuk havalarda sıcak gaz genleşir, soğuk gaz ise sıkışır bu nedenden dolayı kış aylarında hava sıcaklığı düştüğünden lastik basınçlarınızda düşecektir. Otomobiliniz tarafından belirtilen değere 0,2 bar (3 psi) eklemeniz tavsiye edilir.

Örneğin; Aracınız için uygun hava basıncı 2.2 bar 32 psi ye denk gelmektedir. Kış aylarında 2.2 bar (32 psi) yerine 2.4 bar (35 psi) basmanız aracınız için daha iyi performans sağlayacaktır. Aracınızın bar değerini psi ‘ye çevirirken 1 bar, 14.50 psi yapmaktadır. Bar değeriyle 14.50 ‘yi çarparsanız istediğiniz psi değerini yakalarsınız.

Kış Aylarında Arabanıza Kış Lastiği mi Kar Zinciri mi Tercih Edilmelidir

Kış Aylarında Arabanıza Kış Lastiği mi Kar Zinciri mi Tercih Edilmelidir?

Otomobil sürücüleri kış aylarının gelmesiyle birlikte tedirgin olurlar. Nedeni hemen herkesin bildiği gibi zorlaşan hava şartları. Özellikle kar yağışı ve buzlanma sürücüler için ciddi tehlike oluşturur. Bilinçli sürücüler sıkıntıya düşmeden önlemini alır. Bazıları kış lastiği, bazıları ise kar zinciri kullanmayı tercih eder. Peki, ama hangisini kullanmak daha mantıklı; kış lastiği mi yoksa zincir mi?

Kış lastiği ile zinciri karşılaştırmak, belki kategorik anlamda kulağa mantıklı gelmeyebilir. Ancak ülkemizde, karlı havalarda yol güvenliğini sağlamak için en çok tercih edilen alternatiflerin başında kış lastiği ve kar zinciri geliyor. Biz de karşılaştırmamızı bu ölçüde yapacağız.

Evet, diğer rehberlerimizde de olduğu gibi karşılaştırmamızın iki ana unsuru olan kış lastiği ve kar zincirini ayrı ayrı inceleyerek başlayalım:

Öncelikle şunu belirtmeden geçmeyelim, karlı havalarda otomobilin bagajında kar zinciri bulundurmak zorunlu. Yani aracınızda kış lastiği takılı olsa da zincir bulundurmanız gerekiyor. Çünkü bazen yollarda kış lastiğinin yeterli olmadığı boyutta kar ve buz olabiliyor. Bu koşullarda kış lastiğiniz dahi olsa zincir takmanız gerekiyor. Örneğin kayak merkezine doğru tırmanılan yollar (Uludağ, Kartepe, Kartalkaya vs.) Yalnızca kış lastiğine güvenirseniz, trafik polisi kontrolünde ceza yiyebilirsiniz.

Evet; bu uyarıyı yaptıktan sonra kar zinciriyle başlayalım. Bildiğimiz üzere bu zincirler, araçların karlı ve buzlu yollarda yoluna sorunsuz devam edebilmeleri için tasarlanmış, 50-100 TL fiyat aralığında (marka, ebat ve kalitesine göre değişiklik gösterir) olan bir güvenlik aparatıdır. Lastiğin yola temas eden kısımlarını kavrar ve kar üzerinde rahatça yol almasını sağlar.

Hemen herkesin bildiği gibi kar zincirini takmak ve sökmek oldukça zahmetlidir. Bu işin uzmanları tarafından 5 dakikada yapılan işlem, bilmeyenlerin çok daha fazla zamanını alır. Belki normal hava sıcaklığında kar zincirini takmak çok daha kolay olurdu. Ancak düşünün, yolda aracınızla ilerliyorsunuz ve birden kar bastırdı. Hava -10 derece ve zincir takmanız gerekiyor. Zincir takmakta usta değilseniz, uzun bir süre uğraşırsınız. Bu arada soğuktan dolayı artık hareket kabiliyetiniz yavaşlar. Başarılı olabilirseniz ne mutlu, ancak her türlü zaman kaybı ve zahmetli bir işlem olduğu aşikar. Ancak tüm bu zorluklara rağmen kar zincirinin birçok kazayı önlediğini, hatta bazı durumlarda hayat kurtardığını da söylemeden geçmeyelim.

Aracınızı zincir takılı bir şekilde kullanırken 50 km/s hızı geçmemeniz gerekiyor.

Biraz da kış lastiğinden söz edelim. Son yıllarda bu lastiklerin yaygınlaşmasıyla (elbette her sene 1 Aralık'ta getirilen zorunluluğun etkisi büyük) zincirin pabucu dama atıldı diyebiliriz. Kullanım kolaylığı açısından zincirle kıyaslanamayacak kadar rahat. Dilediğiniz zamanda, tabi en doğrusu kış mevsiminin başında herhangi bir lastikçiye gidiyorsunuz ve takribi 1 saat içerisinde, yazlık lastiklerinizi kışlık lastiklerle değiştiriyorsunuz. Sonrasında kış ayları bitene kadar başka hiçbir şey yapmanıza gerek kalmıyor.

Kar lastiği değil kış lastiği!

Bir de kış lastiğiyle alakalı yaygın ama yanlış bilinen bazı konular var. Örneğin başlıkta da belirttiğimiz gibi, doğrusu kar lastiği değil kış lastiği. Yani bu lastikler, yumuşak yapısı sayesinde, sadece karlı havalarda değil, kış mevsiminin bütün koşullarında sürücülere yardımcı oluyor. Uzmanlar, kar yağsın yağmasın, 7 derecenin altındaki hava sıcaklığında kış lastiğinin her zaman daha avantajlı olduğunu ifade ediyor.

Kış lastiğinin de avantajları olduğu kadar dezavantajları var tabi. Örneğin satış fiyatı kar zinciriyle mukayese edilemeyecek kadar yüksek. Bir takım zincirin 50-100 TL arasında satıldığını söylemiştik. 4 adet kış lastiği taktırma maliyetinin ise 600 lira ile 3,000 lira arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Fiyatlar lastik ebatı, kalitesi ve markasına göre değişiklik gösteriyor. İkinci el alınması durumunda fiyatlar tabii ki daha düşük olacaktır. Ancak lastiklerin temiz durumda olması ve az kilometre yapmış olması önemli. Bir diğer husus yakıt ekonomisi; çünkü kış lastikleri, yaz lastiklerine oranla daha fazla yakıt tüketiyor.

2 kışlık 2 yazlık olmaz!

Şimdi de bazı sürücülerin yaptığı yanlışa değinelim. Bu sürücüler, 4 adet kış lastiği almak yerine 2 adet kış lastiği alıp, öndeki lastikleri kışlıklarla değiştiriyor, arka tarafta ise yine yazlık lastik kullanmaya devam ediyor. Bu, birçok uzman tarafından da sıklıkla ifade edilen son derece yanlış bir uygulama. Yalnızca 2 adet kış lastiği takmak aracı potansiyel olarak tehlikeli bir hale getirir. Sürüş özellikleri düşer ve araç dengesizleşir. Şöyle düşünün; öndeki iki kışlık lastik yola gayet iyi bir şekilde tutunuyor, ancak arkadaki iki yazlık lastik yola tutunamıyor ve sürekli patinaj çekiyor. Yani ön taraf dengeli, arka taraf dengesiz olunca haliyle araç potansiyel tehlike haline geliyor. Bir örnek ile farkı daha iyi anlayalım:

4 mevsim lastiklerle kışlık lastikleri bir tutmayın!

Hem yaz hem kış şartlarında kullanışlı olduğu iddia edilen lastik türleri var bir de. Bu lastikler tabii ki yazlık lastiklere göre ıslak zeminde daha iyi sonuç veriyor, ancak kesinlikle bir kış lastiğinin yerini tutamaz. Çünkü bir lastiğin hem yazın sıcak asfaltta, hem kışın karlı yolda, sorunsuz performans sağlaması neredeyse imkansız (şu an için böyle bir teknoloji üretilmedi). Yine bir video ile 4 mevsim lastiklerle kışlık lastikler arasındaki farkı daha iyi anlayalım:

Kar paleti iyi bir alternatif mi?

Zincir ve kış lastiğinden bağımsız bir alternatif daha var; kar paleti. Bu aparatın uygulaması kar zincirlerine göre çok daha kolay. Örneğin zincirde olduğu gibi birbirine dolanma riski yok. Paleti lastiğin üzerine seriyorsunuz, aracı biraz hareket ettirdikten sonra iyice gerip bağlıyorsunuz. Yani uygulaması kolay, fakat kullanışlı mı? İşte bu tam bir soru işareti. Çünkü üst düzey kaliteye sahip kar paletleri hem işini iyi yapıyor hem de uzun süreli kullanılabiliyor. Ancak bu paletlerin fiyatı yaklaşık 1000 TL, yani 4 adet orta kalite kış lastiğiyle neredeyse aynı fiyatta. 150-200 TL arasında satılan kar paletleri de var tabii ki, ancak tahmin ettiğiniz üzere bu paletler düşük kaliteye sahip ve daha ilk kullanımda dişleri kırılabiliyor. Üst düzey kaliteye sahip paletlerin fiyatlarının düşmesi halinde kış lastiğine iyi bir alternatif olacağını söyleyebiliriz.

Sonsöz

Bildiğimiz üzere kar ve buz üzerinde araçlar kontrolümüzden çıkar. Eğer önlemini almazsak adeta bir akıntıda sürüklenir gibi sürüklenir gideriz. Trafik kazaları da kaçınılmaz olur. Bu nedenle kış lastiği ve zincir kış ayları için son derece önemli unsurlar. Bu bir lüks değil, her şeyden ötesi can güvenliğimiz için son derece önem teşkil ediyor.

Bu yüzden herkese imkanı doğrultusunda kış lastiği taktırmasını öneriyoruz. Eğer kış lastiği için bütçeniz yetmiyorsa yanınızda kar zinciri bulundurmayı ihmal etmeyin.

Flatcast Tema Tasarımlarınız için Temalık Anlamlı Manalı Sözler Part1

Flatcast Tema Tasarımlarınız için Temalık Anlamlı Manalı Sözler Part1


Sevgi"
Diye bir merhem var,
Hangi yaralı kalbe sürseniz, İyi gelir.

###########

Bir gün çekip gidersen bu şehirden,
Kokun bana kalsın yeter !

##########

Gülün başı eğiktir, diken'in başı ise diktir.
Kanatan, acıtan dikendir ama her daim başı kopan Gül'dür...

##########

Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir.
Ağaç değilsin.

##########

Sözler anahtar gibidir. Eğer onu düzgün seçersen bir kalbi açar ve bir ağzı kapatırsın...

##############

Önce aşık olur;
Kaşına gözüne tutulursun.
Sonra gün gelir..!
Eline eteğine tutunursun...

###############

Aşka yanmalı, Can dediğin.
Ya canın olmalı; Ya da,canını almalı.

############

Yar diyemezsin ki herkese, İçindeki yaran olmalı.
Herkesin de bir yüreği vardır amma,
Yürek dediğin de, Bir Aşka yanmalı...

############

Sonra dedim ki kendime !!
Hüznüne dost olmayanı ...
Yüreğine yük etme !!

##############

seni sevmekten değil bunu sana söylemekten vazgeçtim

############

hiç birşeyin geçtigi yok herşeyi geçiştiriyoruz

############

ve bir gün kendini duanı yaşarken bulacaksın

###########

keşke herşeyi herkesi bırakıp gidecek kadar umursamaz olabilseydim

############

senin için savaştıgım cephelerde senin kurşunlarınla vuruldum

###########

"Nasıl sevmeliyim" dedi usulca.
Dedim;
çokça ve çocukça....

#############

Çay en kısa şiirdir
Dem tutmasını bilenlere.....


#################

Ne güzel bir söz:
''Kendim kalmaya özen gösterdim. . .

############

sonra içimden bir parça

E K S İ L D İ

dolduramadım

G E C E L E R C E

#############

bizans seni görse kahpeliginden utanır

##########

ben kaybettiğimi özlerim vazgeçtiğimi degil

##########

iyi dostlar biriktiriniz
herkesten zengin olursunuz

###########

Soranlara unuttum diyorum..
Adı neydi hatırlamıyorum...
Ben artık sevmiyorum...

############

Şiir dedim kendime,
Şiir böyle bir şey işte...
Bazen en kestirme yol,bazen yüreğin sesi,
bazen yol arkadaşı.

############

"Şimdi uzağım belki !
Ama belli mi olur...
Belki demli bir çay kokusuyla gelirim..."

############

Hala bir şiir borçluyum sana
Ve sen yaşanmamış "an"lar bana...
Ödeşelim, gel.

###########

Bedenden önce "yürek"denen bir şey var.
Onu kazanmayı bileceksin !!

##########


Kadın dünyanın en güzel melodisidir...fakat erkeklerin çoğu nota bilmez

###########

Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır..

##########

Sonra diyorum" söyleyince ne olucak" sus bitsin.

##########

Başkalarını özlüyormuş gibi yapıp
Bir birimizi özlüyoruz...

###########

"SEN" Bakma benim bu gidişlerime...
Mevsimlerden "Sonbahar"
Aylardan "Kasım"oluşuna...
Benim kalbim sonuna kadar hep "Aralık" sana

##########

Ve sonra "Seni asla birakmam" Deyisi geldi aklima,

Güldüm....!

###########

Sen gelmek isteseydin o sokakların hepsi bana çıkardı...

##########

Ve ben ne zaman seni ansam yanıbaşımda biter.............................yalnızlık ve uzaklar !!

###########

Ne seni unutacak kadar zaman geçecek..ne de geçen zaman seni unutmaya yetecek.


##########


iyileşmiyor #sadece
S U S M A Y I
öğreniyor #yara

############

sevmek zaman ayırlmaktı
boş zamanları doldurmak degil

#########

bir katilden daha cani insanlar gördüm umudumuzu öldürenleri gördüm

###############

Flatcast Tema Tasarımlarınız için Temalık Anlamlı Manalı Sözler Part2

Flatcast Tema Tasarımlarınız için Temalık Anlamlı Manalı Sözler Part2

istediğin zaman lambayı söndür senin karanliginı da tanır severim

##########
vazgeç dediğinde umut fısıldar
birkez daha dene

###########

herkese samini olan bize uzak olsun bir zahmet

##############


kalbini takip et ama aklınıda yanına al

######

herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez

##########

kanatlarım kırılalı çok oldu uçmayı benim aklıma sokma

#########

en güzel intikam başarıdır seni sevmeyen herkesi üzer

###########

içimde bir sokak var seninle daha yürümediğim

##########


daha iyisini istemiyorum seninle mutlu olmak yetiyor bana

############

takvimin en güzel yaprağıydı seni gördüğüm gün

#######

yanında çocuk gibi mutlu olduğun kişi sahip olduğun en değerli şeydir

##########

feda edemediğinden veda ediyorsun bazen
olur öyle

##############

uzağımda ama her gece kalbimde uyuyor

##########

seni allah affetsin ben denedim olmuyor

###########

çok deger verdiğin birisi olursa onu bırakma
o seni bırakır zaten

############

insan gitmesi gereken yerde kaldıkça daha çok kaybeder

###########

giden ayaklarsa eğer geri gelir
fakat giden gönülse işte o
bir daha geri gelmez

############


içimdeki ses ruh hastası

##########

Ve bazen de; seninle konuşmak iyi geldi, diyebileceğin birisi olmalı.

########

Beraberken her şeyi unuttuğumuz insanlar var ya, işte onları unutmak çok zor.

############

Sana yazamıyorum ama,
Allah biliyor ya içim çürüyor hasretinden...

############

Rüzgâr yine kokunu getirdi,
Anlayacağın yine canım burnumda...

###########

Oysa ben sana dikenli yollara aldırmadan,
Yalın ayak gelmiştim ...

#############

Çok kara günler gördüm,
Ama hiç kimseyi karalamadım...

#######

İnsanın sevdiği birini,
Son kez görmesinden,
Daha kötü olan tek şey...
Onu son kez gördüğünü biliyor olmasıdır...

########

Nazlanacak kimsen olmayınca,
Anlatamadıklarını yüreğine hapsedersin...

##########

Yüzlerde bir gülümse olmadan ,
Gönüllerde bir Dua olamaz insan ...

##########

Yorgunum dersin,
Sırtında taş mı taşıdın derler,
Taş sadece sırtta mı taşınır...

##########

Coğrafyasından bana ne...
Senin olmadığın her yerin adı yalnızlık...

###########

Bir gün her şey fotoğraflarda kalacak,
Ama sen hep aklımda...

##########

Bir dik duruşun,
Kaç yenilgi,
Kaç gözyaşı,
Kaç kalp ağrısı ettiğini
bilemezsiniz...

##########


Bunca karanlığın içinde
"Sen ne güzel aydınlıksın" diyebileceğimiz
İnsanlara çıksın yürüdüğümüz yollar...

############

Her insanın canı bir yerlere takılır kalır:
Bazen yolcusunu unutmuş yollara..
Bazen yolculuğunu unutmuş kullara….

##########

Herkes uzaklaşmanın peşinde,
Kimse ait olduğu yeri,
Güzelleştirmeyi denemiyor...

############

Ne konuşsam fazla,
Ne anlatsam hiç....

##########

Bir gözyaşım var söz geçiremediğim...
Bir de kabul olursa Dua'm...

###########

İnsan bazen bütün uçurumlara,
Alıcı gözüyle bakıyor...

#############

Hedwig Kohn Kimdir? Biyografisi

Hedwig Kohn Kimdir? Biyografisi

Hedwig Kohn (5 Nisan 1887'de Wroclaw'da doğdu, † 26 Kasım 1964, Durham, Kuzey Carolina, ABD de öldü) bir Alman fizikçiydi. Lise Meitner ve Hertha Sponer'in yanında, İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Almanya'da fizikte bir habilite elde eden sadece üç kadından biriydi. Meitner ve Sponer gibi, Ulusal Sosyalizm zamanında da Almanya'dan kaçmak zorunda kaldı. Amerika'ya fizik profesörü olduğu yerlere taşındı.

hayat

Hedwig Kohn, zengin bir Alman-Yahudi aileden geldi. Wroclaw'da tekstil tüccarı olan Helene Hancke ve Georg Kohn'un kızıydı.

1906'da Wroclaw Üniversitesi'nde, önce misafir denetçi olarak çalışmaya başladı, çünkü şu anda kadınlar için resmi bir matriksasyon henüz mümkün değildi. Doktora derecesini 1913 yılında "Alevli metal buharlarının salınımının doğası üzerine" tezi ile kazandı. 1914'te Wroclaw Üniversitesi Fiziksel Enstitüsünde asistan oldu ve burada Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında erkek meslektaşlarının çoğu orduya çağrıldığı zaman kapsamlı görevlerde bulundu. Otto Lummer ile birlikte "Müller-Pouillets Fizik Ders Kitabı" nın yeni bir baskısı üzerinde çalıştı. Bu projeye yaptığı kapsamlı katkılar, 1930'da bir habilitasyon olarak kabul edildi. Bir süre sonra öğretim görevlisi oldu.

1933 yılında Mesleki Kamu Hizmetlerinin Restorasyonu Hakkında Kanun çıkarıldı; Üniversitedeki tüm Yahudi bilim adamları görevden alındı. Fiziksel Enstitü müdürü Clemens Schaefer, 22 Haziran 1933'te üniversite yönetimine bir mektup göndererek, Hedwig Kohn'un görevden alınmasını engelledi, ancak başarısız oldu. 7 Eylül 1933'te öğretim izninden mahrum edildi. Kohn, Arosa'daki Hafif İklim Gözlemevinde ve bir endüstri danışmanı olarak çalıştığı İsviçre'ye göç etti. 1938'de, Kuzey Carolina Üniversitesi Kadın Koleji, Sweetbriar Koleji, Virginia ve Wellesley Koleji, Amerika Birleşik Devletleri'ne girmesine izin veren bir yıllık eğitim ödevleri aldı. 1945'te Wellesley College'da yardımcı doçent, üç yıl sonra da tam profesör oldu. 1952'de Durham'da (Kuzey Carolina) Duke Üniversitesi'ne gitti. O sırada Hertha Sponer da çalıştı. Hedwig Kohn 65 yaşında emekli olduğunda Sponer, 12 yıl boyunca araştırma ve ders vermeye devam ettiği Duke Üniversitesi'ndeki bir araştırma projesi üzerinde çalışmasını sağladı.

Uzmanlığı optik idi,

ayrıca pirometri ve spektrometri yöntemleri ve ışık kaynaklarının geliştirilmesi üzerinde çalıştı.

132. doğum günü vesilesiyle, Google Hedwig Kohn bir doodle adadı.

Hedwig Kohn 5 Nisan 1887'de Wroclaw'da doğdu. Yahudi bir aileden geliyor. 1906'da Wroclaw Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başlamıştır, ancak o zamanlar resmi kayıt yaptırmalarına izin verilmediğinden yalnızca konuk denetçi olarak çalışmaktadır.
Fizikte yerleşme

Kohn, Alman üniversiteleri için fizik öğretmeni olarak eğitildi. Onun habilitasyon, "Müller-Pouillet'in Lehrbuch der Physik" inin yeni bir baskısında Otto Lummer ile işbirliği yaptıktan sonra 1930'da tanındı ve sayısız araştırma sonucu verdi. Bu yüzden II. Dünya Savaşı öncesi fizik sınavını geçen üç kadından biriydi. Ancak, 1933'te Yahudi bir kadın olarak görev yapmaktan mahrum kaldı. 1940 yılına kadar endüstriyel fizik alanında araştırma yaptı.

1940'ta ABD'ye kaçtı ve yine orada ders verdi. 1952 yılına kadar Kuzey Carolina Üniversitesi Kadın Koleji'nde ve Massachusetts'teki Wellesley Koleji'nde çalıştı.

Hedwig Kohn'un hobisi radyometriydi

1952'de Hedwig Kohn, Kuzey Carolina'daki Durham Üniversitesi'nde Hertha Sporrer ile çalıştı. 65 yaşında, Kohn emekli oldu. Ancak Sporrer, 12 yılını üniversitede araştırma ve öğretim yaparak geçirdiği Duke Üniversitesi'ndeki bir araştırma projesi üzerinde çalışmasını sağlamıştır.

Kohn'un uzmanlığı öncelikle radyometride yatıyordu. Bu bilim elektromanyetik radyasyonun ölçülmesi ve bunun fizik, astronomi ve jeofizik alanındaki uygulamaları ile ilgilidir. Hedwig Kohn 20'den fazla yayın ve çok sayıda ders kitabı sayfası yayınladı.

Hedwig Kohn Fotoğrafları

Mitolojideki Antik Mısır Tanrı ve Tanrıçaları

Mitolojideki Antik Mısır Tanrı ve Tanrıçaları

Antik Mısır tanrıları, Antik Mısır'da kendilerine tapınılan tanrı ve tanrıçalardır. Bu tanrılar çevresinde oluşan inançlar ve ritüeller tarihöncesi dönemde ortaya çıkmış ve Antik Mısır dininin özü hâline gelmiştir. Tanrı ve tanrıçalar doğa olaylarının ve fenomenlerinin simgesi olarak görülüyordu ve Mısırlılar doğa olaylarının ma'at'a yani ilahî düzene göre devam edebilmesi için ritüeller ve sunularla tanrı ve tanrıçaları yatıştırıyorlardı. Mısır devletinin MÖ 3100 yılı civarında kurulmasından sonra bu görevleri uygulama yetkisi, kendini tanrıların temsilcisi ilan eden ve ritüellerin yapıldığı tapınakları idare eden firavun tarafından kontrol edilmeye başlandı.

Tanrı ve tanrıçaların karmaşık özellikleri mitler ile birlikte tanrılar ile tanrıçalar arasındaki aile bağları, dağınık grup ve hiyerarşiler ve ayrı tanrıların birleştirilerek başka bir tanrı olarak tanımlanması gibi girift ilişkiler ile belirtilmiştir. Tanrı ve tanrıçaların, hayvan, insan, nesne ve çeşitli biçimlerin bileşkesi olarak sanatta yer alan tezahürleri de sembolizm yolu ile temel özelliklerini ima etmekteydi.

Değişik devirlerde, aralarında güneş tanrısı Ra, gizemli tanrı Amon ve ana tanrıça İsis'in de yer aldığı çeşitli tanrıların ilahî toplulukta en yüksek yerde bulunduğuna inanılmıştır. En yüksek tanrının genellikle dünyayı yarattığına inanılmış ve sıklıkla güneşin hayat verici gücüyle ilişkilendirilmiştir. Önemli tanrılar hakkında kalan Mısır yazıtlarını temel alan bazı âlimler, Antik Mısırlıların her şeyin arkasında yer alan ve diğer tüm tanrılarda bulunan tek bir ilahî gücü tanıdığını ortaya sürmüştür. Ancak Antik Mısırlılar, MÖ 14. yüzyılda kişiselleştirilmemiş güneş tanrısı Aton etrafında odaklanmış resmî din Atenizm dönemi dışında çoktanrılı dünya görüşlerini değiştirmemişlerdir.

Tanrı ve tanrıçaların dünyanın her yerinde mevcut olduğuna, doğa olayları ile insan yaşamını etkileyebildiklerine inanılırdı. İnsanlar kişisel nedenlerle olduğu kadar devlet ayinlerinde tapınaklarda ya da resmî olmayan mihraplarda tanrılar ile etkileşime geçerlerdi. Mısırlılar ilahî yardım almak için dua ederler, tanrıların harekete geçmesi için ritüeller düzenler ve tavsiye almak için yardımlarını isterlerdi. İnsanların tanrılarla olan ilişkileri Antik Mısır topluluğunun temel parçalarından biriydi.

Tanımı

Antik Mısır geleneğine göre ilahî varlıkların sayısını kesin olarak ortaya koymak oldukça zordur. Mısır yazılarında doğası bilinmeyen ya da açık olmayan birçok tanrı olduğu gibi adı bile verilmeyen birçok tanrıya da doğrudan olmayan atıflar bulunmaktadır.[1] Mısırbilimci James P. Allen Mısır yazılarında1.400'den fazla tanrının adını geçtiğini tahmin ederken[2] meslektaşı Christian Leitz tanrıların sayısız olduğunu belirtir.[3]

Bu varlıklara Mısırlılar nṯr, "tanrı" ve nṯrt, "tanrıça" adını vermişti.[4] Bilginler bu kelimelere çeşitli kökenler önererek tanrıların kökenini ayırtetmeye çalışmuş ancak bu önerilerin hiçbiri kabul görmemiştir. Mısırlıların kullandığı bu terimlerin kökeni bilinememektedir. Bu kelimeleri yazmak için kullanılan hiyeroglifler Mısırlıların tanrılar ile bağlantılı gördükleri bazı özellikleri gösterir.[5] Bu sembollerin en yaygını ucunda bayrak sallanan direktir. Antik Mısır tarihi boyunca buna benzer direkler tapınak girişlerinde bir tanrının varlığını belirtmek için kullanılmıştır. Diğer hiyeroglifler arasında erken dönemlerde doğan olarak tanımlanan tanrılara ithafen doğan figürü ile oturmuş tanrı ve tanrıça figürleri sayılabilir.[6] Tanrıça kelimesinde kullanılabilen yumurta sembolü de tanrıçaları yaradılış ve doğuş ile bağdaştırırken kullanılan kobra figürü de birçok tanrıçayı tanımlamak içik kullanılan kobrayı aksettirir.[5]

Mısırlıların kullandığı nṯr terimi gündelik yaşamın dışında yer alan varlıklar için kullanılırdı.[7] Ölen insanlar için de nṯr terimi kullanılırdı çünkü ölülerin de tanrılar arasında yer aldığı düşünülmekteydi.[8] Ancak bu terim günümüz bilginleri tarafından "şeytanlar" olarak tanımlanan daha küçük doğaüstü varlıklar için Mısırlılar tarafından kullanılmamaktaydı.[3] Antik Mısır dinî sanatı yerleri, nesneleri ve kavramları da insan biçiminde tasvir etmiştir. Bu kişileştirilmiş fikirler mitlerde ve ritüellerde önemli olan tanrılardan yalnızca bir ya da iki kere kendinden sözedilmiş ve belki de metafordan başka bir şey olmayan muğlak varlıklara kadar birçok ilahî varlığı kapsamaktadır.[9]

İlahî varlıklar hakkında çok da belirgin olmayan bu ayrılıklar karşısında bilginler "tanrı" terimi için farklı tanımlamalar önermişlerdir. Geniş kabul gören tanımlardan biri[3] Jan Assmann tarafından önerilmiştir ve bu tanıma göre bir "tanrı"nın kültü olması, evrenin bir durumu ile bağlantılı olması ve mitoloji ile diğer yazılı eserlerde tanımlanmış olması gereklidir.[10] Dimitri Meeks tarafından yapılan bir naşka tanımlamaya göre nṯr terimi herhangi bir ritüelin odağı olan varlıklar için kullanılmaktaydı. Bu açıdan bakınca "tanrı" terimi taç giydikten sonra tanrı olarak görülen firavun ve cenaze töreninden sonra ilahî âleme giren ölmüşlerin ruhları için de kullanılır. Keza büyük tanrıların egemenliği tüm Mısır'da kendilerine gösterilen ritüel bağlılık ile sağlanmaktaydı.[11]

Kökenleri

Antik Mısır'da tanrılar ile ilgili ilk yazılı kaynak Erken Hanedan Dönemi'ne (yak. MÖ 3100 - 2686) dayanır.[12] Tanrılar bu dönemden önce tarihöncesi dinsel inançlardan kaynaklanarak ortaya çıkmış olmalıdır. Hanedan öncesi dönemin sanat eserlerinde çeşitli insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiştir. Bu desenlerin aralarında yer alan yıldızlar ve sürü hayvanları gibi konular daha sonraki Mısır dininin önemli konularını hatırlatır ancak çoğu durumda desenlerin tanrılar ile bağlantılı olup olmadığını gösterecek kanıtlar ortada bulunmamaktadır. Mısır toplumu geliştikçe dinsel eylemlerin belirtileri daha açık hâle gelmiştir.[13] Bilinen ilk tapınaklar hanedan öncesi dönemin son yüzyıllarında ortaya çıkmış[14] ve Horus'u ve çeşitli tanrıları temsil eden doğan, Nit'i temsil eden çapraz oklar[15] ile Set'i temsil eden gizemli "Set hayvanı" gibi bilinen tanrıları gösteren simgeler de aynı dönemde görülmeye başlamıştır.[16]

Bu erken dönemde tanrılar hakkındaki inancın nasıl geliştiği hakkında birçok Mısırbilimci ve antropolog çeşitli teoriler öne sürmüştür.[17] Örneğin, Gustave Jéquier Antik Mısırlıların ilk önce ilkel fetişlere sonra hayvan şeklinde tanrılara ve en sonunda da insan şeklinde tanrılara tapındığını düşünürken Henri Frankfort tanrıların başlangıçtan beri insan şeklinde tahayyül edildiğini öne sürmüştür.[15] Bu teorilerin bazıları günümüzde çok basite indirgenmiş olarak kabul edilir[18] ve Siegfried Morenz'in teorisi gibi güncel görüşler insanların çevresel olaylardan tanrıları soyutlayarak insan olarak gördüklweri görüşlerinin kanıtlanmasının zor olduğunu söylemektedir.[15]

Hanedan öncesi dönem Mısır küçük ve bağımsız köylerden oluşmaktaydı.[19] Daha sonraları ortaya çıktığı üzere tanrıların belirli kasaba ve bölgelerle olan güçlü bağlarının olması bilginler tarafından bu tanrıların birbirinden bağımsız topluluklarda ortaya çıktığı ve bu toplulukların birleşerek daha büyük devletler kurması sonucu eski tanrılara tapınma geleneğinin yayılması görüşününün ortaya atılmasına neden olmuştur. Ancak bir kısım bilgine göre ise, Hanedan öncesi Mısır'da siyasi olarak bölünmeler olmasına karşın, bu dönemin en önemli tanrılarının, Mısır kültürünün diğer ögeleri gibi, ülkenin tamamında yaygın olduğudur.[20]

Mısır dininin oluşumundaki son adım ise, Yukarı Mısır'daki hükümdarların kendilerini tüm Mısır'ın firavunu yaparak ülkeyi birleştirmeleridir.[13] Bu kutsal krallar ve kendilerine tabi olanlar tanrılarla iletişime girme haklarını elinde bulundurarak[21] hükümdarlığı dinin birleştirici odağı hâline getirdi.[13]

Bu değişikliğin ortaya çıkmasından sonra da yeni tanrılar ortaya çıkmaya devam etti. İsis ve Amon gibi bazı önemli tanrı ve tanrıçaların Eski Krallık dönemine (y. MÖ 2686-2181) kadar ortaya çıkmadıkları bilinmektedir.[22] Mekânlar ve kavramlar birdenbire bunları temsil edecek yeni tanrıların çıkmasına ilham verebilmekteydi[23] ve bazen varolan tanrı ya da tanrıçaların karşı cinsten eşleniklerini temsil edebilmek için ortaya çıkmaktaydı.[24] Her ne kadar firavunlar kutsal sayılsa da yalnızca birkaçına öldükten sonra uzunca bir süre tapınılmıştır. Kraliyet ailesinden olmayan bazı insanların da tanrıların lütfuna mazhar olduğuna inanılır ve ona göre saygı görürlerdi.[25] Bu saygı görme ve tapınma genellikle kısa süreli olmasına rağmen bazı resmî görevlilerle[26], kraliyet mimarları İmhotep'e ve Hapu'nun oğlu Amenhotep'e yaşadıkları dönemden yüzlerce yıl sonra bile tanrı olarak tapınılmıştır.[27]

Komşu uygarlıklar ile olan temaslarla Antik Mısırlılar aynı zamanda yabancı tanrı ve tanrıçaları da benimsemiştir. İlk olarak Eski Krallık döneminde adı geçen ve Nubiya, Baal ve Astarte'den gelmiş olabileceği düşünülen Dedun, Yeni Krallık döneminde (y. MÖ 1550-1070) Kenan dininden geçerek benimsenmiştir.[28] Antik Yunan ve Roma dönemlerinde, MÖ 332'den milattan sonraki ilk yüzyıllara kadar olan sürede Mısır'da Akdeniz bölgesindeki tanrılara tapınılmış ancak eski yerel tanrılara da inanılmaya devam edilmiş ve yeni gelen tanrılar eski tanrıların kültü içinde erimiştir.[29]

Özellikleri

Antik Mısırlıların tanrıları ve tanrıçaları ile ilgili inanışları hakkında günümüzdeki bilgilerin çoğu o zamanın kâtip ve din adamlarının yazdığı dinî metinlerden kaynaklanmaktadır. bu kişiler Antik Mısır toplumunun elit tabakasını oluşturmaktaydı ve çoğunluğu okuryazar olmayan genel halk topluluğundan çok farklıydılar. Elit tabakanın geliştirdiği karmaşık fikirler hakkında geniş halk tabakasının ne bildiği ya da ne anladığı çok fazla bilinememektedir.[30] Sıradan insanların tanrılar hakkındaki algıları rahiplerin algılarından farklılıklar gösterebilir. Örneğin dinin tanrılar hakkındaki sembolik ifadeleri ve tanrıların eylemleri halk tarafından gerçek olarak kabul edilmiş olabilir.[31] Yine de halkın dinsel inançları hakkında bilinen çok az bilgi elit tabakanın gelenekleriyle uyumludur. Elitlerin ve halkın gelenekleri tanrılar ve onların doğası hakkında büyük ölçüde tutarlı bir görüş ortaya koymaktadır.[32]

Antik Mısır tanrı ve tanrıçalarının çoğu doğal ve sosyal olayları temsil eder. Genel olarak tanrıların bu olayların doğasında içkin varlığından söz edilirdi.[33] Temsil ettikleri olaylar fiziksel mekânlar ve nesneler olduğu kadar soyut kavramlar ve güçler de olabilmekteydi.[34] Tanrı Şu dünyanın tüm havasının tanrılaşmış hâliydi; tanrıça Mertseger yalnızca belirli bir bölgeyi, Teb Nekropolisi'ni kontrol ediyordu; tanrı Sia ise algı kavramının tanrılaşmış hâliydi.[35] Ana tanrıların sıklıla birçok işlevi vardı ve çeşitli olaylarla ilişkilendirilirlerdi. Örneğin, Thoth ay tanrısıydı. Takvim hesabında ay gerekli olduğu için de Thoth aynı zamanda takvimden, hesaplamadan, yazıdan ve Mısır toplumunda bu işleri yapan kâtiplerden sorumluydu.[36] Tanrılar doğada aynı işlevleri paylaşabilirlerdi; Ra, Atum, Khepri, Horus ve diğer ilâhi varlıklar güneş tanrıları olarak görülüyordu.[37] Çeşitli işlevlerine rağmen tanrıların çoğunun ortak bir işlevleri bulunmaktaydı: ma'at'ı yani Antik Mısır dininin ana ilkesi olan ve kendisi de bir tanrıça olarak görülen evrensel düzeni sürdürmek.[38] Ancak bazı tanrı ve tanrıçalar ma'at'ı bozma yönünde olayları temsil etmekteydi. Bunların en önde gelenlerinden Apep kaosun gücüydü ve sürekli olarak evrensel düzeni yok etmek için bir tehdit oluşturuyordu; Set ise hem düzensizliğe karşı savaşan hem de düzensizliği ortaya çıkaran kararsız bir tanrıydı.[39]

Varoluşun tüm hâlleri tanrı olarak temsil edilmemiştir. Örneğin Mısır uygarlığının vazgeçilmez parçası olan Nil ile bağlantılı birçok tanrı ve tanrıça olsa da Ra'nın güneşi temsil ettiği gibi Nil'i temsil eden bir tanrı yoktur.[40] Gökkuşağı ya da tutulmalar gibi kısa süreli olaylar,[41] ateş ve su gibi elementler ve dünyayı oluşturan birçok öge de tanrılar ile temsil edilmemiştir.[42]

Her tanrının işlevi değişkendi ve tanrılar özelliklerini genişleterek yeni işlevlere sahip olabilmekteydi. Sonuç olarak tanrıların ilevlerini kategorize etmek ve tanımlamak oldukça zordur. Ancak bu esnekliklerine rağmen tanrıların yetenekleri ve nüfuz alanları sınırlıydı. Yaratıcı tanrı bile kendi yarattığı evrenin sınırları ötesine ulaşamamaktaydı ve hatta tanrıların arasında en akıllısı olarak görülen İsis'in mutlak bilgiye sahip olduğu söylenmiyordu.[43] Ancak Richard H. Wilkinson Yeni Krallık'ın son dönemlerinden kalma bazı metinlere dayanarak tanrı Amon inancının gelişmesiyle bu tanrının mutlak bilgiye ve mutlak mevcudiyete yaklaştığını ve diğer tanrıların aksine dünyanın sınırlarının ötesine ulaşabildiğini savunmaktadır.[44]

Çok sınırlı ve uzmanlaşmış alanlara sahip tanrılar günümüzde "ikincil tanrılar" ya da "iblisler" olarak adlandırılırlar ancak bu terimlerin belirgin ve kesin tanımlamaları yoktur.[45] Bu ikincil tanrılar arasında Mısırbilimci Claude Traunecker, bazı mekânların, nesnelerin ya da eylemlerin koruyucu ruhu olan uzmanlaşmış "cinler" ile daha tehlikeli bir karaktere sahip "iblisler" arasında belirgin bir ayrıma gider. İblislerin çoğu saldırgandır ve insanlar arasında sorunlara ve hastalıklara yol açarlar.[46] Güçleri aynı zamanda koruyucu da olabilir; ölülerin diyarı Duat'ta bazı yerlere bekçilik ederler ya da insanları koruyup öğüt verirler. İblisler sıklıkla büyük tanrılara hizmet eder ve ulaklık yaparlar ama tanrılar hiyerarşisi içinde konumları sabit değildir. İlk olarak ikincil tanrılar arasında olan koruyucu tanrılar Bes ve Taweret'in zamanla nüfuzları artmıştır.[45]

Davranışları

İlâhi davranışın doğanın tamamına hâkim olduğuna inanılırdı.[47] İlâhi düzeni bozan birkaç tanrının davranışı dışında[39] tanrı ve tanrıçaların eylemleri ma'at'ı sürdürüyor ve tüm yaşamı yaratıp devam ettiriyordu.[38] Bunu yaparken Mısırlıların heku dedikleri ve genellikle "büyü" olarak çevrilen bir gücü kullanıyorlardı. Heku, yaratıcı tanrının dünyayı ve tanrıları yaratmak için kullandığı temel güçtür.[48]

Tanrıların o anki eylemleri ilâhilerde ve defin metinlerinde tanımlanır ve methedilirdi.[49] Buna karşın mitoloji belirgin olmayan hayalî bir gelecekte, tanrılar dünya üzerinde bulunduklarında ve insanlarla doğrudan etkileşimde bulunduklarında yaşananlarla ilgilidir. Bu geçmiş zamanda yaşanmış olan olaylar şimdiki zamanın olay örgüsünü oluşturmuştur. Periyodik olaylar mitik geçmişte yaşanmış olaylara bağlanırdı; örneğin her yeni firavunun tahta çıkması Horus'un babası Osiris'in yerine tahta çıkmasına bağlanırdı.[50] Mitler, insanların tam olarak anlayamayacağı tanrıların eylemleri için birer mecazdı. İçlerinde birbiriyle çelişen fikirler barındırmakta ve her biri ilâhi olayları farklı bir açıdan ele almaktaydı. Mitlerdeki çelişkiler Henri Franfort tarafından tanrıları anlamak için "yaklaşımların bolluğu" olarak tanımlanan Antik Mısırlıların dinî inanış hakkındaki çok yönlü yaklaşımlarının bir parçasıdır.[51]

Mitlerde tanrılar insanlara benzer şekilde davranışlara sahipti. Duyguları vardı; yeme, içme, dövüşme, ağlama gibi eylemlerde buluuyor, hastalanıp ölebiliyorlardı.[52] Bazılarının kendilerine özgü karakterleri vardı.[53] Set saldırgan ve fevrîydi; bilginin koruyucusu olan Thoth çok uzun nutuk atabiliyordu. Yine de, genel olarak tanrılar çok iyi anlatılmış karakterlerden çok arketipler olarak görülmekteydi.[54] Davranışları tutarsızdı ve düşünceleri ile motivasyonları nadiren belirtiliyordu.[55] Haklarındaki mitlerin çoğunda gelişmiş karakterler ve olay örgüsü bulunmuyordu çünkü mitlerin sembolik anlamları ayrıntılı öykü anlatımından daha önemliydi.[56]

İlk ilâhi eylem evrenin yaradılışıdır vr çeşitli yaradılış mitlerinde anlatılır. Bu mitler her biri yaratıcı tanrı olarak görülen farklı tanrılar üzerine eğilmiştir.[57] Yaradılıştan önce gelen kaosu temsil eden Ogdoad'ın sekiz tanrısı güneş tanrıyı doğurur ve güneş tanrı yeni oluşan dünyada düzeni sağlar; düşünce ve yaratıcılığı temsil eden Ptah her şeyi tasarlayarak adlandırır.[58] Atum her şeyi kendinden kaynaklanarak oluşturur;[2] ve Amon, kendi rahipleri tarafından yayılan mitlere göre diğer yaratıcı tanrılardan önce gelmiş ve onları da yaratmıştır.[59] Yaradılış ile ilgili bu versiyonlar ve diğerleri birbirleriyle çelişir olmasına rağmen böyle kabul edilmemişlerdir. Her biri, ayırtedilemez kaostan düzenli evrenin oluşması sırasındaki karmaşık süreci farklı bir açıdan anlatır.[60] Yaradılıştan sonra bir dizi tanrının ilâhi topluma krallık yaptığı dönem mitlerin çoğunun geçtiği dönemdir. Tanrılar insanların dünyasından çekilip Mısır'ı yönetmek için başına tarihî kralları geçirmeden önce kaosun güçleri ve kendileri arasında mücadele ederler.[61]

Bu mitlerde sıkça görülen tema tanrıların düzensizliğin güçlerine karşı ma'at'ı sürdürme çabalarıdır. Yaradılışın başında tanrılar kaosun güçleri ile acımasız ve şiddetli savaşlar yapar. Her gece savaşan Ra ve Apep o dönemden beri bu savaşı devam ettirir.[62] Bir başka öne çıkan konu da tanrıların ölümüdür.Bir tanrının ölümüne dair en açık örnek Osiris'in öldürülmesidir. Osiris öldürüldükten sonra tekrar dirilerek Duat'ın hâkimi olmuştur.[63][Note 1] Güneş tanrının gün boyunca gökyüzündeki yolculuğu sırasında yaşlandığı, gece Duat'a göçtüğü ve şafakla birlikte küçük bir çocuk olarak ortaya çıktığı söylenir. Bu süreç sırasında güneş tanrı ezeli kaosun canlandırıcı suyu ile temas eder. Ra'nın Duat'ta yaptığı yolculuğu tarif eden defin metinlerinde onunla birlikte canlanan diğer tanrılar da belirtilir. Hiçbir tanrı tam anlamıyla ölümsüz değildir; aksine tanrılar periyodik olarak ölür ve yaradılış olaylarını tekrar ederek yeniden doğar ve böylece de tüm dünyayı yenilerler.[64] Ama her zaman için bu dönüşümün bozulması ve kaosun geri gelmesi mümkündür. Çok iyi anlaşılamamış bazı Mısır metinlerinde bu felaketin bir gün olacağından, yaratıcı tanrının dünyanın düzenini dağıtıp geriye ezeli kaosun içinde yalnızca kendisi ve Osiris'i bırakacağından söz eder.[65]

Mekânlar

Mısır'ın nomlarını (idarî bölümler) temsil eden tanrılar.

Tanrılar evrenin belirli bölgeleri ile bağlantılıdır. Antik Mısır geleneğinde dünya yeri, göğü ve Duat'ı kapsar. Bunların çevresinde yaradılıştan önce varolan karanlık şekilsizlik bulunur.[66] Genel olarak tanrılar gökyüzünde yaşar ama evrenin başka bölgeleriyle bağlantılı olan tanrıların kendi bölgelerinde yaşadığı söylenir. Tanrıların insanların arasından çekildiği zamandan önce geçen mitlerin çoğunda olaylar dünya üzerinde yer alır. Dünya üzerindeki tanrılar ile gökyüzündeki tanrılar birbirlerini etkilerler. Duat ise buna karşın uzak ve ulaşılamaz bir yerdir ve orada yaşayan tanrılar yaşayanlar dünyasında bulunanlar ile iletişimde zorluk çeker.[67] Evrenin dışında bulunan boşluğun da çok uzak olduğu söylenir. Bu boşlukta da bazıları diğer tanrılara ve evrensel düzene yardımcı olan diğerleri de düşman olan ilâhi varlıklar yaşar.[68]

Mitlerden sonraki zamanda tanrıların gökyüzünde yaşadığı ya da dünya üzerinde görünmez şekilde bulunduğu söylenirdi. Tapınaklar, insanlık ile tanrıların ana iletişim yoluydu. Her gün tanrıların ilâhi diyardan insan dünyasındaki evleri olan tapınaklara geldiğine inanılırdı. Tanrılar tapınaklarda kendilerini temsil eden heykeller olan idollere yerleşir ve tapınak ayinleri sırasında insanların kendileri ile iletişime geçmesine olanak sağlarlardı. Diyarlar arası olan bu hareket bazen gökyüzü ile yeryüzü arasında bir yolculuk olarak tanımlanır. Tapınaklar Mısır şehirlerin mihrakını oluşturduğu için bir şehrin ana tapınağının tanrısı aynı zamanda o şehrin ve çevresindeki bölgenin koruyucu tanrısıydı.[69] Tanrıların yeryüzündeki nüfuz alanları şehirler ve onları çevreleyen bölgelerle belirlenmişti.[66] Birçok tanrının birden fazla kült merkezi vardı ve etki alanları zaman içinde değişiklik göstermiştir. Yeni şehirlere yerleşebildikleri gibi, etki alanları azalabilmekteydi de. Dolayısıyla bir tanrının tarihî dönemlerdeki ana kült merkezi o tanrının ortaya çıktığı yer olmayabilmektedir.[70]

Adlar ve lakaplar

Mısır inanışına göre adlar belirledikleri nesnelerin asıl doğasını ifade eder. Bu inanışa uygun olarak tanrıların adları sıklıkla işlevleri ya da çıkış yerleri ile bağlantılıdır. Yıkım tanrıçası Sekhmet'in adı "güçlü olan", gizemli tanrı Amon'un adı "gizli olan" ve Nekheb şehrinde tapınılan tanrıça Nekhbet'in adı da "Nekhebli kadın" anlamına gelir. Ama birçok diğer tanrı adının, hatta tek bir işlevi olan tanrıların adlarının bile belirli bir anlamı yoktur. Gökyüzü tanrıçası Nuit ile yeryüzü tanrısı Geb'in adları Mısırlıların gökyüzü ve yeryüzü adlarına benzerlik taşımaz.[71]

Mısırlılar aynı zamanda ilâhi adlara daha fazla anlam veren düzmece etimolojiler de çıkarmışlardır.[71] Tabut Metinlerinde bulunan bir bölümde defin tanrısı Sokar'ın adını "ağzın temizlenmesi" anlamına gelen sk r olarak verir ve tanrının işlevini ağzın açılması ayini ile bağdaştırırken[72] Piramid Metinlerinde bu tanrının adının Osiris'in haykırarak söylediği kelimelerden geldiği söylenerek Sokar'ı en önemli defin tanrısı ile bağdaştırır.[73]

Tanrıların birçok adı olduğuna inanılırdı. Bunların arasında tanrıların gerçek doğasını diğerlerinden daha anlamlı bir şekilde verdiğine inanılan gizli adlar da vardı. Bir tanrının gerçek adını bilmek onun üzerinde güç sahibi olmak demektir. Adların önemi İsis'in daha üstün tanrı olan Ra'yı zehirleyerek gizli adını söyleyene kadar iyileştirmemesini anlatan mit ile gösterilir. Ra'nın gizli adını öğrenen İsis bunu oğlu Horus'a söyler ve her ikisi de bu gizli adı öğrenerek büyük bilgi ve güç sahibi olurlar.[74]

Adlarının yanı sıra tanrılara işlevlerinin ya da yapılan tapınmanın bir kısmını gösteren lakaplar da verilmiştir: "İhtişam sahibi", "Abidos'un hâkimi" ve "gökyüzünün efendisi" gibi. Tanrıların çeşitli olan işlevleri ve aynı işleve sahip farklı tanrılar olması nedeniyle tanrıların birçok lakabı bulunmaktaydı ve en önemli tanrılar en çok lakaba sahipti. Aynı lakap aynı zamanda farklı tanrılar için de kullanılabiliyordu. İlâhi adların ve lakapların çokluğu tanrıların muhtelif doğalarını belirtmektedir.[75]

İlişkileri



Mısır tanrıları ve tanrıçaları birbirleriyle karmaşık ve değişkin bir dizi ilişki ile bağlıdırlar. Bir tanrının diğer tanrılarla olan bağlantıları ve etkileşimleri karakterini tanımlamaya yardımcı olur. Dolayısıyla İsis, Horus'un annesi ve koruyucusu olarak aynı zamanda büyük bir şifacı ve kralların da koruyucusuydu. Bu tarz ilişkiler oluşan mitlere temel oluşturmuştur.[76]
Ptah ve Sekhmet çocukları rolünü alan firavun Nefertum'un iki yanında.[77]

Aile ilişkileri tanrılar arasında sık rastlanan bir bağlantıdır. Tanrılar sıklıkla Mısır dinî düşüncesinde çocuk sahibi olmanın önemini belirtecek şekilde erkek ve dişi çiftler oluşturur.[78] Ana, baba ve çocuk rolündeki üç tanrılı aileler yeni yaşamın yaratılmasını ve babadan oğula veraseti temsil eder ki bu misal ilâhi aileler ile kraliyet intikalini birbirine bağlar.[79] Osiris, İsis ve Horus bu tip aile tipinin en belirgin örneğidir. Bu aileden çıkan örnek zamanla yayılmış ve Memphis'te Ptah, Sekhmet ve çocukları Nefertum ile Teb'de Amon, Mut ve çocukları Khons gibi üç kişilik ailelere yerel kült merkezlerinde görülmüştür.[80] Mısır inanışında yer alan çoklu perspektiflerle uyumlu olarak bu tarz soy bağlantıları değişiklik gösterir.[81] Bereket tanrıçası olarak Hathor güneş tanrısının çocukluk şekli de dahil olmak üzere herhangi bir çocuk tanrıya anne olarak görülebilmekteydi ancak bazı durumlarda Hathor güneş tanrının kızıydı.[82]

Diğer ilâhi gruplar birbirleri ile ilgisi olan tanrılar ya da Mısır'ın mitolojik evreninin bir bölgesini temsil eden tanrılardan oluşur. Gün ve gecenin saatleri için ve Mısır'ın idarî bölgeleri olan nomlar için tanrı grupları vardı. Bu grupların bazıları sembolik olarak önemli bir sayıda tanrıdan oluşurdu.[83] Çift tanrılar daha büyük bir bütünün parçasını oluşturan birbirine zıt ama ilişkili kavramları temsil ederdi. Dinamik olan ve ışık veren Ra ile statik olan ve karanlıklara gömülmüş Osiris her gece tek bir tanrı hâline gelirdi.[84] Antik Mısır düşüncesinde üçlü gruplar çokluğu, dörtlü gruplar da bütünlüğü temsil ederdi.[83] Yeni Krallık'ın son dönemlerinde hükümdarlar özellikle Amon, Ra ve Ptah'tan oluşan üçlüyü diğerlerinin üzerinde tutmuşlardır. Bu üç tanrı tüm tanrıların çokluğunu temsil ettiği gibi kendi kült merkezlerini (Teb, Heliopolis ve Memphis) ve Mısır dinî inanışlarında yer alan birçok üçlü kavramı temsil etmektedir.[85] Mısır'ın on dokuzuncu hanedanının koruyucu tanrısı olan[86] ve dünya üzerindeki düzensizliği temsil eden Set'de zaman zaman bu üç tanrının yanına eklenmiş ve bu dörtlü grup Antik Mısır panteonunun basit ve tutarlı görüntüsünü vurgulamıştır.[87]

Üç ile üçün çarpımı olan dokuz çokluğu temsil eder bu nedenle Mısırlılar çeştili büyük grupları, içindeki tanrı adedi dokuzdan fazla olsa da "ennead" olarak nitelendirmiştir[Note 2] En göze çarpan grup Heliopolis Enneadıdır. Bu grup yaratıcı tanrı Atum'dan gelen en önemli tanrıları içerir.[83] "Ennead" terimi sıklıkla Antik Mısır2ın tüm tanrılarından söz etmek için de kullanılır.[88]

Bu ilâhi topluluğun hiyerarşik düzeni belirsiz ve değişkendir. Evrende geniş nüfuza sahip olanlar ya da mitolojik olarak diğerlerinden daha yaşlı olanlar ilâhi toplulukta daha önemli konumdaydılar. Bu topluluğun tepesinde genellikle yaratıcı tanrı ile özdeşleştirilen tanrıların hükümdarı bulunurdu.[88] Mısır tarihinin değişik dönemlerinde tanrıların hükümdarı farklı tanrılar olmuştur. Erken Hanedan Dönemi'nde Horus en önemli tanrıydı; Eski Krallık'ta Ra bu mertebeye yükseldi. Yeni Krallık'ta Amon en yüce tanrıyken Yunan ve Roma Devrinde İsis iâhi kraliçe ve yaratıcı tanrıçaydı.[89]

Tezahürler ve birleşmeler

Amun-Ra-Kamutef, Ra'nın güneş özellikleri ile Min'in üreme güçlerini birleştiren Amon'un bir tezahürüdür.[90] Başındaki güneş diski Ra ereksiyon hâlindeki erkeklik organı ise Min ikonografisinden gelir.[91]

Tanrıların birçok değişik şekilde tezahür ettiğine inanılırdı.[92] Mısırlıların insan ruhu kavramı oldukça karmaşıktı ve inanışa göre ruh farklı parçalardan müştekildi. Tanrıların ruhları da aynı ögelerin çoğundan ibaretti.[93] İnsan ruhunun ya da ilâhi ruhun kendi çevresindeki dünyayı etkileyen parçasına ba adı verilirdi. Bir tanrının gücünün görülür tezahürü o tanrının basıdır; örneğin güneş Ra'nın basıdır.[94] Bir tanrının tasvirine ka adı verilirdi ve bu tasvir tanrının basının yaşaması için bir kap görevi görürdü. Tapınak ayinlerinin odağında yer alan idoller ile bazı tanrıları temsil eden kutsal hayvanların kutsal baları bu şekilde içerdiklerine inanılırdı.[95] Tanrıların doğasının farklı yönlerini gösteren ve buna göre de adlandırılan birçok ba ve ka tanrıla atfedilebilirdi.[96] Varolan her şeyin, başlangıçta her şeyi içinde bulundurduğuna inanılan yaratıcı tanrı Atum'un bir kası olduğu söylenirdi.[97] Bir tanrı başka bir tanrının bası olabilmekteydi, yani biri diğerinin gücünün bir tezahürü olarak görülebilmekteydi.[98] İlâhi vücut parçaları da ayrı tanrılar olarak görülürdü. Örneğin Horus'un gözü ile Atum'un eli tanrıça olarak görülmekteydi.[99]

Ulusun tamamında önemli görülen tanrıların, bazen bölgelerde tapınılan eski tanrıların özelliklerini de kapsayan yerel tezahürleri görünürdü.[100] Örneğin Horus'un Nekhenli Horus, Buhenli Horus ve Edfulu Horus gibi bazı mekânlara bağlı olan birçok şekli bulunurdu.[101] Bu tarz yerel tezahürler hemen hemen ayrı tanrılar olarak da görülebilmekteydi. Yeni Krallık zamanında Pe-Khentyli Amon ile iletişim içinde olduğu varsayılan bir kâhin tarafından giysi çalmakla suçlanan bir adam, farklı bir yargıya varılması için Amon'un başka yerlerdeki kâhinlerine danışmıştır.[102] Tanrıların tezahürleri aynı zamanda işlevlerine göre de farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin Horus güçlü gökyüzü tanrısı ya da savunmasız bir çocuk olarak görülebilmekteydi ve bu farklı tezahürler bağımsız tanrılar olarak kabul edilirdi.[103]

Tanrılar birbirleriyle birleşebildikleri gibi kendi içinde farklı tanrılara da ayrılabilirdi. Bir tanrı başka bir tanrının bsı olabilir ya da iki ile üç tanrı birleşik isme ve ikonografiye sahip tek bir tanrıya dönüşebilirdi.[104] Yerel tanrılar önemli tanrılar ile bağlantılıydı ve benzer işlevlere sahip tanrılar birleşebiliyordu. Örneğin Ra yerel tanrı Sobek ile birleşip Sobek-Ra'yı, kendisi gibi hükümdarların koruyucusu Amon ile birleşip Amon-Ra'yı, Horus'un güneş tezahürü ile birleşip Ra-Horakhty'i ve çeştili güneş tanrılarıyla birleşip Horemakhet-Khepri-Ra-Atum'u oluşturuyordu.[105] Nadir durumlarda, farklı cinsiyetten tanrılar da birleşip Osiris-Nit ve Mut-Min gibi birleşik tanrıları oluşturabiliyordu.[106] Tanrıların bu şekilde birleştirilmesine senkretizm denir. Bu terimin kullanıldığı diğer durumların aksine Mısır hakkında kullanıldığında rekâbet hâlindeki inanış sistemlerinin birleşmesi anlamında kullanılmaz ancak yabancı tanrılar yerli tanrılar ile senkretize olabilmektedir.[105] Mısır'da senkretizm birleşen tanrıların işlevlerindeki benzerliği kabul edip her birinin nüfuz alanını artırmaktadır. Senkretik birleşmeler kalıcı değildir ve birleşime katılan tanrılar ayrı olarak görülmeye ya da farklı tanrılarla farklı birleşimler oluşturmaya devam etmektedir.[106] Ancak çok yakın olarak birleşen tanrılar bazen tek bir tanrı hâlinde devam edebilmektedir. Örneğin Horus, Eski Krallık döneminde Khenty-irty ve Khenty-khety gibi çeşitli doğan tanrılarla birleşmiştir.[107]

Aton ve olası tektanrıcılık
Atenizm


Yeni Krallık Döneminin ortalarında, firavun Akhenaton'un hüküm sürdüğü yıllarda (y. MÖ 1353- MÖ 1336) devlet dininin odağı tek başına güneş tanrısı Aton olmuştur. Akhenaton diğer tanrılar için tapınak yapılmasına ödenek ayırmamaya başlamış ve özellikle Amon olmak üzere diğer tanrıların adlarını ve tasvirlerini anıtların üzerinden sildirmiştir. Bazen Atenizm adı da verilen bu yeni dinî sistem diğer dönemlerde görülen çoktanrılı tapınmadan büyük farklılık gösterir. Önceki dönemlerde yeni önem kazanmış olan tanrılar varolan dinî inanışlara eklenirken Atenizm geleneksel olan farklı perspektiflerin çokluğu kavrayışını dışarıda bırakarak kutsal üzerinde tek bir anlayışın yayılmasında ısrarcı olmuştur.[108] Atenizm tam anlamıyla tektanrıcılık sayılmaz çünkü tektanrıcı inanışta diğer tanrılar inanç sistemi içinde yer almazlar. Bu dönemde genel kitlenin, kendi özellerinde diğer tanrılara inanmaya devam ettiğine dair işaret eden kanıtlar bulunmaktadır. Özellikle Atenizm'in Shu gibi bazı diğer tanrılara tolerans göstermesi de olayı karmaşıklaştırmaktadır. Bu nedenlerden ötürü Mısırbilimci Dominic Montserrat, tek tanrıya tapınılan Atenizm'in tektanrıcı olmadığını ve ancak monolatrist bir inanç sistemi sayılabileceğini önermiştir. Atenizm'in o döneme göre anormal teolojik sistemi Mısır halkı arasında kök salmamış ve Akhenaton'un halefleri geleneksel inanç sistemlerine geri dönmüşlerdir.[109]

Geleneksel dinde tanrının tekliği

Geleneksel Mısır dininin birçok tanrıyı daha derin bir düzeyde birleştirip tek tanrıya dönüştürdüğü konusu bilginler tarafından uzun süre tartışılmıştır. Bu tartışmaların nedenleri arasında tüm tanrıların en sonunda tek bir tanrı olarak birleşebileceğini öneren senkretizm uygulaması ve Mısır metinlerinin diğer tüm tanrıların güçlerini geçen özel bir tanrıdan söz etmesi sayılabilir. Diğer bir anlaşmazlık noktası, sebayt adı verilen Mısır etik yazılarında belirli bir tanrı ya da tanrı grubuna bağlı olmadan geçen "tanrı" kelimesinin varlığıdır.[110] Yirminci yüzyılın başlarında E. A. Wallis Budge Mısır halkının çoktanrıcı olduğuna inanmakta ancak dinin gerçek tektanrıcı doğasının sebayt metinlerini yazan elit zümrenin anlayışı ile sınırlı olduğunu belirtmekteydi.[111] Çağdaşı James Henry Breasted ise Mısır dininin çoktanrıcı değil güneş tanrının gücünün tüm tanrılarda varolduğundan kaynakla tümtanrıcı olduğunu düşünmekteydi. Hermann Junker ise Mısır uygarlığının başlangıçta tektanrıcı olduğunu ancak tarih içinde çoktanrıcılığa doğru dönüştüğünü önermektedir.[112]
Diğer tanrıların özellikleri ile birlikte tasvir edilen tanrı Bes. Bunun gibi tasvirler tek bir varlığın içinde birçok kutsal gücün bulunmasını temsil etmektedir.[113]

Mısırbilimci Erik Hornung 1971 yılında bu görüşleri çürüten bir çalışmasını yayımladı[Note 3] Hornung çalışmasında, herhangi bir dönemde aralarında ikincil tanrıların da bulunduğu birçok tanrının diğerlerinden daha üstün olarak tanımlandığını belirtmiştir. Aynı zamanda sebayt metinlerinde geçen belirsiz "tanrı" teriminin okuyucunun tapınmayı seçtiği tanrıyı betimleyen genel bir terim olarak kullanıldığını iddia etmiştir.[114] Her ne kadar her tanrının birleşimleri, tezahürleri ve ikonografileri sürekli olarak değişiklik gösterse de bu değişiklikler her zaman için belirli sayıda biçimle sınırlı kalmış ve tektanrıcı ya da tümtanrıcı bir inanışa doğru dönüşmemiştir. Hornung, Mısır dinini diğer terimlerden çok henoteizm teriminin en iyi şekilde tanımladığını söyler. Herhangi bir Antik Mısırlı belirli bir dönemde herhangi bir tanrıyı en ulu tanrı olarak görüp tapınabilmekte ama diğer tanrıların varlığını yadsımamakta ve diğer tanrıların güçlerini de o anda inandığı tanrı ile birleştirmekteydi. Hornung tanrıların gerçek anlamda yalnızca mitolojide, yaradılıştan önceki zamanda bir bütün olduğu ve yaradılış ile birlikte tekdüze yokluktan tanrıların çokluğunun ortaya çıktığı sonucuna varır.[115]

Hornung'un savları Mısır dini ile ilgilenen diğer bilginleri oldukça etkilemesine rağmen yine de bazıları hâlâ Mısır tanrılarının bazı dönemlerde Hornung'un görüşlerinin izin verdiğinden daha çok birleşmiş olduğunu düşünmektedir.[51] Jan Assmann, güneş tanrılar arasında en önemli tanrı olarak Amon-Ra'nın görülmeye başlaması ile birlikte Yeni Krallık Dönemi boyunca tek tanrı kavramının yavaş yavaş geliştiği görüşünü savunmaya devam etmektedir.[116] Onun görüşlerine göre, Atenizm bu eğilimin en uç uzantısıydı. Atenizm tek tanrıyı güneş ile eş tutmakta ve diğer tanrıları bertaraf etmekteydi. Atenizm'in ardında tepki olarak gelen dönemde rahipler evrensel tanrıyı geleneksel çoktanrıcı inanış ile birlikte varolabilecek şekilde açıkladılar. Tek tanrı dünyanın ve diğer tanrıların ötesine geçebilmekteydi ancak aynı zamanda diğer tanrılar tek tanrının farklı özelliklerini göstermekteydi. Assman'a göre bu tek tanrı özellikle Yeni Krallık Döneminin sonlarında baskın tanrı olan Amon ile eşlenikti ancak Mısır tarihinin diğer dönemlerinde başka tanrıların bu rolü üstlendiği görülebilmektedir.[117] James P. Allen tek tanrı ile birlikte tanrıların çokluğu kavramlarının bir arada yaşayabilmesinin Mısır düşüncesindeki "yaklaşımların çokluğu" ile ve ayrıca sıradan inananların tapınma eylemlerindeki henoteistik yaklaşımla çok tutarlı olduğunu söyler. Mısırlıların tek tanrı kavramını duruma bağlı olarak seçtikleri bir tanrı özelinde tanımlamış olabileceklerini belirtir.[2]

Tarifler ve tasvirler

Mısır metinleri tanrıların vücutlarını detaylı olarak betimler. Tanrıların vücutları değerli maddelerden müşekkeldir: Etleri altından, kemikleri gümüşten ve saçları lacivertaşındandır. Kokuları Mısırlıların ritüellerde kullandıkları tütsülere benzer. Bazı metinler, tanrıların boyu ve göz rengi de dahil olmak üzere kesin betimlemeler verir. Ancak bu özellikler sabit değildir ve mitlerde tanrılar kendi amaçlarına uyacak şekilde görünüşlerini değiştirirler.[118] Mısır metinleri sıklıkla tanrıların gerçek biçimlerinden "gizemli" olarak söz eder. Dolayısıyla Mısırlıların tanrıları görsel olarak lafzi tasvir etmezler. Hiyerogliflerde ideogramların işlevleri gibi her tanrının karakterinin özel yönlerini sembolik olarak kullanırlar.[119] Bu nedenle defin tanrısı Anubis Mısır sanatında genellikle köpek ya da çakal olarak tasvir edilir çünkü çakalın leşçilik özellikleri gömülü olan mumyaların korunmasına tehdit oluşturmaktadır ve bu şekilde tasvirin amacı da bu tehdide karşı gelebilmek ve koruma amacı ile kullanabilmektir. Anubis'in siyah rengi de mumyalanmış bedenlerin rengini ve yeniden doğuşun sembolü olarak görülen Mısır'ın verimli kara renkli toprağının temsilidir.[120]

Çoğu tanrı farklı şekillerde tasvir edilmiştir. Örneğin Hathor inek, kobra, dişi aslan ya da büyükbaş hayvan boynuzları ve kulakları olan bir kadın olarak gösterilebilirdi. Bir tanrıyı farklı şekillerde tasvir ederek Mısırlılar o tanrının asıl doğasının farklı özelliklerini göstermekteydiler.[119] Tanrıların tasvir edilen sembolik şekilleri belirli sayıda olduğundan ötürü ikonografilerine bakılarak tanrılar birbirinden ayırt edilebilmektedir. Kullanılan biçimler arasında erkek ve kadın (insan biçimcilik), hayvanlar (hayvan biçimcilik) ve nadir de olsa cansız nesneler bulunur. İnsan bedenli ve hayvan başlı biçim kombinasyonlarına çok sık rastlanır.[6] Tarih boyunca yeni biçimler ve giderek karmaşık hâle gelen yeni kombinasyonlar ortaya çıknıştır.[113] İsis ve Hathor gibi bazı tanrıçalar ve başka tanrılar birbirlerinden yalnızca yazı ile belirtilirse ayırt edilebilirler.[121] Bu iki tanrıça arasındaki yakın bağlantı nedeniyle ilk olarak yalnızca Hathor'un olan inek boynuzlu başlık sonraları iki tanrıçada da görülmektedir.[122]

Kutsal tasvirlerin bazı özellikleri tanrıyı ayırt etmek için diğerlerinden daha yararlıdır. Özellikle kafa tasviri önemlidir.[123] Melez bir tasvirde kafa tanrının özgün biçimini yansıtır öyle ki Mısırbilimci Henry Fischer "dişi aslan başlı bir tanrıça dişi aslanın insan biçimi iken bir kraliyet sfenksi ise aslan biçimini almış erkektir" der.[124] İnsan krallar tarafından giyilen taçlardan kafanın üzerinde bulunan büyük hiyerogliflere kadar değişik kutsal başlıklar da önemli bir göstergedir. Buna karşın tanrıların elinde tuttukları nesneler önemli değildir.[123] Tanrılar was asa taşır; tanrıçalar papirüs sapı tutar ve her iki cinsiyet yaşam verici güçlerini temsil eden Mısır "yaşam" kelimesi anlamına gelen ankh sembolü taşır.[125]

Timsah tanrı Sobek'in hayvan biçiminde heykelciği.

Tanrıların gösterildiği biçimler çeşitli olmasına rağmen sınırlı sayıdadır. Mısır'da yaygın olarak bulunan birçok yaratık kutsal ikonografide kullanılmazken doğan, kobra ve büyükbaş hayvanlar gibi çok azı birçok tanrıyı temsil etmek için kullanılmıştır. Mısır tarihinin başlarında bölgede olmayan hayvanlar tanrıları temsil etmek için kullanılmamıştır. Örneğin İkinci Ara Dönemde (y. MÖ 1650-1550) Mısır'a getirilen at hiçbir zaman bir tanrıyı temsil etmek için kullanılmamıştır. Benzer şekilde tüm dönemlerde insan biçimli tanrılar tarafından giyilen giysiler Eski Krallık Döneminde kullanılanlardan farklılık taşımamıştır: Kilt, takma sakal, tanrılar için gömlek ve tanrıçalar için uzun elbise.[126][Note 4]

Temel insan biçimli şekil değişiklik gösterir. Çocuk tanrılar çıplak olarak tasvir edilirler. Üreme güçleri vurgulanan bazı erkek tanrılar da çıplak olarak gösterilir.[128] Bazı tanrıların göbekleri ve göğüsleri çift cinsiyeti ya da refah ve bereketi temsil edecek şekilde büyük gösterilirdi.[129] Tanrıların çoğunun derisi kırmızı iken tanrıçalar sarı derili tasvir ediliyordu. Aynı renkler Mısırda erkek ve kadınları için de kullanılıyordu. Buna karşın olağandışı renkte derisi olan tanrılar da vardı.[130] Tanrı Hapi temsil ettiği Nil taşkınlarının besleyici verimliliğine ithafen mavi derili ve göbekli olarak resmedilirdi.[131] Osiris, Ptah ve Min gibi az sayıda tanrı uzuvları bezle kaplanmış olarak mumya gibi resmedilmekteydi.[132] Her ne kadar bu tanrılar mumyaya benzese de buna benzer ilk örnekler bez ile sarılı mumyalamanın başlamasından önceye dayanmaktadır ve mumya yerine tanrıların uzuvsuz hâllerini temsil ettiği düşünülür.[133]

Tanrıları temsil eden cansız nesneler arasında güneş ve ayı temsil eden disk şeklinde neseneler görülür.[134] Bazı nesneler belirli bir tanrı ile özdeşleşmiştir; örneğin Nit'i temsil eden kalkan ve çapraz yaylar
Hanedanöncesi Dönemin tanrı kültlerini sembolize eder.[135] Bu gibi çoğu durumda ilk özgün nesnenin doğası gizemlidir.[136]
İnsanlar ile etkileşimler

Firavun ile ilişkileri

Resmî metinlerde firavunların ilâhi olduğu geçer ve sürekli olarak panteonda bulunan tanrılar ile birlikte tasvir edilirlerdi. Firavunların ve seleflerinin mitik tarihöncesi zamanda Mısır'da hüküm süren tanrıların halefleri olduğu kabul edilirdi.[137] Yaşayan firavunlar Horus ile eşdeğer tutulur ve özellikle Osiris ile Ra olmak üzere birçok tanrının "oğlu" olarak adlandırılırlardı; ölmüş krallar ise büyük tanrılar ile eşdeğer tutulurdu.[138] Firavunların yaşamları sırasında ve öldükten sonra kendileri için ritüeller düzenlenen cenaze tapınakları bulunurdu.[139] Ancak öldükten sonra çok az firavuna uzun süre boyunca tapınılmıştır ve resmî olmayan metinler firavunları daha çok insan olarak betimlemiştir. Bu nedenlerden ötürü bilginler Mısırlıların firavunların gerçekten tanrı olarak görüp görmediklerini tartışmaktadırlar. Firavunlar yalnızca dinî törenler sırasında ilâhi olarak görülmüş olabilirler.[140]

Yine de firavunun ilâhi statüsünün tanrılar katında Mısır'ın temsilcisi olma ve ilâhi dünya ile insanların yaşadığı dünya arasında bağlantı kurma rolünün mantıksal dayanağı olduğuna inanılmaktadır.[141] Mısırlılar tanrıların içinde yaşamak için tapınaklara ihtiyaçları olduğuna, düzenli olarak ritüeller yapılması gerektiğine ve tanrıları beslemek için sunular verilmesi gerektiğine inanmaktaydılar. Bunlar başlarında firavunun olduğu rahipler ve işçilerden oluşan külteler tarafından sağlanırdı.[142] Kraliyet ideolojisine göre tapınak yapmak ve genelde firavunun adına rahipler tarafından yapılan ritüelleri yapmak özel olarak firavunun görevleriydi.[143] Bu eylemler bir firavunun temel görevi olan ma'at'ı sürdürmenin bir parçasıydı.[144] Firavun ve onun temsil ettiği ulusu tanrılara ma'at'ı sağlamaktaydı ve bu sayede tanrılar işlevlerini yerine getirerek insanların yaşamaya devam edebilmesi için evrendeki ma'at'ı sürdürmekteydiler.[145]

İnsan dünyasındaki varlıkları

Her ne kadar Mısırlılar tanrıların kendileri etrafındaki dünyada varolduklarına inansalar da insan dünyası ile ilâhi dünya arasındaki bağlantı çoğunlukla özel durumlar ile sınırlıydı.[146] Edebiyatta tanrılar insanlara fiziksel biçimleri ile görünseler de gerçek hayatta Mısırlılar doğrudan olmayan iletişim yolları ile tanrılarla bağlantı kurmaktaydı.[147]

Bir tanrının ba'sı dönem dönem ilâhi dünyadan ayrılıp kendi tasvirlerinde yaşamaya geldiği söylenirdi.[148] Tanrılar kendi tasvirlerinde yaşayarak gizli konumlarından ayrılıp fiziksel bir biçim içine girerdi.[69] Mısırlılar için ḏsr yani "kutsal" olan bir mekân ya da nesne mücerret ve arınmış ise tanrıların yaşaması için uygundur.[149] Tapınak heykelleri ve rölyefleri ile Apis boğası gibi kutsdal hayvanlar bu şekilde ilâhi vasıtalar olarak görülürdü.[150] Rüyalar ve transa girmeler farklı bir iletişim yolu olarak görülürdü. Bu şekilde insanların tanrılara yanaşabildiği ve bazen de onlardan mesaj alabildiğine inanılırdı.[151] Antik Mısır dininde bulunan ölüm sonrası yaşam inançlarına göre de ölen insanların ruhunun ilâhi dünyaya geçtiği düşünülürdü. Dolayısıyla Mısırlılar öldüklerinde tanrılarla aynı düzeyde varolacaklarına ve onların gizemli doğasını tam olarak anlayacaklarına inanırlardı.[152]
II. Ramses (sağdan ikinci), Ebu Simbel Büyük Tapınağında tanrılar Ptah, Amon ve Ra ile birlikte.

Devlet ritüellerinin düzenlendiği tapınaklar tanrıların tasvirleri ile doludur. En önemli tapınak tasviri iç mabette bulunan tanrı tasviridir. Normal boyuttan küçük olan bu heykeller tanrıların vücutlarını oluşturduğuna inanılan aynı değerli metal ve taşlardan yapılmıştır. Tapınakların çoğunda birkaç mabet bulunurdu ve her mabette aile üçlüsü gibi grup hâlinde tanrıları temsil eden kült heykelleri vardı.[148][Note 5] Bir şehrin ana tanrısı o şehrin efendisi olarak görülürdü ve kendisini temsil eden tapınakta kalanlar onun kutsal hizmetkârları olarak nitelendirilirdi. Mısır'ın tüm tapınaklarında yaşayan tanrıların tamamı Mısır panteonunun tamamını oluşturmaktaydı.[154] Ancak aralarında önemli tanrıların da olduğu birçok tanrının kendine ait tapınakları yoktu ama bazıları başka tanrıların tapğınaklarında temsil edilmekteydi.[155]

Tapınaklardaki mabetlerde bulunan kutsal gücü dış dünyanın saf olmayan durumundan korumak için Mısırlılar tapınak mabetlerini tecrit etmiş ve içine girebilecekleri sınırlandırmıştır. Firavunlar ve yüksek rahipler dışındakilerin kült heykelleri ile bağlantısı engellenmiştir. Buna tek istisna bayramlarda heykelin dışarı çıkarılmasıdır ancak bu durumda bile hareketli mabetler içinde saklanmışlardır.[156] Halkın tanrılar ile ilişkileri daha az doğrudan yollarla sağlanıyordu. Tapınakların halka açık yerlerinde dua edecek küçük mekânlar ve tapınak binasının arkasında bağımsız küçük binacıklar bulunuyordu.[157] Topluluklar kendi kullanmaları için küçük tapınma yerleri inşa ediyordu ve bazı ailelerin kendi evlerinde tapınma yerleri vardı.[158] İnsanlığı kutsal dünyadan ayıran uçuruma rağmen Mısırlılar tanrılarına yaklaşabilmek için gerekli olanaklarla çevriliydiler.[159]

İnsanların yaşamlarına müdahaleleri


Mısır tanrıları doğanın düzenine olduğu gibi insanların yaşamlarına da karışmaktaydılar. Geleneksel olarak yabancıların ilâhi düzenin dışında olduğuna inanıldığı için bu ilâhi etki asıl olarak Mısır'ı etkiliyordu. Ancak Yeni Krallık Döneminde Mısırlıların egemenliğine diğer ulusların girmesiyle yabancıların da Mısırlılar gibi güneş tanrının müşfik hükmü altında olduğu söylenmiştir.[160]

Zamanın efendisi olan Thoth'un hem insanların hem de tanrıların yaşam sürelerini belirlediği söylenirdi.[161] Aralarında doğuma nezaret eden Mesenet ile kaderi temsil eden Shay gibi tanrı ve tanrıçalar da insan yaşamının süresi üzerinde söz sahibiydiler.[162] Mısır kader kavramının ana noktası ölümün şekli ve zamanıdır. Tanrılar ayrıca başka olayları da etkilemektedir. Çeşitli metinlerde tanrıların insanların kararlarını etkiledikleri ve onlara ilham verdikleri söylenir. Bunu yaparken tanrılar Mısır inanışına göre duyguların ve zekânın merkezi olan insanların kalbini etkilerler. Tanrıların ayrıca insanlara emirler de verdiğine inanılırdı: Firavunlara ülkesini nasıl yöneteceğini ve tapınakları nasıl idare edeceğini söylerlerdi. Mısır metinlerinde kişilere tanrıların doğrudan verdiği emirlerden nadiren bahsedilir ve bu emirler ilâhi ahlâk kurallarına dönüşmemiştir.[163] Antik Mısır'da ahlâk ma'at kavramı üzerinde şekillenmişti. Bu kavram insan topluluğu üzerine uygulandığında herkesin başkalarının refahına engel olmayacak şekilde düzenli olarak yaşamaları anlamına geliyordu. Tanrılar ma'at'ın koruyucusu olduğu için ahlâk da onlarla bağlantılıydı. Örneğin tanrılar ölümden sonra insanların ahlâki davranışlarını yargılardı ve Yeni Krallık Dönemi ile birlikte ölümden sonra yaşama kabul edilebilmek için bu yargılama sonucunda insanların masum olması gerekiyordu. Ancak genel olarak ahlâk, tanrıların verdiği katı kurallardan çok günlük yaşamda ma'at'ı korumak için gereken pratik kurallardan oluşuyordu. [164]
Tanrı Shed tılsımı.

İnsanlar özgür iradeye sahipti ve ilâhi rehberlik ile ma'at'ın gerektirdiği davranışlarından kaçınabilirdi ancak bunun sonucunda ilâhi olarak cezalandırılabilirlerdi.[165] Tanrılar bu cezayı güçlerinin insan dünyasındaki tezahürü olan ba'yı kullanarak uygularlardı. Doğal âfetler ve hastalıklar sinirli ilâhi ba'ların işi olarak görülürdü.[166] Buna karşın tanrılar iyi insanları hastalıktan kurtarıp aynı zamanda yaşamlarını da uzatabilirdi.[167] İnsan yaşamına olan bu tarz müdahaleler Yeni Krallık Döneminde ortaya çıkmış olan ve kötülükten ilâhi yolla kurtulmayı temsil eden Shed[168] ile Mısır tarihinin sın dönemlerinde ortaya çıkan ve yanlışları düzelteceğine inanılan "apotropaik" yani kötülükle savaşan tanrı Petbe ile temsil edilir.[169]

Mısır metinlerinde insanların haksız yere ıstırap görmelerinin tanrılar yüzünden olup olmadığı konusunda farklı görüşler bulunur. Talihsizlik genellikle ma'at'ın zıddı olan kozmik düzensizlik isfet'in bir ürünü olarak görülmekteydi, dolayısıyla da kötü olayların olmasında tanrılar suçlu olarak görülmezdi. İsfet ile yakından bağlı olan Set gibi tanrılar dünyadaki düzensizlikten sorumlu tutulabilirken diğer tanrılar suçlanmazdı. Ancak bazı metinlerde insanların sefâletinden tanrılar sorumlu tutulurken diğerlerinde tanrıları savunan teodiselere rastlanır.[170] Orta Krallık Döneminden itibaren çeşitli metinlerde dünyadaki kötülüğün kaynağı yaratıcı tanrının insanların isyanına karşı savaşarak sonucunda dünyadan çekilmesini anlatan bir mite bağlanır. İnsanların bu kötü davranışından ötürü yaratıcı kendi yarattığı dünyadan uzak durur ve ıstırabın ortaya çıkmasına olanak verir. Yeni Krallık metinlerinde ise tanrıların bu konuda haklı oldukları Orta Krallık'ta olduğu kadar güçlü bir şekilde savunulmaz. Bu metinlerde insanların tanrılar ile kişisel ilişkilerine ve tanrıların insanlar arsında yaşanan olaylara müdahalelerine önem verilir. Bu dönemdeki insanlar kendilerine yardımcı olacak ve hayatları boyunca koruyacak belirli tanrılara bel bağlamışlardır. Bunun sonucunda da iyi bir yaşam sürebilmek için ma'at'ı sürdürme idealleri önemini kaybederken tanrıların gözüne girmek daha çok önem kazanmıştır.[171] Firavunların bile ilâhi yardıma ihtiyaçları olduğu düşünülürdü ve Yeni Krallık sona erdiğinde hükümet tanrıların isteğini bildiren kâhinlerden oldukça çok etkilenmekteydi.[172]

Tapınma

Tüm Mısır'ın yararına ma'at'ı sürdürmek için yapılan resmî dinî ayinler[173] kendi kişisel sorunlarının çözümünü tanrılarda arayan sıradan insanların tapınmalarıyla[174] bağlantılı olmasında rağmen farklıydı.

Resmî din tapınaklarda yapılan bir dizi ayinler içerirdi. Bazı ayinler her gün yapılırken diğerleri daha uzun süren ve genellikle belirli bir tanrı ya da tapınağa özgü bayramlardan oluşurdu.[158] Günlük törenlerde tanrıları heykelleri giydirilir, kutsanır ve ilâhiler eşliğinde yiyecekler tanrılara sunulurdu.[175] Bu sunular, tanrıların ma'at'ı sürdürmesini sağlamanın yanı sıra onların yaşam verme cömertliklerini kutlamak ve kinci olmayıp iyi davranmaya devam etmeleri için cesaretlendirmek amacıyla verilirdi.[176]

Bayramlarda genellikle tanrıların idolleri kayık şeklinde kutsal bir mahfazanın içinde tapınağın dışına çıkarılır ve geçit alayları düzenlenirdi. Bu alaylar çeşitli amaçlara hizmet ederdi.[177] Nil Nehrinin taşkınları üzerinde tüm yerel tanrıların etkisi olduğuna inanıldığı Roma Döneminde tanrıların idolleri nehir kenarına taşınır ve tanrıların büyük ve verimli bir taşkına sebep olması istenirdi.[178] Geçit alayları Hathor'un idolünün Dendera Tapınağından yola çıkıp eşi Horus'u Edfu Tapınağında ziyaret etmesi gibi tapınaklar arasında da yapılırdı.[177] Bir tanrı için yapılan ritüeller genellikle o tanrının mitolojisi ile ilgili olurdu. Bu ritüeller mitik geçmişte olmuş olayların tekrarını oluştururdu ve böylelikle özgün olayların yararlı etkilerini yenileme amacı güderdi.[179] Osiris'in onuruna düzenlenen Khoiak bayramında ölümü ve yeniden canlanması ekilen tohumların filizleneceği dönemde yeniden canlandırılırdı. Topraktan çıkan yeşil filizler tanrının yaşamının yenilenmesini sembolize ederdi.[180]
Ra-Horakhty kendisine tapınan kadına ışık hüzmeleri bahşederken.[181]

Tanrılar ile insanların kişisel etkileşimlerinin birçok şekli bulunur. Tanrılardan bilgi ya da öğüt isteyen kiilerde tapınaklarda kâhinlere başvurur ve onların kanalıyla sorularına tanrıların verdiği cevapları ararlardı. Kişisel ayinler ile hastalıkların iyileştirilmesinden düşmanların lânetlenmesine kadar farklı konularda tanrıların gücü ile kişisel hedeflere ulaşılmaya çalışılırdı.[182] Bu ayinlerde yaratıcının insanlara kötü talihten kurtulmak için verdiği söylenen ve tanrıların da kullandığı büyü gücü olan heka kullanılırdı. Kişisel ayin yapan bir kişi mitlerdeki bir tanrının rolünü üstlenir ve bazen diğer tanrıları da tehdit ederek hedefine ulaşmak için diğer tanrıların müdahil olmasını sağlamaya çalışırdı.[183] Bu ayinlerin yanı sıra kişisel sunular ve dualar da ilâhi yardıma nâil olmanın kabul edilen yöntemleri arasında sayılırdı.[184]

Dualar ve kişisel sunular genellikle "kişisel sofuluk" diye adlandırılırdı ve bir kişi ile bir tanrı arasındaki yakın ilişkiyi gösterirdi. Kişisel sofuluğa ait kanıtlara Yeni Krallık Döneminden önce pek rastlanmaz. Adaklar ve çoğu teofor isim olan kişi adları sıradan halkın kendileri ile tanrıları arasında bir bağlantı hissettiklerini gösterir. Ancak tanrılara adanmışlığın kesin kanıtları Yeni Krallık Döneminde göze çarpar bu dönemin sonlarına doğru doruk noktaya ulaşır.[185] Bilginler bu değişikliğin anlamı hakkında yani tanrılarla doğrudan ilişkinin yeni bir gelişme mi olduğu yoksa eski geleneklerin geldiği bir nokta mı olduğu konusunda tartışmaktadırlar.[186] Mısırlılar bu döenmden itibaren tanrılara olan bağlılıklarını tapınakların içinde ve çevresinde bir dizi yeni aktivitelerle göstermeye başlamışlardır.[187] Dualarını ve ilâhi yardımlara olan teşekkürlerini stellere kaydetmişlerdir. Dua ettikleri tanrıları ya da ulaşmak istedikleri hedefleri temsil eden figürinleri adak olarak adamışlardır. Örneğin Hathor'un rölyef tasviri ile bir kadın heykelciği doğurganlık için bir duayı temsil edebilir. Ara sıra bir kişi belirli bir tanrıyı koruyucu tanrısı olarak seçer ve mallarını ya da emeğini o tanrının kültüne adayabilirdi. Bu uygulamalar Mısır tarihinin son dönemlerine kadar devam etmiştir.[188] Mitlerde ve resmî dinde geçen önemli tanrıların bazıları kişisel tapınmada nadiren görülseler de devlet dininin temel tanrıları popüler geleneklerde de önemli tanrılar olarak görülmüşlerdir.[32]

Yeni Krallık Döneminde, bazı Mısır tanrılarına tapınma, Kenan ve Nubya gibi komşu bölgelere de, özellikle bu bölgeler firavunların kontrolü altında iken, yayılmıştır. Kenan'da Hathor, Amon ve Set gibi Mısır'dan gelen tanrılar yerel tanrılar ile senkretize edilmiş ve sonrasında Mısır'a yayılmışlardır.[189] Mısır tanrılarının Kenan'da kalıcı tapınakları olmamıştır[190] ve Mısır bölgenin kontrolünü kaybettikten sonra bu tanrılara tapınma yavaş yavaş kaybolmuştur.[189] Buna karşın Nubya'da birçok Mısır tanrısı ve tanrılaştırılmış firavunlar adına tapınaklar inşa edilmiştir. Nubya'da Mısır hükümranlığı sona erdikten sonra bile özellikle Amon olmak üzere Mısır tanrıları bağımsız Kuşi Krallığı'nın dininde yer almaya devam etmişlerdir.[189] Bazı tanrılar daha da uzaklara ulaşmıştır. Taweret Minos Uygarlığında bir tanrıça olmuş[191] ve Siva Vahası'nda Amon'un kâhini tüm Akdeniz bölgesindeki halklar tarafından tanınan ve başvurulan bir konuma ulaşmıştır.[192]
Jüpiter Amon, Amon ile Roma tanrısı Jüpiter'in birleşimi.

Ptolemaios Krallığı ve Roma hâkimiyeti zamanında Yunanlar ve Romalılar kendi tanrılarını Mısır'a getirmiştir. Bu yeni hâkimler Yunan-Roma interpretatio graeca geleneğinin bir parçası olarak Mısır tanrıları ile kendi tanrılarını eş saymışlardır. Ancak yerel tanrılara tapınmanın yerine yabancı tanrılara tapınma geçmemiştir. Bunun yerine Antik Yunan ve Roma tanrıları Mısır tanrılarının tezahürleri olarak kabul edilmiş ve Antik Yunanca ile Antik Yunan felsefesi bu kültlerin içine sokulmuştur.[193] Aynı sırada özellikle İsis, Horus'un Harpocrates adı verilen biçimlerinden biri ile Yunan-Mısır tanrısı Serapis gibi bazı Mısır tanrılarına tapınma Mısır'ın dışında Roma dünyasına da yayılmıştır.[122] Roma dininin sonlarına doğru geleneklerin karışmasıyla birlikte Thoth efsanevi ezoterik usta Hermes Trismegistus'a dönüşmüş[194]; İsis, Britanya'dan Mezopotamya'ya kadar olan coğrafyada tapınılan bir tanrıça olmuş[195] ve Roma hükümdarları kendilerinden önce gelen Batlamyus hanedanı gibi, otoritelerini kanıtlamak için İsis ile kocası Serapis'in himayesini kabul etmişlerdir.[196]

Roma ekonomisinin MS üçüncü yüzyıldan itibaren zayıflamasıyla birlikte Mısır'daki tapınaklar ve kültler gerilemey başlamış ve MS dördüncü yüzyıldan itibaren de Hristiyanlar Mısır tanrılarına yapılan tapınmayı tamamen kaldırmıştır.[197] Philae'de kalan son resmî kültler ise beşinci ile altıncı yüzyıllarda ortadan kaybolmuştur.[198][Note 6] Tanrılar ile ilgili inanışların çoğu birkaç yüzyıl içinde kaybolmuş ve yedinci ile sekizinci yüzyıllara geldiğinde yalnızca büyü metinlerinde yer alır hâle gelmiştir. Ancak geçit alayları ve kâhinlik gibi tapınma uygulamalarının çoğu Hristiyan ideolojisine adapte edilerek Kıptî Kilisesinin bir parçası olarak devam etmiştir.[197] O zamandan beri Mısır külütürü üzerinde büyük değişiklikler olması ve çeşitli etkileşimlerin bulunması nedeniyle bilginler Kıptî Kilisesinin günümüzdeki uygulamalarının firavunların dininden geldiği konusunda bir görüşbirliğine varamamışlardır. Mısır'da uygulanan ister Hristiyan ister İslam geleneklerinin Mısır'ın antik tanrılarına tapınmaya benzediği düşünülmektedir.[199]

Amon

Amon (Amen, Amun, Ammon, Amoun): "Amen" "saklı olan" demektir.

Amon, Teb'in baş tanrısıdır ve ilk tanrıdır ve bütün tanrıların tanrısıdır. Eşi Amunet'le birlikte tanrıdır. Kutsal hayvanları kaz ve koçtur. Orta Krallık Dönemi'nde sadece yerel bir tanrıydı ama Tebliler Mısır'a hakim olunca Amen önemli bir tanrı oldu. 18. Hanedan'dan itibaren Tanrıların Kralı oldu. Ünlü Amen Tapınağı Karnak, dünyanın en büyük dinî yapısıdır. 19. ve 20. Hanedanlar Amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yer altı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürlerdi.

Amon daha sonra Ra ile birleşerek dini törenlerde adı anılan ve kendisine yücelikler atfedilen Mısırın en güçlü tanrısı oldu.

Kral IV. Amenhotep Amon hoşnuttur anlamına gelen adını Akhenaton (Aton'un hizmetkarı) olarak değiştirdi ve Mısırda herhangi bir betimleme yapılmayan Aton dinini kurdu ve diğer tanrılara tapınmayı yasakladı. Kralların da tanrı değil insan olduğu düşüncesini yaydı. ancak Amon rahipleri bu durum karşısında ayaklandılar. Akhenaton'un ölümünden sonra Aton'un tek tanrıcı Güneş dini' tarihten silindi.[1]

Güncel etkiler; Amon'un adı günümüze kadar dini tören ve dualarda Âmin, Âmen şeklinde tekrarlanmaktadır.

Ra

Ra, Mısır mitolojisinde güneş tanrısıdır. Kutsal merkezi Heliopolis'tir. Genellikle başında bir disk bulunan şahin kafalı insan biçiminde canlandırılmıştır. Eski tanrı Atum'la bir tutularak; IV. sülale döneminde devlet tanrısı olmuştur.

Kefren'den başlayarak firavunlar, onun soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir. Ra daha sonra Osiris firavun ilan edilmiştir. Osiris'ten sonra ise Set Osirisi öldürerek başa geçmiştir.Set'en sonra babasının öcünü alarak Horus firavun olmuştur Horus'u da kapsamış ve Ra-Horakhty (ya da Ra-Horus) ismini almıştır.

Güneş Ra'nın sembolüdür; tüm vücudunu ya da gözünü temsil eder. Ra'nın sembolleri güneş sembolleridir, Phoenix'e benzer bir özelliği vardır; her sabah ateşlerin içinden tekrar doğar. E.A. Wallis Budge'a göre; Ra Mısır'ın tek tanrısı (monteizm) idi. Diğer tüm tanrılar ve tanrıçalar; Ra'nın parçalarını oluşturuyordu.
Tanrılığı

(MÖ 2400); ulusal bir tanrılığa ulaştı, ve daha sonra Amun ile birleşip Amun-Ra'yı oluşturdu. Ra diğer tanrılardan daha köklü bir yapıya sahip olduğundan çoğu olaylarda diğer tanrılara emir verdiği ve yönetici olduğu vurgulanmaktadır.Amun-Ra en güçlü tanrıydı ve Mısır'ı bir teokrasi'ye çevirdi. Sonraki zamanlarda; yeryüzü tanrısı Atum Güneş'i batıran tanrı olduğuna inanıldığı için; Ra'nın güneş battıktan sonraki haliydi. Khepri; güneşi gökyüzünde hareket ettiren tanrı; zamanla Ra'nın bir parçası oldu; Ra'yı doğan güneş kıldı.

Amon-Ra'nın kimliği Yunan ve Roma Mitolojilerinde Jupiter ile birleşmiş; Zeus'un şehri Diospolis; Thebes'a adanmıştı. MÖ 14. yüzyıla kadar aynı şekilde varolan Ra; Akhenaten zamanında Aten tek tanrısına inanış geçtiğinde tek tanrılığını yitirdi.

Ancak; Ra her zaman tek tanrı olarak görülüyordu. Ra'ya İlahi (MÖ 1370), panteizm doğasında; Ra'nın gelen çoktanrıcılıkla olan savaşını anlatıyordu. İçinde birçok tanrı'nın ayrı bir tanrı olarak değil de; Ra'nın bir parçası olarak varolduğunu anlatıyordu. Örnek olarak:

   "Şükürler olsun o Ra 'ya; Gücü yaratan, Ament'in alışkanlıklarının içine giren; bakın Temu'nun vücuduna."
   "Şükürler olsun o Ra'ya. Gücü yaratan, Anubis'in gizli yerlerine giren, bakın Khepera'nın vücuduna."

Güneş Saltanat Kayığı
Ra Heykelciği

Ra her gece Duat (öbür dünya)'a geçmek için; bir saltanat kayığı ile yolculuğa çıkardı. Sabahları Atet, öğleden sonraları da Sektet eşlik ederdi. Maat, kaos antitezinde; kayığın gideceği yolu belirlerdi.

Ay'ın sembolü Thoth eşlik eder; Horus'un yanında geceleri beklerdi.

Birçok diğer tanrı bu kayıkla beraber eşlik etmiştir Mehen'in yardımcılığında. Mehen kayığı; karanlık canavarlardan korurdu. İlk Mitoloji'de; Set kayığı koruyordu ve Apep saldırıyordu. Ancak daha sonraki mitolojilerde; Set şeytan olarak görüldü ve Thoth Set şeytanına karşı kayığı koruyordu. Güneş tutulmalarını da; kayığın korunamaması yüzünden olduğuna inanılırdı.

Ra'yı Güneş tanrısı olarak kabul edenler için; Mısır'da; Tanrı yaşam ve ışıktı. En iyi şekilde Güneş tarafından temsil edilebiliyordu; çünkü Dünya'yı ıstıyordu ve fotosentez sayesinde enerji veriyordu. Güneş bu noktada; insanların Ra'yı anlaması için bir metafordur.
Hathor ve Ra

Tanrıça Hathor ve Ra bir zamanlar kavga ederler, ve Hathor Mısır'ı terkeder. Ra hemen O'nu özlediğini anlar; ama Hathor dişi bir aslan'a dönüşmüştür ve kendisine yaklaşan her insan ve tanrıyı yokeder. Bu Hathor-Sekhmet tanrıçalarının da özelliğini belirler. Daha sonrasında; Thoth; Hathor'a bir şişe iksir hazırlar ve sonra yeniden Hathor'a dönüşür.
Popüler kültüre etkileri

   Norveçli kaşif ve antropolojist Thor Heyerdahl; Ra ve Ra II isimli iki saltanat kayığı yaparak; eski Mısırlıların Amerika'ya gidebileceğini ispatladı. 17 Mayıs 1970 tarihinde; Heyerdahl Fas'tan yola çıkarak; Atlantik Okyanusu'nu geçti ve Orta Amerika'ya vardı.
   Sun Ra, ismini Ra'dan almaktadır.
   Iron Maiden'in 1984 yılındaki albümü Powerslave'de Ra'nın gözü albüm kapağında gözükmektedir, ve aynı isimde bir şarkısı da mevcuttur.
   Utupia 1977 yılında RA isimli albüm yapmıştır.
   Angel isimli televizyon dizisinde; 4. sezonda Ra-Tet isimli şeytani bir grup Ra'dan esinlenmiştir.
   1994 yılında gösterilen Stargate; Ra'yı Dünya'ya uğramış bir uzaylı olarak göstermektedir. (Akabinde Stargate SG-1 isimli televizyon dizisi de başlamıştır)
   Yu-Gi-Oh! tarafından; Mısır tanrıları oyun kartlarında bulunmaktadır.
   Ra Age of Mythology isimli oyunda da bulunmaktadır.
   NBA oyuncusu Rasheed Wallace, vücudunda Ra dövmesi bulunur.
   Las Vegas'taki Luxor isimli otelde; Ra isimli bir gece klubü vardır.
   "SMITE" adlı tanrıların birbirleri ile savaşını konu alan oyunda "RA" ismi ile tasvir edilmiştir.
   Heroes Of Newerth adlı oyunda adını taşıyan "AmunRa"adında kahraman vardır.
   Ortadoğu kültüründe dualardan sonra amin (amen) denilmesi Amon-Ra ile bağlantılıdır.
   Göz boncuğu (Nazar boncuğu)nun Ra'nın gözü ile ilişkili bir obje ve inanç olduğu ifade edilmektedir.

Bir Dipçe

Ra'nın kökeninin her ne kadar kayıp Mu Kıtasına dayandığı yönünde bilgiler varsa da şimdilik Mısır Güneş Tanrısı olduğu kabul ediliyor.

..."Ra" sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, "O" diye hitap ettikleri Tek Tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmıştır.

Bast

Bast (Bastet, Baset, Ubasti veya Pasht), Mısır mitolojisindeki tanrıçalardan biridir. Kültünün merkezi bir delta şehri olan ve tarihçi Herodot'un vakayinâmelerinde yer bularak tanınan Per-Bast (Yunanca: Bubastis, çağdaş Zagazig'in yakınları) olan ana kedi tanrıça, Bast, antik tanrıçalardandı ve en azından İkinci Hanedan'dan beri tapınılmaktaydı. Kült merkezi Par-Bast'ta yapılan kazılarda mumyalanmış kutsal kedilerden oluşan bir mezarlık da bulunmuştur[1]. Başlarda Aşağı Mısır'ın koruyucu tanrıçası konumundaydı ve vahşi bir aslan olarak betimlenirdi. Nitekim ismi de (dişi) "yiyici, (yiyerek) yok edici" anlamına gelmektedir. Ev kedileriyle özdeşleştirilmesi ve bu şekilde betimlenmesi MÖ 1456 yılında başlamıştır. Koruyucu tanrıça olarak firavunun savunucusu ve koruyucusu olarak görülürdü. Ra'nın kızı sayılan Bast ayrıca 'Ra'nın Gözü' olan tanrılardandı.

Her ne kadar başlarda bir güneş tanrıçası olsa da, daha sonraları Yunanların gelişiyle Yunanlar tarafından bir ay tanrıçasına dönüştürülmüş, Artemis ile ilişkilendirilmiştir. Yunanlar aynı zamanda Mısır tanrılarından Horus'u Yunan tanrı Apollo ile ilişkilendirmişti. Apollo ile Artemis ise, Yunan mitolojisinde kardeşti. Bu ilişkilendirmeler sonucu da, Yunanlar sonrası dönemde, Bast ile Horus arasında bir tür kardeşlik ilişkisi ortaya çıkmıştır. Böylece Bast, Osiris ile İsis'e dair olan efsanede kendine yer bulmuştur. Yunan mitolojisinde Bast Ailuros ("kedi") ismiyle de geçmektedir.

Sonraki dönemlerde kâtipler ismini Bastet olarak yazmış ve böylece zaten dişilik takısı içeren Bast ismine ikinci bir dişilik takısı eklemişlerdir. Bastet'in sözlük anlamının merhem şişesinin (kadını) olması hasebiyle zamanla bir tür koku tanrıçası olmuştur. Buradan hareketle Anubis mumyalama tanrısı olduğunda, merhem (veya koku) tanrıçası olarak Bast onun karısı olarak addedilmiştir. Genellikle birlikte anıldığı aslan başlı tanrıça Sekhmet'in olumlu yansımasıdır. Genellikle bir kedi olarak betimlense de aslan-başlı bir şekilde de betimlenmiştir. Yeni Krallık döneminde, bazı arkeologlara göre Mısır dışından gelen, tanrı Maahes'in Mısır mitolojisinde ortaya çıkmasıyla, bu tanrının annesi olarak sayılmıştır. Maahes de bir kedi-aslan tanrıydı. Aşağı Mısır'da koruyucu tanrıça olması hasebiyle zamanla Aşağı Mısır'ın baş tanrıçası Wadjet ile ilişkilendirilmiş ve sonunda Wadjet-Bast ortaya çıkmıştır.

Hathor

Hathor Mısır mitolojisi'nde en önemli tanrıçadır. Hathor (Mısır dilinde Horus’un evi anlamında) samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. Galaksimiz dünyadan ışıklı bir spiral şeklinde göründüğü için eski Yunan ve Latin dillerinde olduğu gibi İngilizce’de de “Süt gibi Yol” anlamına gelen Milky Way olarak adlandırılmıştır. Hathor bazı figurlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. Hathor en eski tanrıçalardandır. En azından MÖ 2700'lere kadar inek/boğa kutsallığı çerçevesinde, 2. krallık döneminde, hatta Akrep Kral döneminde bile(King Scorpion) (King Scorpion MÖ 5000'lere kadar gidebilir) Hathor’a tapıldığı tahmin ediliyor. Hathor, aynı zamanda Ogdoad kozmolojisi denilen antik Mısır yaratılış mitolojisindeki yaratıcı tanrı Ra’nın kızıdır.
Hathor heykeli.

Hathor aşk tanrıçası olarak da bilinir. Ayrıca müzik tanrısı olarak düşünürler. Hathor’un çok sayıda ismi vardır. Ancak 3000 yıldan beri en çok kullanılan isimlerinden biri Mehturt’dur (aynı zamanda Mehurt, Mehet-Weret, ve Mehet-uret biçiminde de söylenir) ve “büyük tufan” ya da “büyük sel baskını” anlamına gelir ki bu da “süt gibi yol”a direk bir referans içermektedir. Samanyolu gökyüzündeki bir suyolu gibi görülürdü, bu “göklerdeki Nil nehri”nde güneş tanrısı ve Mısır’a önderlik eden kral yelken açıp giderlerdi. Bundan dolayı, mehturt adı Hathor’un her yıl Nil’in taşıp sel baskınlarına yol açmasından sorumlu olduğu anlamına gelir. Bu adın gösterdiği başka bir şey de Hathor’un çok yakında olacak doğumun bir müjdecisi olarak görüldüğüdür. Amniyo kesesi yırtılıp da doğum suyu akar akmaz, bu çocuğun çok yakında doğacağını gösteren bir belirtidir.

Hathor aynı zamanda çöl bölgelerinin koruyucusu olarak da gösterilmiştir. (Serabet el-Kadim)

Bazı Mısırologlar, Hathor’un adına yapılmış olan tapınaktaki rölyefleri adeta elektrik lambalarına benzeyen bir yapay ışıkla ilişkilendirirler. Diğer bazı Mısırologlar ise bunun üzerinde bir yılanın doğum yaptığı bir lotus çiçeği olduğunu ileri sürüyorlar. (Dendera Tapınağına bakınız)mısır antik efsane kenti

Edfu da Horus'un eşi olarak bilinir. Teb de ölüm tanrısıdır ama genel olarak aşk, neşe, dans ve alkol tanrısı olarak kabul edilir.

Hathor, eşi Ra'ya kızıp Mısır'ı terk eder.Ra hemen O'nu özlediğini anlar; ama Hathor dişi bir aslan'a dönüşmüştür ve kendisine yaklaşan her insan ve tanrıyı yokeder. Bu Hathor-Sekhmet tanrıçalarının da özelliğini belirler. Daha sonrasında; Thoth; Hathor'a bir şişe iksir hazırlar ve sonra tekrar Hathor'a dönürşür.

Tapınağı Dendera Tapınağı'dır.

Horus

Horus (Haru, Hor), Antik Mısır mitolojisinde gök tanrısıdır. Osiris ve İsis'in oğludur. Horus, şahin başlı tasvir edilir, bazı tasvirlerde firavunlar İsis'in kucağında sembolize edilmiştir. Bunun sebebi firavunların dünya üzerindeki Horus olduğuna inanılmasındandır. Firavunlar kendilerini Horus'un yeryüzündeki cisimleşmiş halleri olarak gördükleri için Horus, Antik Mısır'ın en önemli tanrılarından biridir. Firavunlar, Horus'un ismini kendi isimlerinden biri olarak alırlardı. Aynı zamanda Firavunlar Ra'nın takipçisiydiler, bu yüzden Horus aynı zamanda güneş ile de ilişkilendirilirdi. Güneş tanrısı olarak gösterilmesi yanında Osiris'in oğluydu. Mısır'ın farklı bölgelerinde farklı Horus varyasyonları konusundaki ihtilafı çözmek için en az on beş farklı Horus formu kullanılmıştır. Bu formlar ait oldukları soy ağacına bağlı olarak güneş ve Osiris tipi olmak üzere iki kategoriye ayrılabilir. Eğer İsis'in oğlu olduğu söyleniyorsa, Osiris tipi; yoksa güneş tipi kabul edilmektedir. Güneş tipi Horus, Atum, Ra, Geb ya da Nut çeşitli tanrıların oğlu olarak adlandırılırdı.

Doğumu

Harsiesis (İsis'in oğlu), Horus'a, Isis'in büyüleri ile babası Osiris'in öldürülmesinden sonra gebe kalınmıştır. Annesi tarafından Buto'ya yakın yüzen ada Chemmis'te büyütülmüştür. O, şeytanî amcası Set'in daimi düşmanıydı, fakat annesi onu korudu ve yaşattı.

Çocukluğu, Harpokrates olarak bilinir, bu kelime bebek Horus anlamına gelir ve İsis tarafından emzirilen bir bebek olarak betimlenir. Daha sonraki zamanlarda yenidoğan güneş ile ilişkilendirilmiştir. Harpokrates, saçları yandan lüleli ve baş parmağını emerken de resmedilmiştir. Mısır sanatında, Harpokrates bir timsahın üzerinde ayakta duran, bir elinde akrep, diğerinde yılan tutan bir çocuk olarak da betimlenmiştir.

Harmakhis (Ufuktaki Horus), "doğan güneş" olarak kişileştirilmiştir ve dirilişin ve sonsuz hayatın sembolü Khepera ile simgelenmiştir. Giza platosundaki Büyük Sfenks, Horus'un görünümlerinden biridir.

Haroeris (Yetişkin Horus), Horus'un erken formlarında Yukarı (Güney) Mısır'ın lider tanrısıydı. Hathor'un oğlu ya da bazen de kocası olarak metinlerde geçer. Aynı zamanda Osiris ve Set'in erkek kardeşiydi. Set'in ülkesi Aşağı Mısır'ı yaklaşık MÖ 3000 yıllarında feth etmiş ve her iki krallığı birleştirmiştir.

Yetişkin Horus'un çok sayıda karısı ve çocuğu vardır. Dört erkek evladı bir gruplandırılır, İsis'ten olma olduklarına inanılır. Bunların isimleri; Duamutef, Imsety, Hapi ve Qebehsenuef'tir. Lotus çiçeğinden doğmuşlar ve yaratılış ile ilişkilendirilen güneş tanrılarıydılar. Nun'ın suyunu, Ra'nın emri ile yeniden getirmişlerdir. Anubis, onlara cenaze törenlerinde mumyalama, 'Ağız açma', Osiris'i ve tüm erkeklerin gömülmesi ödevlerini verdiğine inanılır. Horus onları daha sonra dört ana yönün koruyucusu yaptı. Ma'at'ın ölüleri yargılaması sırasında lotus çiçeğinin üzerinde Osiris'in önünde otururlar. Diğer taraftan, çok yaygın olarak ölünün iç organlarını koruyucusu olarak hatırlanırlar.

Behdetli Horus, yetişkin Horus'un bir başka formu olup, Behdet'in batı deltasında tapınılırdı.
Sembolizmde Horus
Egypt.Edfu.Temple.01.jpg

“Horus” adı, bu ilahın Grekçe’deki adıdır, Mısır dilindeki asıl adı “Hor”dur. Antik Mısır eserlerinde Horus, sık sık bir gözle, şahin kafasıyla veya atmaca kanatlı bir yıldız diskiyle tasvir edilir. Çocuk başıyla ya da genç bir insan başıyla temsil edildiğinde parmağı kelam organı olan ağzında ya da ağzını işaret eder tarzda tasvir edilir.

   Horus sembolizmde genellikle, İlâhî Yasalar’ın insanda vicdan tarzında belirmesini simgeler. Şahin kafalı Horus’un yırtıcı kuşların keskin bakışıyla tasvir edilmesi, kişinin hiçbir hareketini gözünden kaçırmayan bir ilah oluşunu, yani vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını simgeler. Bir başka deyişle bu, insanın iç dünyasındaki her niyetini ve sosyal yaşamındaki her hareketini gözden kaçırmayan merhametsiz yargıcın keskin bakışını simgeler. Bu, yasaların kıl kadar şaşmadan uygulanmasını gözeten, kişiden özellikle öte-âlemde hesap soran vicdanın ifade edilişidir. Günde yirmidört saat uyanık ve gözleri hep açık olmalıdır; çünkü hem yasaların kıl kadar şaşmadan uygulanmasını sağlamakta hem de ilah Seth (‘nefsaniyet’i ve kötülüğü simgeleyen ilah) ile mücadele etmektedir. Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü Güneş ve Ay’ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus’un 24 saat açık kalan gözleri gibi. Horus’tan “Sirius içindeki Horus” olarak söz eden kimi Mısır metinlerinde ise, Horus’un Dünya insanlarına Sirius’tan gelen bir ‘tesir’ olduğu ve kaynağının göksel Osiris olduğu belirtilir..
   Parmağını ağzına götürmüş Horus ise misterler konusundaki sessizlik ilkesini simgeler.

Popüler kültüre etkileri
2007 yapımı Zeitgeist (Zeitgeist: The Movie) belgesel filminde Hıristiyanlığın Horus ve benzeri Antik Mısır inançlarından köken alan figürleri anlatılır.

İmhotep

İmhotep ("barış içinde gelen", MÖ 2667 - MÖ 2648[1]), Antik Mısır'da mimar, yazar, hekim, mucit, mühendis, heykeltıraş, astronom ve firavun Djoser'in veziri olan efsanevi kişi.

İmhotep, çağının en büyük dehalarından biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve astronomi incelemelerinin yer aldığı Ahlak Bilgilerinin yazarıdır. Adı "Sulh ve sükûndan gelen" anlamında olan İmhotep, engin tıbbî bilgisinin yanı sıra mimârî ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir. İmhotep, aynı zamanda kâtiplerin de başıdır. Yunan ve Mısırlı kâtipler, yazı yazdıklarında son damlayı İmhotep için dökerlerdi.

Babası mimar Khanofer ve annesi Khereduankh'dir. Ronpetnofret adında bir eşi vardır. Dehasından ötürü sonraki Mısır nesilleri tarafından tanrısallaştırılmıştır.

İmhotep ilk yapılan basamak piramidinin mimarıdır. Bu piramidi yaparken Antik Mısır yazılarında kutsal olan Üçgenden (firavunu sonsuzluğa taşıması için) ve merdivenden (firavunu sonsuzluğa daha rahat ulaştırması için) yararlanmıştır [kaynak belirtilmeli].

İmhotep Mısır'da iyi bir hekimdi. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat'dan yüzyıllar önce modern tıbbı kullanmıştır.

İmhotep'in mezarı hala bulunamamıştır ama hastalarını tedavi ederken kullandığı oda bulunabilmiştir ve modern tıbbı kullandığı kanıtına bu yolla varılmıştır [kaynak belirtilmeli].

Universal Pictures, çektiği Mumya filmlerindeki Mumya büyücüye onun adını vermiştir.

Osiris

Geb ve Nut'un oğlu yeraltı dünyasının hakimi, ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı, kardeşi Set'in tam zıddı olarak iyilik tanrısı, kural koyucu, koruyucu; ölülerin yargıcı lahitinin bulunduğu yer Abidos’ta kültünün oluştuğu yerdir. Osiris, Nut ve Geb’in ilk çocuğuydu. Set, Nephthys ve İsis’in kardeşiydi, aynı zamanda İsis’in kocasıydı. Horus, İsis'ten oğluydu. Bir hikâyeye göre Nephthys, İsis gibi davranarak ve Osiris’i baştan çıkarmış ve Anubis’i doğurmuştur. Osiris adı bu tanrıya eski Yunanların verdiği bir addır. Osiris’in eski Mısırca’daki asıl adı “gözün yeri” anlamındaki “As-âr”dır ( ya da Usire). Bu ad, hiyeroglif yazısı ile yazılırken iki ideogram kullanılarak yazılır; kullanılan iki ideogramdan biri taht, diğeri gözdür.

Osiris başta erkeklerin dünyasının kural koyucusu olmuş ve Ra gökyüzüne kural koymak için dünyayı bıraktığında kardeşi Set, Osiris’i öldürdü. İsis’in sihri sayesinde tekrar yaşama döndü. İlk ölen yaşayan canlı olduğu için sonraları ölülerin lordu oldu. Oğlu Horus, onun ölümünün öcünü aldı. Set’i yendi ve onu batı Mısır’ın çölüne (Sahra) gönderdi.

Tüm Mısır tarihi boyunca dualar ve büyüler Osiris’e yöneltilmişti, onu kutsayarak kendisinin kural koyduğu öbür dünyaya girmesi umulmuştu, özellikle Orta krallık döneminde popularitesi arttı. 18. sülale döneminde Mısır’da en çok tapılan tanrı olmuştu. Osiris’in popularitesi, Mısır tarihinin en son evrelerine kadar sürdü.

Mısır, tarihinin ilk dönemlerinde farklı kabilelerden, daha sonra da farklı nomoslardan oluştuğu için, Mısır panteonu çok sayıda tanrı ile doludur. Osiris ise Geb ve Nutun ilk oğlu yer altı dünyasının hakimidir. Geb ve nutun dört çocuğu olmuştur Osiris İsis Seth ve Nepht'tir. Efsaneye göre Osiris İsis'e aşıktır. Yani İsis hem Osirisin eşi hem kardeşidir. Bir gün İsis bir plan kurar bu planla eşi Osiris'i kral yapmaktır. Bir gece Ra ( o zamanlar kral Ra idi ) uyurken İsis Ra'nın tükürüğünü alır ve tükürüğü kille karıştırır ve bir yılan yaratır. O gece yılan Ra'yı ısırır, ısırık Ra'yı mahveder, kimse onu iyileştiremez. İsis'de Ra'ya gizli adını söylerse onu iyileştirebileceğini söyler. Ra bunu kabul eder ve adını söyler, İsis Ra'yı iyileştirir ama onun üzerinde büyük bir güce sahip olur. Osiris'in kral olması için Ra'yı tahtı bırakıp göklere çekilmesi için zorlar, Ra ise bunu kabul etmek zorunda kalır. Ve taht Osiris'e kalır, artık Osiris Tanrıların, insanların ve her şeyin kralıdır.

Osiris'in erkek kardeşi Set Osiris'in kral olmasına çok içerler. Çünkü Set Ra'nın en vefakâr yardımcısıdır ve Ra yok iken ağabeyinin kral olmasına kendisinin olamamasına sinirlenir, tahta geçmeyi kafasına koyar. Savaşarak kazanamayacağını bilir çünkü Osiris Set'ten kat be kat güçlüdür, bir ordu kursa bile varolan her canlı Osiris sevmekte ve onun yönetiminden çok memnundur bu yüzden Set bir plan yapar. Bu plana göre Set, Osiris’in ölçülerine göre bir uyuma tabutu hazırlatır ve sandığı en değerli taşlarla süsletir ve sadece Osiris'in sığabilmesi için büyüler. Set, bundan sonra kendisine yardım eden yetmiş iki kişiyle birlikte planını uygulamaya koyulur. Seth büyük bir yemek verir ve Osiris’i de çağırır. Osiris hiçbir şeyden şüphelenmeyerek yemeğe gider. Yemeğin sonunda Set tabutu çıkarır ve sığacak olan kişiye hediye edeceğini söyler, her Tanrı dener şekil değiştirseler bile sığamazlar sona Osiris kalır İsis'in uyarılarına rağmen gene de dener Osiris tabutu yatar yatmaz Set kapağı kapatır üzerine erimiş kurşun döker Tanrılar engellemeye çalışsada Set onları durdurur ve tabutu Nil Nehrine atar. Tabutun karaya çıktığı yerde ise süratle büyüyen bir ağaç sandığı gövdesinin içine almıştır. Byblos Kralı Malkandros bu ağacı gördüğünde hayran kalır ve ağacı kestirerek sarayına sütun olarak diktirmeye karar verir. Ağaç kesildiğinde çok güzel bir koku çıkarmıştır. Bu olay Isis’in kulağına kadar gelmiştir. İsis durumu anlar ve Malkandros’un sarayına gider. Burada önce Astarte’nin çocuğunun dadısı olur. İsis bir gün çocuğu ölümsüz yapmak ister ve bu amaçla çocuğu ölümsüzlük ateşine batırır. Bunu gören kraliçe çığlıklar atarak İsis’i engeller. İsis kendini tanıtmak zorunda kalır. Daha sonra Kral Malkandros’dan izin alarak ağacın gövdesini açar ve içinden tabutu alır. İsis tabutu vatanına götürdükten sonra, Osiris'i büyüsüyle hayata döndürmek üzereyken Set İsis'e ve çocuk Horus'a saldır. Set Osiris’in bedenini 14 parçaya ayırır ve bu parçaları Mısır toprakları üzerine dağıtır. İsis ve Set'in eşi Neftis bütün Mısır’ı dolaşarak Osiris’in bedeninin parçalarını toplar ve parçaları her bulduğu yere bir tapınak diker. Bu yüzden Mısır’ın birçok yerinde, içinde Osiris’in cesedinin bulunduğu söylenen birçok tapınak vardır. Osiris'in parçalarını topladıktan sonra Neftis'in oğlu Anubis mumya bezleriyle Osiris'i sarar ve Osiris hayata döner. Efsanenin sonunda ise Osiris’in oğlu Horus Set'i yener. Yeniden canlanan Osiris artık bu dünyada yaşamak istemez ve hükmetmek için ölüler ülkesine gitmeyi tercih eder. Burada yine Anubis ile birlikte olacaktır. Anubis ölüleri yargılanması için Osiris’e getirecektir.

Osiris, öte âlemin, ölüm ötesinin, yargılamanın ve yeniden doğuşun tanrısıdır. Ölüler aleminin hükümranlığı Osiris’in ellerindedir. O, ölüm olayı ile bedenlerini terk edenleri karşılar ve onların ölüm ötesindeki mukadder yaşamlarına başkanlık eder. İnsanlara çok şey veren ve öğreten Osiris, yaratılışla ilgili olarak tohumla da ilişkilendirilir ki, atribülerinden biri başaktır. O bir tohumu andırır, buğday tohumu gibidir. Ama o, evrendeki her şeyin tohumlarını içerir.

Osiris hep sivri külah başlığıyla, ayakları bitişik olarak tasvir edilir. Kimi zaman başında taç ve iki veya daha fazla tüy bulunur. Tasvirlerinde vücudu ya sargılıdır ya da balık pullarıyla kaplıdır. Elleri göğüste çapraz vaziyettedir ve bir kraliyet kırbacı ile bir de baston tutar. Tuttuğu bastonun üzerinde Sirius yıldızının bazı sembolleri bulunur ki, bu sembollerden ikisi köpek başı ve yaydır. Kimi yazarlar Osiris’i Sirius-B, İsis’i Sirius-A yıldızıyla ilişkilendirirler.

İsis

İsis (İzis, Aset), Osiris'in (aynı zamanda karısıdır), Seth ve Nephthys'in kardeşidir, Nut ve Geb'in kızları ve çocuk Horus'un annesidir. Bazı kaynaklara göre Anubis de İsis ile Osiris'in oğludur.
Bir firavun gibi giyinmiş VII. Kleopatra İsis'e adaklarını sunarken.

Bir çift boynuzun arasında güneş diski bulunan akbaba şeklinde bir şapka giymiş kadın olarak gösterilir. Çok seyrek olarak, bir çift koç boynuzu ya da Ma'at tüyü ile beraber Güney ve Kuzey çift tacını giyer. İsis bir tanrıça olarak değil ama kadın olarak ise sıradan saç biçimiyle gösterilir, ancak her zaman alnında bir yılan figürü bulunurdu.

Osiris'in hem kız kardeşi hem de karısı olarak ise, İsis, yeryüzü krallığı boyunca kocasına yardımcı olmuştur. Piramit metinleri, İsis'in kocasının ölümünü önceden gördüğünü göstermektedir. Onun ölümünün arkasından, İsis, kocasının yeraltı dünyasında huzur içinde yatması ve uygun şekilde gömülmesi için gövdesini yorulmaksızın aramıştır. Büyüleri sayesinde, Osiris'i hayata geri döndürmüş, ondan kendini erkek çocukları Horus'a hamile bıraktırmıştır.

İsis, tanrılar ile insanoğlu arasında hayati bir bağlantıdır. Firavun yaşayan Horus olarak onun oğlu kabul edilirdi. Piramit metinlerinde Horus, İsis'in kutsal memelerinden emzirilen çocuk olarak gösterilmiştir. İsis'i genç Horus'u kucağında gösteren çok sayıda heykel ve resim vardır. Sıklıkla, ana kraliçenin resmi ve o anki firavun aynı yerde resmedilmiştir. İsis, Horus'u çocukluğu boyunca onu öldürmek isteyen amcası Seth'ten korumuştur. Onun bir gün büyüyüp babasının intikamını alması onun hayatındaki boşluğu doldurmuştur.

Ölüler kitabında, hayat verici ve ölümün gıdası olarak gösterilmiştir. Ölümün yargıçlarından biri olarak da düşünülebilir. Ona atfedilen bir başka rol ise Horus'un dört oğlundan biri olan İmsety'nin koruyuculuğudur.

İsis, büyük bir büyücüdür ve büyü yeteneklerini kullanması ile meşhurdur. Örneğin, ilk kobrayı, onun zehirli ısırığını kullanarak Ra'ya gizli ismini itiraf ettirmek için yaratmıştır.

Mısır tarihinin başından sonuna kadar, İsis, Mısır'ın en büyük tanrıçası olmuştur. Yararlı bir tanrıçadır ve sevgisi tüm yaşayan canlıları kapsayan bir annedir.

Ona tapınma Mısır'ın sınırlarının çok ötesinde İngiltere'ye bile yayılmıştır.[kaynak belirtilmeli] Klasik yazarların eserleri, O'nu Persephone, Tethys, Athene, Osiris'i ise Hades, Dionysos ve diğer yabancı tanrılar ile eşleştirmiştir.

İsis’in eski Mısırcadaki adları Aset ve Esi’dir. İsis eski Yunanların koyduğu bir addır. Hiyeroglif yazıdaki Aset ideogramı aynı zamanda, taht sözcüğünde kullanılan ilk ideogramdır. Bir başka deyişle İsis’in adının ideogramı tahttır. İsis ve Osiris Geb ve Nut’tan doğan dört ilahtan ikisidir, diğerleri İsis’e yardımcı kızkardeş Nephtys ve kötü kardeş Seth’tir. Kimi zaman başı üzerinde yer alan bir yıldız ve beyaz tacıyla, kimi zaman da kucağında çocuğunu emzirir, süt verir halde tasvir edilen ve Mısır metinlerinde Sirius gibi “vericilik” özelliğiyle nitelenen İsis, aynı zamanda Osiris’in beden parçalarını bir araya getirmeye çalışan bir ilahedir. Şefkatli bir anne gibi verici olan İsis’in diğer belirgin özellikleri sorumluluk taşıması, vazifesine bağlı olması ve sadık kalmasıdır (Osiris’e sadakati). O’ndan ilâhî anne ve sihirlerin efendisi olarak da söz edilir. Rüzgarlara, yağmurlara, ırmaklara, gemilere hükmeden, tüm suların da hükmedicisi olan İsis’tir. Yıldızı Sothis, yani Sirius-A’dır. Mısır Ölüler Kitabı’na göre, ölüm olayı ile bedenini terk eden varlıklardan tekamül düzeyi ileri olanlardan bazıları İsis’in kudretinden yararlanır, ışığa dönüşür, ilahlarla özdeşleşir ve Sirius’un “yüce kapısı”na ulaşabilirler. Şahin biçiminde resmedilen oğlu Horus ise içteki vicdan sesinin ilâhıdır. İsis’e çeşitli tasvirlerde en sık eşlik eden semboller inek , boynuzlar, küre, testi, hilal, yunus, emzirilen çocuk ya da süt verme, gemi ya da kayık, orak, kulplu haç ya da ankh ve bu ankh sembolüne benzeyen, “İsis’in düğümü” denilen semboldür.

Ma'at

Ma'at, Mısır'ın doğruluk ve adalet tanrıçasıdır. Thoth'un karısı olduğuna inanılır ve ondan sekiz çocuğu olmuştur. Bu çocuklardan en önemlisi Amon'dur. Bu sekiz evlat, Hermopolis'in baş tanrılarıdır ve oradaki rahiplere göre, onlar yerküreyi yaratmışlardır.

Ma'at, oturan ya da ayakta duran kadın formlarında resmedilmiştir. Onun resimlerinde her zaman başında bir tüy bulunur. Bazı resimlerinde ise kollarında bir çift kanat görülür.

Firavunlar ülkelerini bu tanrıçanın belirlediği ilkelere göre yönetirlerdi ve böylece "evrensel düzenin" sağlanacağına inanırlardı. Kafasında bir devekuşu tüyü taşır. Bu tüy saf iyiliği,hakikati ve doğruluğu temsil eder ve Osiris'in mahkemesinde ölünün kalbi terazide bu tüy karşına konurdu. Böylece ölen kişinin iyi ve kötü ruhlu olduğu anlaşılırdı.

İnanışa göre, zamanın başlangıcında dünya yaratılırken ortaya çıkan kaos Ma'at'ın koyduğu kurallar ile ortadan kalkmıştır. Bu nedenle firavunların bu kurallardan uzaklaşması durumunda kaosun geri gelip Mısır ve dünyayı yok edeceğine inanılır.

Ölü kişi yargılanırken, Ma'at'ın tüyü ile ölünün kalbi terazinin kefelerine konur. Eğer, kalp tüy ile dengede kalırsa, ölü Duat'ta ölümsüz yaşama hak kazanır. Çünkü, tüy kadar hafif yürek günah ve şeytanın yükünü taşımıyor demektir.

Ma'at'ın son görevi, güneş tanrısı Ra'ya gökyüzündeki seyahatlerinde rehberlik etmektir. Her gün gökyüzünde onu taşıyan geminin rotasını belirler. Bazı inanışlara göre, gemide onunla beraber yön göstermek için yolculuk da eder.

Şah

Şah (Eski Farsça: Khşayath) ya da Şahenşah, Fars ve Afgan hükümdarlarının unvanı. Kral anlamına gelmektedir. Zamanla İslam aleminde hükümdar anlamında yaygın olarak kullanılagelmiştir.

Hükümdarlar hükümdarı anlamına gelen şehinşah unvanı, Perslerin krallar kralı saydığı II. Kyros'un (Büyük) anısına 20. yüzyılda Pehlevi hanedanı tarafından kullanılmıştır. Gene Şahtan türetilen Farsça padişah unvanı da koruyucu, ulu hükümdar anlamını taşır. Şah unvanı, 1973'te monarşinin yıkılmasına değin Afganistan'da, ayrıca Orta ve Güney Asya'daki başka ülkelerde birçok hükümdar ya da prens tarafından kullanılmıştır. Soyla gelen valiler de bazen kendi adlarına şah sıfatını eklemişlerdir.

İslam'da şah kavramı

Öte yandan bazı İslam tarikatları Ali'yi şah sanıyla anarlar. Ali'nin mezarı Necef'te olduğu için Necef sultanı anlamında Şah-ı Necef, yiğitler sultanı anlamında Şah-ı Merdan ve daha yaygın olarak da velilik sultanı anlamında Şah-ı Velayet sanları kullanılır.

Alevilik ve Bektaşilikte Ali, Muhammed ile birlikte Allah nurunun tecellisi sayıldığı için, çoğu Alevi-Bektaşi gülbanki Bismillah yerine, Ali'nin adıyla anlamında Bismişah ile başlar.[kaynak belirtilmeli]

Şah kelimesi Yunus Emre'nin demelerinde de vardır. Safevi Şah'ları ile bağdaştırmak yanlış bir düşüncedir. Şah kelimesi yaradan manasında da kullanılabilmektedir. Gerçek anlamı budur. Sünni Osmanlı düşüncesinde Safevi'ler ile bağdaştırmak için kullanılmıştır.

Alevi-Bektaşi edebiyatında şah sözcüğü zaman zaman hem Ali'yi, hem de ilk Safevi ŞahenŞah'ı Şah İsmail Hazretlerini çağrıştıracak biçimde kullanılmıştır.

Hindularda Şah

Raj, Raja gibi bilinen Hint hükümdarlarından sonra belirli bazı yöneticilerde ismen hoş ve komşu ülkelerinin sıklıkla kullanması sebebiyle; "şah" unvanınıda benimsemiştir.

Örneğin; Shah Devdan

Satrançta şah

Satrançtaki en önemli taş şah olarak anılır. Batılı dillerde bunun yerine kral kullanılır. Satranç oyunu Hindistan'da ortaya çıkmış olmasına rağmen satranca dair bilinen en eski belgeler 5. yy. Pers belgeleridir.

Ayrıca Oğuz Türklerinde de satrancı atası olduğu iddia edilen bir oyun oynandığı bilinmektedir. Oyun günümüzde [Anadolu] da da oynanmaktadır.

Sekhmet

Sekhmet Antik Mısır mitolojisinde savaş ve yıkımın tanrıçasıdır. Aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilir. Bir zamanlar Bastet'le özdeleştirilirdi.

Bir efsaneye göre Sekhmet Ra'nın emri üzerine Ra'ya eskiden inanıp şimdi inanmayanları tek tek yok edeceğine tüm insan neslini yok etmeye çalışmıştır. Ama Sekhmet insan kanının tadını öyle sevmiştir ki önüne geleni öldürmüştür. Ra'nın rahipleri ve müritlerini bile. Ra çok geç kalmadan Nil Nehri'ni kırmızı bir tozla Nil'e kırmızı rengini verir, ancak bu bir büyüdür. Sekhmet onu kan zannedip içtiğinde büyü onu eski haline çevirir ve insan neslinin tükenmesine Ra engel olur.

Ayrıca Hathor'un ikinci kimliği olduğu sanılır,ölülerin iç organlarını korumada yardım eder, mumyalama işlemlerini organize eder, büyü gücü vardır. Hastalıkları iyileştirme gücü olduğundan sargıların tanrıçası olarak da bilinmektedir. Büyü gücü ve kötü niyetli insanlara ölüm verdiği için Selket'le de bütünleştirilir.

Set

Set (ayrıca Sutekh, Seteh, Seth olarak da bilinir ama orijinal kullanımı SET'tir.) Mısır mitolojisinde bir tanrıdır. Nut ve Geb'in oğludur.

Mısır mitolojisinde Seth kötülük tanrısı, kardeşi Osiris ise iyilik tanrısıdır. Seth‚ ne kadar akıllı bir şekilde uğraşsa da Osiris ve Horus’u yok edemeyince, iyi kötüye karşı zafer kazanır. Ancak tanrılar da Seth’i yok edemezler.[1]

Aşağı (kuzey) Mısır kralı kabul edilir. Bir eşeği anımsatan kırmızı saçlı ve büyük kulaklı bir hayali hayvan olarak temsil edilir. Çöl ve fırtınalar ile beraber düşünülür. Yunanlar, bu tanrıyı Typhon olarak görürler.

Kimliği

Set, Osiris'in erkek kardeşidir. İsis, Osiris'in karısıdır, oğlu Horus'tur. Set'in oğlu Anubis sayılır, fakat aslında onun oğlu değildir. Nephthys kocasından yeterince ilgi göremediği için büyüyle kendini İsis gibi gözüktürmüştür.-İsis ve Nephthys birbirlerine çok benzlerler- Bir akşam Osiris'in biraz sarhoş olmasını sağlar ve ondan çocuğu olur. Bu çocukta Anubis'tir.

Set aynı zamanda bereketli Osiris'in anti-tezidir. Horus ile savaşları boyunca, tanrıça Neith Horus'a taht, Set'e ise Astarte ve Anat tanrıçalarını veren bir anlaşma önerdi.

Set, erkek kardeşi Osiris'i öldürmesi ile ünlüdür, mitolojiye göre insanlar ve tanrı'lar Osiris'i severler. Koyduğu kuralları severek yerine getirirler. Kardeşi Seth onun bu başarısını kıskanır. Seth Osiris'ten kurtulmak için bir plan yapar.72 kişi Seth'e bu plan için yardımda bulunmuştur. Kardeşinin ölçülerine uygun bir tabut yaptırır ve tabutu çok pahalı elmaslarla süsler. Bir şölen düzenler ve Osiris'i de o şölene davet eder. Şölenin en sonunda önceden yaptırdığı tabutu çıkararak bu tabutun kime uyarsa ona verileceğini söyler. Herkes tabutu sırayla dener ve sıra Osiris'e geldiğinde Osiris tabutun içine girdiğinde Seth tabutu hızlıca kapayıp çiviler ve Tabutu Nil nehrine bırakır, aynı zamanda onun oğlu Horus'u da öldürmeye teşebbüs etmiştir. Horus, yaşamış, babasının ölümünün intikamını almış ve Set'i sonsuza kadar çöle sürgüne yollamıştır. Set'in sürgüne gönderilme kararı Ra tarafından yönetilen tanrılar konseyinde alınmıştır. Tanrıların çoğu Horus ve onun annesi İsis'in Osiris'ten gelen Mısır tacının mirasçısının Horus olduğu iddiasını desteklerken, Ra bu fikre katılmamıştır. O, Horus'un böyle güçlü bir pozisyon için çok genç olduğuna inanıyordu. Böylece, duruşma kimse yenişemeden uzun yıllar sürdü. İsis'in bir kurnazlığı davanın kapanmasına neden oldu.
Set'in şeytana dönüştürülmesi
Set spearing Apep

Uzun yıllar boyunca, Set, aşağı Mısır'ın; Horus da yukarı Mısır'ın koruyucu tanrısı idiler. İki ülke birleştikten sonra, Set ve Horus beraber taç giymiş eşit firavunlar olarak, yukarı Mısır, aşağı Mısırı fethettikten sonra ise; aşağı Mısırın Firavunu olan Set, sıklıkla Horus'un şeytani düşmanı Set olarak portrelenmiştir;

"Büyü kullanarak, İsis kendini çok güzel bir genç kadına çevirdi. Set, O'nu gözlerinden yaş akarken gördü ve sorunun ne olduğunu sordu. İsis, kendi ve Horus'un durumuna benzetmeden bir hikâye anlattı. Buna göre şeytani bir adam onun kocasını öldürmüş, ailesini sürülerini çalmayı denemişti. Set, bu kötü duruma çok kızar, bu şeytani adamı yok ederek aile mülklerinin genç kadının oğluna geçmesi için ısrar eder. Kendi kelimeleri ile kendi yaptıklarını ayıplar ve Mısır tacını kaybeder."

Set, her zaman tamamıyla şeytani bir figür olmamıştır. Onun yer altına yaptığı karanlık yolculuk boyunca, Horus ile kavgasında O'nu hamisi olan Ra'nın mavnasında olan güneşi korumuştur. Yılan şeklindeki canavar Apep ile kavga etmiştir. Ayrıca, 19. hanedan döneminde kısa bir süre çölün güçlerini sakinleştiren tanrı olarak Set'e duyulan saygı büyümüştür. Birçok firavun, o dönemde Set'in isminden türeme örneğin Seti gibi isimleri kendilerine isim olarak seçmişlerdir. Set ölümsüzlerin ve tanrı yiçilerin babası olarak anılır, tek amacı Dünya'yı ele geçirmektir bu sebeple firavun olmaya çalışır.
Popüler kültürde Set
Değişik dillerde (İng. satan, Arapça şeytan) kötü karakterin sembolü olarak ismi yaşatılır.

Hathor

Hathor Mısır mitolojisi'nde en önemli tanrıçadır. Hathor (Mısır dilinde Horus’un evi anlamında) samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. Galaksimiz dünyadan ışıklı bir spiral şeklinde göründüğü için eski Yunan ve Latin dillerinde olduğu gibi İngilizce’de de “Süt gibi Yol” anlamına gelen Milky Way olarak adlandırılmıştır. Hathor bazı figurlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. Hathor en eski tanrıçalardandır. En azından MÖ 2700'lere kadar inek/boğa kutsallığı çerçevesinde, 2. krallık döneminde, hatta Akrep Kral döneminde bile(King Scorpion) (King Scorpion MÖ 5000'lere kadar gidebilir) Hathor’a tapıldığı tahmin ediliyor. Hathor, aynı zamanda Ogdoad kozmolojisi denilen antik Mısır yaratılış mitolojisindeki yaratıcı tanrı Ra’nın kızıdır.
Hathor heykeli.

Hathor aşk tanrıçası olarak da bilinir. Ayrıca müzik tanrısı olarak düşünürler. Hathor’un çok sayıda ismi vardır. Ancak 3000 yıldan beri en çok kullanılan isimlerinden biri Mehturt’dur (aynı zamanda Mehurt, Mehet-Weret, ve Mehet-uret biçiminde de söylenir) ve “büyük tufan” ya da “büyük sel baskını” anlamına gelir ki bu da “süt gibi yol”a direk bir referans içermektedir. Samanyolu gökyüzündeki bir suyolu gibi görülürdü, bu “göklerdeki Nil nehri”nde güneş tanrısı ve Mısır’a önderlik eden kral yelken açıp giderlerdi. Bundan dolayı, mehturt adı Hathor’un her yıl Nil’in taşıp sel baskınlarına yol açmasından sorumlu olduğu anlamına gelir. Bu adın gösterdiği başka bir şey de Hathor’un çok yakında olacak doğumun bir müjdecisi olarak görüldüğüdür. Amniyo kesesi yırtılıp da doğum suyu akar akmaz, bu çocuğun çok yakında doğacağını gösteren bir belirtidir.

Hathor aynı zamanda çöl bölgelerinin koruyucusu olarak da gösterilmiştir. (Serabet el-Kadim)

Bazı Mısırologlar, Hathor’un adına yapılmış olan tapınaktaki rölyefleri adeta elektrik lambalarına benzeyen bir yapay ışıkla ilişkilendirirler. Diğer bazı Mısırologlar ise bunun üzerinde bir yılanın doğum yaptığı bir lotus çiçeği olduğunu ileri sürüyorlar. (Dendera Tapınağına bakınız)mısır antik efsane kenti

Edfu da Horus'un eşi olarak bilinir. Teb de ölüm tanrısıdır ama genel olarak aşk, neşe, dans ve alkol tanrısı olarak kabul edilir.

Hathor, eşi Ra'ya kızıp Mısır'ı terk eder.Ra hemen O'nu özlediğini anlar; ama Hathor dişi bir aslan'a dönüşmüştür ve kendisine yaklaşan her insan ve tanrıyı yokeder. Bu Hathor-Sekhmet tanrıçalarının da özelliğini belirler. Daha sonrasında; Thoth; Hathor'a bir şişe iksir hazırlar ve sonra tekrar Hathor'a dönürşür.

Ma'at

Ma'at, Mısır'ın doğruluk ve adalet tanrıçasıdır. Thoth'un karısı olduğuna inanılır ve ondan sekiz çocuğu olmuştur. Bu çocuklardan en önemlisi Amon'dur. Bu sekiz evlat, Hermopolis'in baş tanrılarıdır ve oradaki rahiplere göre, onlar yerküreyi yaratmışlardır.

Ma'at, oturan ya da ayakta duran kadın formlarında resmedilmiştir. Onun resimlerinde her zaman başında bir tüy bulunur. Bazı resimlerinde ise kollarında bir çift kanat görülür.

Firavunlar ülkelerini bu tanrıçanın belirlediği ilkelere göre yönetirlerdi ve böylece "evrensel düzenin" sağlanacağına inanırlardı. Kafasında bir devekuşu tüyü taşır. Bu tüy saf iyiliği,hakikati ve doğruluğu temsil eder ve Osiris'in mahkemesinde ölünün kalbi terazide bu tüy karşına konurdu. Böylece ölen kişinin iyi ve kötü ruhlu olduğu anlaşılırdı.

İnanışa göre, zamanın başlangıcında dünya yaratılırken ortaya çıkan kaos Ma'at'ın koyduğu kurallar ile ortadan kalkmıştır. Bu nedenle firavunların bu kurallardan uzaklaşması durumunda kaosun geri gelip Mısır ve dünyayı yok edeceğine inanılır.

Ölü kişi yargılanırken, Ma'at'ın tüyü ile ölünün kalbi terazinin kefelerine konur. Eğer, kalp tüy ile dengede kalırsa, ölü Duat'ta ölümsüz yaşama hak kazanır. Çünkü, tüy kadar hafif yürek günah ve şeytanın yükünü taşımıyor demektir.

Ma'at'ın son görevi, güneş tanrısı Ra'ya gökyüzündeki seyahatlerinde rehberlik etmektir. Her gün gökyüzünde onu taşıyan geminin rotasını belirler. Bazı inanışlara göre, gemide onunla beraber yön göstermek için yolculuk da eder.

Anubis

Anubis (Anpu), Antik Mısır mitolojisine göre ölüm ve cenaze tanrısıdır. Set ile evli olan Nephthys ve Osiris'in oğludur. Çakalların mezarlar etrafında dolaşması nedeniyle çakal başlı Anubis ölümle beraber anılır. Daha sonra Set tarafından öldürülen Osiris'i mumyaladığı için mumyalama tanrısı olmuştur. Görevi tüm ölüleri korumak ve yüceltmektir. Bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler Anubis maskesi takarlardı. Ölen kişi diğer dünyada yargılanırken Anubis ona yardım eder. Anubis diğer dünyada ölülerin koruyucusu ve ölüler kentinin efendisidir. Anubis tanrılar arasında en korkutucu olanıdır. Ölüleri tekrar hayata döndürme gibi bir özelliği de olduğu sanılmaktadır. Yüzünde bir çakal ısırığı vardır. Kutsal mumyalayıcı olarak da bilinir.

Anubis'in çakal başlı olma sebebi ise mezarların etrafında çakallar dolaşmasıdır. Mezarlar da Anubis'i ilgilendirdiğinden çakal başlı olarak tasvir edilmiştir. Anubis'in izi neredeyse tüm mezarlarda görülür.

Antik Mısır inancına göre Anubis'in mezarları koruma güçüne sahip olduğu bilinmektedir. Bu yüzden mezarların girişine mezarları korusun diye Anubis heykelleri konulmuştur.

Ayrıca Anubis bizde bilinen ismi ile mahşer günü ruhu tartan tanrıdır. Terazisinde ölünün ruhunu temsil eden kalbi ile Adaletin tanrıçası Ma'at' ın tüyünü tartar. İyi birinin kalbi tüye karşı hafif gelir ve ölünün ruhunu gök yüzüne bir daha doğması için gönderir. Eğer kötülük yapmış biri ise tüy hafif gelir ki bu durumda o kişinin ruhu yer altı ülkesine yılanlara gönderilir. Bu da sonsuz azap demektir.

Anubis en çok bilinen Mısır tanrılarından biriydi. Doğruluk tüyüne karşı ölünün yüregini tartarken, Anubis ahrete kimin gideceginin kararını verme konusunda Osiris’e yardım ederdi.

Anubis’in rolü, ölüye yeraltında rehberlik etmekti ve bu ona Mısırlılarda özel bir önem vermekteydi.

Yeryüzündeki hayattan çok, onları ilgilendiren yer altı tanrısı olan Osiris’in diyarındaki sonraki yaşamdı. Anubis’e bütün bu ölümlerinde ‘temiz’ olarak yargılanmak isteyenlerden dolayı saygı duyulurdu ki diğer dünyaya rahatça gidebilsinlerdi. Kalbi dogruluk tüyünden daha hafif ya da esit olarak tartılan kişi yer altı dünyasında Osiris’e sunulurdu.

Ek olarak, Anubis bedenin çürümesini engelleyen mumyalamanın mucidi olarak bilinirdi. Mumyalanan bir Mısırlı'nın ruhu yargılanır yargılanmaz daha önceden içinde bulundugu bedene tekrar girebilirdi. Anubis eğer orada vücudu korumazsa kurtuluş ve dolayısıyla ahiret olmazdı.
Anubis'in Tasviri

Anubis çogunlukla bir çakalın ya da kurdun siyah bası ile insan formunda tasvir edilirdi.

Bu özellik mezarlık çevrelerinde dolasan birçok vahsi köpegin temsili olmalıydı. Bunlar mezarlıkların resmi olmayan gardiyanları olarak belirmislerdir, daha sonrasında ise köpek-baslı Anubis’le baglantıları kurulmustur.

Anubis genellikle uzun adım atmıs ya da ayakta durmus sekilde canlandırılırdı fakat bazen ise yere uzanmıs ya da çömelmis tam bir hayvan formunda gösterilirdi. Yine siyah renkte olarak, Mısır tapınaklarında bulunan tanrıların heykellerini içeren tapınak olan naos seklinde bir tabutun üzerine egilmis vaziyette olabilirdi.

Mısır Tanrı ve Tanrıçalarının isimleri ve Anlamları

Atum - İmparatorluk Tanrısı

Anubis - Ölüler Tanrısı

Sekmet - Savaş Tanrısı

Hator - Neşe ve Aşk Tanrıçası

Horus - Gök ve Işık Tanrısı

Thoth - İlim Tanrısı

Pta - Hanatçıların Tanrısı

Osiris - Yeraltı ve Ölüler Tanrısı

İsis - Bereket Tanrıçası

Maat - Adalet Tanrıçası

Ra - Güneş Tanrısı

Seth - Çöl Tanrısı

Amon - Gök Tanrısı

Ailuros - Antik Mısır'da kedi tanrıça. Bastet olarak da biliniyordu. Uzunca bir süre Mısır'da bir kediye zarar vermek kanuna aykırıydı ve bu suçun cezası ölümdü. Bastet İsis'in ve Ra'nın kızıydı. Başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara, özellikle de çocuklara iyileşmeleri için yardım etme özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.

Aker - Güneşi ayarlamak ve yükseltmekten sorumlu Tanrı.

Akeru - Aker'in yardımcılığını yapan Tanrılar Grubuna verilen genel ad.

Amathaunta - Mısır mitolojisine göre, Deniz Tanrıçası.

Am-heh - Mısır mitolojisinde karma Tanry. Yeraltı Dünyasının Tanrısı.

Ammut - Ölümsüz yasama layık olmayanın kalbini yiyen canavar.

Amon - Hermopolis rahiplerine göre Yaratıcı Tanrı.

Amon-Ra - Amon'in rahipleri tarafından karma birleşik Tanrı. Amon-Ra bir Boğa olarak resmedilirdi.

Amset - Horus'un oğlu. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafından korunur.

Anubis - (Anpu) Ölüleri koruyan ve yücelten Tanrıça. Çakal başlıdır. Piramit metinlerinde, Anubis Ra'nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris yada Seth ile ilişkilendirilir. Anubis Osiris'in ölümünden sonra onun vücudunun korunması işini üstlenir.

Anuket - (Anqet) Soğuk su dağıtıcısı.

Apis - Verimlilik Tanrısıdır. Güneş diski ve uraeusserpentten oluşan boğa tacıyla betimlenmiştir. Kutsal Apis boğası, Memphis'te bulunurdu ve Serapum'da büyük bir kitle halinde Apis boğalarının mezarı bulunuyor.

Bastet - (Bast) Kedilerin koruyucusu olan Tanrıça. Uzunca bir süre Mısır'da bir kediye zarar vermek kanuna aykırıydı ve bu suçun cezası ölümdü. Bastet İsis'in ve Ra'nın kızıydı. Başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara, özellikle de çocuklara iyileşmeleri için yardım etme özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.

Bes - Müzik, dans ve iyi yemek gibi aile zevklerinin Tanrısı olarak sayılır. Ayrıca çocukların eğlendiricisi ve koruyucusudur. Sakallı, vahşi görünümlü komik bir cüce olarak ve yuvarlak bir yüzle resmedilmiştir.

Buto - Aşağı Mısır'ın Kobra Tanrıçası.

Duamutef - Horus'un oğlu. Ölünün midesinin koruyucusudur ve Tanrıça Neith tarafından korunur.

Edjo - Yılan Tanrıça, Aşağı Mısır'ın sembolü ve koruyucusu.

Geb- Yeryüzünün Tanrısı. Gökyüzünün eşi. Kutsal hayvanı kazlardı. Erkek olan Geb Mısır toprağını , daha genel olarak da yeryüzünü temsil eder.

Hapi - (Hapy) Horus'un oğlu. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunur. Hapi ismi farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama her zaman olmamak kaidesiyle Nil Nehrinin Tanrısının ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirüs bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir.

Har-nedj-itef - Horusun bir görünümü. Ölümün koruyucusu.

Harpocrates - Osiris'le İsis'in oğlu. Emzirilen küçük bir çocuk. Parmak emen genç bir oğlan olarak gösterilmiştir.

Hatmehit - Balık Tanrıça.

Hator - (Hathor) Mısır'ın çok eski bir gökyüzü Tanrıçası Tanrıçasıdır. İnek Tanrıçadır. İnek başı ile sembolize edilirdi. Sık sık İsis'le eşdeğer tutulmuştur. Hator Edfu'da Horus'un partneri olarak tapılmıştır. Aşk, müzik ve gülmenin Tanrıçası olarak düşünülmektedir.

Hauhet - Ölçülemeyen Sonsuzluğun Tanrıçası. Çoğunlukla bir kurbağa gibi yada kurbağa kafalı bir kadın gibi resmedilirdi.

Heh - Sonsuzluğu temsil eden Tanrılardan. Bir kurbağa yada kurbağa kafalı bir adam gibi resmedilirdi.

Hemen - Şahin Tanrı.

Hemsut - Kader Tanrıçası.

Heqet - Hermopolis'teki 8 Tanrıdan biri.

Heru-ra-ha - Horus ve Ra'ya şükretmeyi sembolize eden karma bir Tanrı.

Hike - Doğaüstü güçlerin Tanrısı.

Horus - Osiris'le İsis'in oğlu. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olarak kabul edilir. Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri piramit yazılarında belirtiliyor.

Imhotep - Hekimlik Tanrısı. Djoser'in veziri, sonra Ptah'in oğlu gibi ibadet edilmiştir.

İsis - Mısır'ın en büyük Tanrıçası. Simgesi, Sirius yıldızıdır. Sanat Tanrıçasıdır. Osiris'in dulluğunun ve şiirin Tanrıçası olarak bilinmektedir. Kutsal hayvanı kobra yılanıdır. İsis'in Mısır halkı tarafından reankarnasyonla Cleopatra'nın içinde yaşadığına inanılmıştı.

Khepri - (Khepare) Heliopolitan inancında yaratıcı Tanrı. Atum ve Ra ile karışmıştır. Yükselen günesin böcek Tanrısı.

Khnemu - Su baskını ve Nil'in iri Tanrısı.

Khnum - (Khnemu) Yaratıcı Tanrılardan biri. Bir çömlekçi ustalığıyla, çamura biçim verip insanı yaratıyordu.

Khons - (Khonsu) Ay Tanrısı. Theban'da tapılmıştır.

Maat - (Ma'at) Gerçek ve Hukukun Tanrıçası.

Mefetseger - Krallar Vadisi'nin Tanrıçası.

Min - Erkek Bereket Tanrısı. Ona güç ve iktidar Tanrısı da denilmektedir.

Month - (Montu) Savaş Tanrısı. Mısır'da tapılmıştır.

Mut - Amon'in eşi ve Theban'ın ana Tanrıçası. Akbaba başlıdır.

Nefertem - Nilüfer çiçeğinin Memphis Tanrıçası.

Neith - Eski bir savaş ve dokuma Tanrıçası.

Nekhebet - - Yukarı Mısır'daki Akbaba Tanrıçası.

Nephthys - Ölülerin özel koruyucu Tanrıçası. Seth'in eşi ve Isis'in kız kardeşi.

Neter'ler - Mısır yazılı belgelerinde, Tufan'dan sonra ülkeyi yönettiği söylenen "yarı Tanrı" varlıklar.

Nun - Kainat'ın yaratıldığı ilk suların Tanrısı.

Nut - Gökyüzü Tanrıçası. Osiris ve Isis'in annesi ve gökyüzü Tanrıçası. Gökyüzü olarak dünyanın üzerinde kemer gibi uzanmıştır.

Onuris - Savaşçı ve Abidos'un gökyüzü Tanrısı.

Osiris - Mısır kültünde, en önemli Tanrılardan biri. Ölülerin Tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş Tanrısı, kural koyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı. Gökyüzünde, Orion takımyıldızının onu simgelediği düşünülürdü.

Ptah - Mısır panteonunda en eski ve en büyük "Yaratıcı Tanrı". Cennetleri ve dünyayı yaratmakla sorumlu. Memphis'in mumya yaratma Tanrısı. Mimari, mühendislik ve "yapı bilimi" ile özdeşleştirilir. İnsan başlı bir Tanrıdır.

Qebsenuef - (Qebehsenuef) Horus'un oğlu. Ölülerin bağırsaklarının koruyucusudur ve Tanrıça Selket tarafından korunurdu.

Qetesh - Aşkın ve güzelliğin Tanrıçası. Aynı zamanda doğa Tanrıçası olarak da tanınmaktaydı.

Ra - Hermopolis güneş Tanrısı. Atmaca kafalı bir insan olarak temsil edildi.

Satet - Nil suyu ve bereket Tanrıçası.

Seker - Işığın Tanrıçası ve yeraltından başlayan öbür dünyaya giden ölülerin ruhlarının koruyucusudur.

Sekhmet - Yıkım ve savaşın dişi aslan Tanrıçası.

Selket - Akrep Tanrıçadır. Büyüleri vardır. Kötü ruhlu insanlara ölüm verir.

Serapis - Yer altı dünyasının ve güneşin Helenistik Tanrısı.

Seshat - Ölçüm ve Yazma Tanrıçası.

Seth - Eski dönemlerde fırtına, gök ve gök gürültüsü Tanrısı. Kötü güçlerin etkisi altına giren Seth, kardeşi Osiris'i öldürdü ve Mısır'a sahip olmak istedi. Ama İsis, dağılmış parçalarından Osiris'i canlandırdı, ondan bir çocuk sahibi oldu. Oğulları Horus, Seth'i yenip babasının intikamını aldı ve Mısır'ın başına geçti. Osiris'e karşı çıktıktan sonra şeytani Tanrı olarak anılmaya başlamıştır.

Shu - Rüzgar ve havanın Tanrısı. Mut ve Geb'in babası. Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır.

Sobek - Timsahlar Tanrısı. Su Tanrısı olarak, aynı zamanda Nil'in yıllık taşmasını ve vadisinin gübrelenmesini sembolize etti.

Tavaret - (Tauret) Hamile kadınlara göz kulak olan hipopotam Tanrıçasıdır.

Tefnut - Nem ve bulutların Tanrıçasıdır. Nut ve Geb'in annesi. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber, Güneş'in doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.

Thoth - Bilgeliğin Tanrısı. Yazma, Akıl ve Ay Tanrısı özelliği ile anılmıştır. İbiş kuşu başıyla resmedilmiştir ve elinde bir dolmakalem ve her şeyi kaydettiği parşömenler vardır. Hiyerogliflerin ve simyanın onun insanlığa armağanı olduğu söylenir. Yunan Tanrısı Hermes ile özdeşleştirilmiştir. Bir görüşe göre, Tarot kelimesi de Thoth'un adından türemiştir.

Uneg - Mısırlıların tarım Tanrısı

Unut - Kuş beyinli Tanrıça olarak anılmıştır.

Wepwawet - Eski Mısır'da çakal başlı savaş ve cenaze tanrısı. Asyut (Siut) bölgesinde Mezarlık Tanrısı olarak tapınılırdı. Yunanlar ona Ophois derlerdi.

Wosyet - Eski Mısır'da gençlerin koruyucusu olarak bilinen Tanrıça.

Zenenet - Hermonthis'in Tanrıçası.

Osiris

Eski Mısır dininde ölüler tanrısı.Bütün eskiçağ boyunca tanınmasını sağlayan bir efsanenin olan Osiris’in , eski inançların doğmasında büyük payı vardır.

Öbür Dünyanın Efendisi

Mısır Dininin Başlangıç yılları ve özellikle Osiris’le ilgili bilgiler bu tanrının başlangıçta eski mısır’daki tanrısal varlıklar arasında önemli bir rol oynamadığını gösterir.O zamanlar , toprağa bereket veren güçlerin cisimleşmesi ve bitkilerin tanrısı olan Osiris ‘ in etkisi, kısa sürede dinsel merkeze yayıldı ve buralarda öbür tanrıların yerini aldı , işlevlerini üstlendi. Busiri’te tanrı-kral olan Anceti’nin yerine geçti.Helipolis’te , tanrılar topluluğuna katıldı ve isis’i kendisine kız kardeş ve eş olarak aldı.Memphis’te kendisini , tanrı Ptah’ın ölümle ilgili bir niteliğiyle özdeşleştirerek ölüler tanrısı oldu. Abidos’ta , ölülerin efendisi ve yer altı gömütlerinin yöneticisi olan Khentamentiu’nun nüfuzunu yok ederek onun yerini aldı ve yer altı tanrılarının en büyüğü oldu.Abidos’un efendisi ve her ölünün önünde hesap vermek zorunda olduğu tanrıydı.

Yargılama lehte sonuçlanırsa , ölüde artık bir Osiris olacak ve tanrı kendisine sonsuzluk krallığında ölümsüzlük verecekti.

Osiris’in çeşitli yönlerini bağdaştırmayı reddeden halk mitolojisi , bu tanrı çevresinde bir efsane yarattı: Bu efsaneye göre Osiris , ölümle karşılaşan bir insan kişiliğindeydi.

Nefertiti

Mısır Firavunu IV. Amenhotep'in (sonradan Akhenaton) eşi, Firavun Tutankhamun'un kayınvalidesidir. Adı "güzelik geliyor" anlamındadır. Nefertiti yasadığı dönemin en güçlü kadınlarından biriydi. Özellklede Mısır'da. Çünkü Nefertiti kocası Akhenathon yani firavunla aynı düzeyde bulunuyordu. Hatta firavunun uygulaması gereken cezaları ya da yapması gereken işleri yapabilme yetkisi vardı. Bu durumdan halk ve din adamları hiç memnun değildi, çünkü bu Mısır'da alışkın olunan bir uygulama değildi. Tahtta çok uzun süre kalamadıklarından dolayı bu memnuniyetsizlik uzun sürmedi. Akhenaton saraya yayılan salgın bir hastalıktan öldü. Nefertiti de bir süre tahtta kaldı ve yaşama veda etti.

Mısır Tanrı ve Tanrıçalarının Betimlemleri

TANRI RA

TANRI RA NIN GÖZÜ (Horozun gözü)

TANRI ANUBiS

TANRI HORUS

TANRI MAAT

TANRI NABUKED NAZAR


TANRI OSiRiS

TANRI THOTH  (Ölüm Tanrisi- Azrail)

TANRILARIN AiLE SOY AĞACI




--------------------
Kaynak :
wikipedia

Renklerin Anlamları ve Psikolojik Etkileri - Renkler psikolojimizi nasıl etkiler?

Renklerin Anlamları ve Psikolojik Etkileri - Renkler psikolojimizi nasıl etkiler?

Renklerin Anlamları ve Psikolojik Etkileri

Renklerin insanlar üzerindeki psikolojik etkileri çoğu zaman aynıdır. Bu konuda araştırma yapılarak, renklerin insan psikolojisi üzerinde etkileri belirlenmiş. Şimdi hayatımızda önemli yere sahip olan renklerin anlamları ve psikolojik etkileri:



Çoğu kişi renkleri önemsemese de günümüzde bu konunun ne kadar önemli olduğunu bilmelisiniz. Fark etmeden alışveriş yapmanıza veya aç olmadığınız halde yemek yemenize neden olan renkler vardır. Yahut hastalığınıza iyi gelecek veya tam aksine hastalığınızı körükleyecek renkler de mevcuttur. Bu nedenle renklerin dili ve psikolojik etkileri hakkında bilgiler edinmelisiniz.

Çevrenizdeki renklerin her biri size bir mesaj verir. Bu nedenle renklerin insan yaşamındaki etkilerini incelemek istedim. Bu listede yer alan renkler, günlük hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Yer almayanlar ise bu renklerin tonlarıdır. Bu nedenle yakın olan renk için ana rengi okumanızı tavsiye ederim. Çünkü hepsi de aynı şekilde etkiler yaratır.

Şimdi, renklerin anlamları ve insan psikolojisi üzerinde etkileri:

Sarı Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Sarı Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Ana renklerin içinde bulunan sarı renge örnek vermek gerekirse akla ilk olarak güneş gelir. Bunun nedeni elbette ki bizi ısıtmasıdır ve evrene pozitif enerji yaymasıdır. Sarı renk insana coşku verir ve mutlu olmasını sağlar. Bunun nedeni ışığın, verimliliğin ve üretkenliğin temsilinin sarı olmasıdır. Her rengin dili farklıdır. Genellikle idealist kişiler, bilim insanları gibi kişilerin favori rengi sarıdır. Özgüveni doğrudan etkileyen renk, yazı ve sıcağı hatırlatır. Böylece kişi kendi yaşamının ve güneş ışığının parlaklığı arasında güçlü bir bağ kurar. Bu da tabii ki renklerin insanlar üzerindeki psikolojik etkileri olduğunu gösterir.

Güneşin rengi olan sarı rengin dilinin insan psikolojisi üzerine etkilerine bakıldığı zaman, bu güzel rengin yaşamı ve geçiciliği temsil ettiğini görebilirsiniz. Bu nedenle dünyadaki taksilerin ortak rengi sarıdır. Zihin uyandıran bir renk olduğu için tercih edilir. Varlığı, istekleri, yaşamı temsil eden bu renk, aynı zamanda dikkat çekicidir. Bu yüzden özellikler ders çalışan öğrenciler genellikle bu renkte fosforlu kalem kullanırlar. Dikkat etmeleri gereken yerleri çizerek, akılda kalıcı olmasını sağlarlar.

Yaşamımız üzerinde her ne kadar pozitif etki yaratsa da sarı renk, odaklanma konusunda sıkıntı yaşamamıza neden olur. Hatta birçok araştırmaya göre yeni doğan bebeklerin sarı renkli odalarda diğer renklere nazaran daha çok ağladıkları ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda sarı rengi hayatımızda satın alma ve hızı da temsil eder. (Ürünlerin renk ve tasarımları satın almamızı nasıl etkiliyor diyorsanız bu yazımızı okumanızı tavsiye ederim.)Bunun en büyük örneği Fast-food şirketleri ve alışveriş mağazalarıdır. Bu gibi yerlerde ya kampanyalara dayanamıyoruz ya da hızlı bir şekilde yemeklerimizi yiyip kalkıyoruz. Açık renkteki sarının anlamı iyiye işarettir. Fakat koyu sarı renk ihaneti temsil eder.

Sarı rengin iştah açıcı, hazımsızlığı önleyici ve sindirim sistemini düzenleyici etkileri de vardır. Vücudumuzda sindirim sistemi ve mideyi temsil eden renk sarıdır. Bu yüzden çocuğumun iştahı az, iştahsız ne yapabilirim gibi sorulara yanıt arıyorsanız, daha çok sarı renkli eşyalara yönelmelisiniz. Böylece çocuğunuzun hem iştahı açılacak hem de vücudundaki zehirli maddelerin uzaklaşması sağlanarak, kanın temizlenme işlemi gerçekleşecektir. Sarı rengi seviyorsanız, işlerin kendi kontrolünüz altında olmasını istersiniz ve kesinlikle kontrolünüzün dışında gelişen olaylardan nefret edersiniz.


Turuncu Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Turuncu Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Kırmızı ve sarı renklerin karışımından ele edilen ara renk turuncudur. Turuncu renk nasıl oluşur diyorsanız; kırmızı ve sarı rengi eşit bir şekilde karıştırmalısınız. Sıcak renkler grubunda olan turuncunun renk tonunu farklılaştırmak için kırmızı ve sarı rengi elde etmek istediğiniz tona göre ayarlamalısınız. Genellikle dışa dönük kişilerin favori rengini oluşturur. Renklerin dili turuncu insan psikolojisi üzerinde olumlu etkiler yaratır. Mutluluk verir. Fakat tonuna göre kızgınlık yaratabilir. Örnek vermek gerekirse;

Turuncu rengin anlamı genellikle sosyalleşmeyi, sıcak beklentileri temsil etse de reklamcılık sektöründe farklı etkiler yaratabilir. Özellikle hastanelerde bu etkiyi görebilirsiniz. Turuncu kırmızıya yakın sıcak renk tonu olduğu için yanlış ton kullanıldığında kızgınlık, öfke yaratır. Ruhsal açıdan hasta yakınlarını etkiler. Bu nedenle de kızgınlık duygusu, öfke açığa çıktığı için hastanelerde bu renkler pek tercih edilmez. (Öfkenizi kontrol altında tutmanız için yapmanız gerekenlere bu yazıdan öğrenebilirsiniz.)

Gösterişin rengi olan turuncunun yaşamımız üzerindeki etki sarıda olduğu gibi pozitiftir. Dışa dönük kişilerin rengi olan turuncunun insan yaşamına etkileri hareketlilik katmaktadır. Enerjisi yüksek renkler arasında bulunur. Aynı zamanda kişiye sürekli haklı olma isteği ve üstün gelme çabası ağır basmaktadır. Bu yüzden çocuklarınızın odasında, mutfağınızda veya yemek odanızda bu rengi tercih edebilirsiniz. Turuncu renginin yoğun olması mutluluğu ve canlılığı beraberinde getirir. Fakat çalışma odalarında aynı etkiyi görmek mümkün değildir. İçiniz kıpır kıpır olacağı için çalışma isteğiniz gelmeyecektir. İlle ben yardımcı renk turuncuyu kullanmak istiyorum diyorsanız; farklı renkler ile kombin oluşturmanızı önerebilirim.

Yorgunluğu gideren ve iştah açan renk olarak bilinen turuncu; metabolizmayı hızlandırır. Cesaret, canlılık ve güven verir. Özellikle böbrek, karaciğer, pankreas, dalak ve mide ülseri gibi hastaların psikolojisinde olumlu etkilere sahip olan turuncu rengi aynı zamanda romatizma gibi şikayetlerin azalmasına da yardımcı olur. Tabii ki bunun için bütün eşyalarınızın turuncu olması yeterli olmayacaktır. Bunun yanında sağlıklı beslenmeniz gerektiği şarttır. Aynı zamanda yeni başlangıçların ve yeniden doğuşların rengi turuncudur. Bilhassa psikolojik bozukluk tedavilerinde kullanılan bir renktir. Çünkü içinde barındırdığı enerji ile hastalar, yaşamaya daha pozitif bir şekilde bakmaya başlar. Bu rengin kısacası manevi zenginliği temsil ettiğini söyleyebiliriz. Kırmızı, turuncu ve sarı renklerin ortak özelliği sıcak renkler olmasıdır. Bu yüzden de enerji veren renkler olarak bilinirler.

Kırmızı Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Kırmızı Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Renkler ve anlamları denildiğinde aklınıza ilk gelen renk kırmızı olabilir. Çünkü kırmızı rengin insan psikolojisi üzerinde etkisi oldukça yüksektir. Bu konuya değinmeden önce kırmızı rengin, ana renk olduğunu söylemem gerekir. Ana renk biliyorsunuz ki karışım ile elde edilemez. Dikkat çekilen bir renk olduğu için aşk, cesaret, öfke, istek, tehlike gibi fiziksel anlamda hisleri simgeler. Hareketlilik ve azmin gerekli olduğu yerlerde genellikle kırmızı renk çoğunluktadır.

Sıcak renkler arasında bulunan kırmızı rengin anlamı fiziksel ve duygusal açıdan farklı iki şekilde ele alabiliriz. Çünkü renlerin anlamları ve özellikleri kişi farklı şekillerde etkileyebilmektedir. Özellikle bu kırmızı renk için geçerlidir. Çünkü hem duyguları hem de fiziksel dürtüleri ele geçirmiş bir renktir. Fiziksel açıdan kırmızı rengin anlamına baktığımızda yukarıda dediğim gibi hareketlilik, dinamizmi ortaya çıkarır. Duygusal olarak bakıldığından hem mutluluğu hem de azim ve kararlılığı temsil eder. Bu yüzden kırmızı önemli ve sık kullanılan bir renktir. Kırmızı renk insanların üzerinde canlandıran ve heyecan verici hisler yaratır. Yapılan araştırmalarda kırmızı rengin yoğun olduğu ortamlarda insan vücudundaki enerjinin %10’u direkt harekete geçer.

Sarı ve turuncu renkte olduğu gibi kırmızı rengi de iştah açıcı özelliğe sahiptir. Bilhassa Fast food sektöründe bu renkler ağırlıklı olarak kullanılır. Çünkü kişiye aç olduğu hissi uyandırılarak, yemek yemesi gerektiği sinyalleri verilir. Bu nedenle gıda firmalarında çoğunlukla kırmızı rengi tercih edilir. Renkler arasında kırmızı rengi ilk olarak dikkat çektiği için aynı zamanda uyarı ve tehlike işaretlerinde kullanılır. Kan basıncını ve tansiyonu etkileyen bir renktir. Kırmızı rengin yoğun olduğu ortamlarda çalışıyorsanız veya yaşıyorsanız bir süre sonra rengin etkisine maruz kalarak, öfkelenebilirsiniz. Kısacası duygu bozukluğu yaşayabilirsiniz.

Çocuk sahibi olmak istiyorum diyenlerin yatak odasında kullanması gereken renklerden biri kırmızıdır. Kırmızı renk, kan akışını hızlandırdığı için hareketliliği teşvik eder. Bu sayede eşler birbirine daha fazla yakınlaşır. Tahrik edici bir renk olduğu için yatak odanızda, geceliklerinizde bu rengi kullanabilirsiniz. Bunun yanı sıra soğuk algınlığı, kansızlık veya felç gibi şikayetleriniz varsa da kırmızı rengi destekleyici olarak yanınızda bulundurabilirsiniz. Tabii ki bu renk olan ortamda uzun süre bulunmamalısınız. Çünkü yüksek ateş, gerginlik gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz.


Pembe Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Pembe Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Beyaz ve kırmızı rengin karşımı ile oluşan pembe renk özellikle küçük kız çocuklarının tercihini oluşturur. Kırmızı renk gibi canlılık veren bu renk daha hassastır. Yumuşak bir ara renktir. Sevgi ve şefkati çağrıştıran renk, vücudumuzda kalbi temsil eder. Çocuk ve anne arasında auranın gelişimi için genellikle pembe renk tercih edilir. Sağlığa iyi gelen bu renk, sevginin rengidir. Genellikle pembe rengini kullananlar sevgiye aç kimselerdir.

Pembe renk çeşitleri arasında genellikle şeker pembesi tercih edilir. Yalnızlık hissini yansıtan pembe rengin anlamı içinizdeki kalan sevgiyi ve ümidi temsil eder. Sakinlik, dinginlik hissi veren bu renk, özellikle tahsilat işlemlerinin kolaylıkla yapmasını sağlar. Bu yüzden kasiyerler yahut tahsilat işi ile uğraşan kimselerin pembe rengi tercih etmesi olumlu etkiler yaratır. Hayallerin ve aşkın rengi olan pembe renk, mutlu olmanızı sağlar. Belki de bu yüzden hemcinslerim tarafından çoğunlukla tercih edilir. Psikolojik etkisi olumlu olduğu için sevilen bir renktir.

Renklerin psikolojik anlamları gerçekten önemlidir. Özellikle pembe rengi sakinliğe, yumuşaklığa daha yatkın olduğu için hapishanelerde, uyuşturucu tedavi merkezlerinde ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Çalışanların üretken bir şekilde çalışmasını isteyen işverenler bu renkten kaçınması gerekir. Çünkü bu rengin ağırlıkta kullanılması çalışanları rehavete sürükleyebilir. Böbrek, sinir ve sara (epilepsi) hastalarına iyi gelen bu renk, tedavinin olumlu bir şekilde ilerlemesini sağlayabilir. (Renkler ofisteki verimi nasıl etkiliyor hakkında bilgi almak için burayı tıklayın.)

Renklerin insan yaşamına etkileri denildiğinde en olumlu etkiyi pembe de görebilirsiniz. Çünkü sakinlik hisse insanlar için oldukça önemlidir. Vücudumuzda kalbi temsil eden bu renk, kadın erkek ayrımı yapmaksızın herkes tarafından kullanılması olumlu etkiler yaratacaktır. Duygusallık açısından olumlu düşünmeyi sağlayan bu renk hayatımıza neşe katarken, sorumluluklarımızın bilincinde olmamızı sağlayacaktır. Genellikle bu renk evimizin salonunu süslemektedir. Huzurlu vakitler geçirmemizi sağlamaktadır.
Mavi Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Mavi Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Soğuk renkler arasında yer alan mavi, ana renktir. En çok kullanılan renktir. Öyle ki etrafımızda mavi rengine örnek verebileceğimiz sayısız materyal bulunur. Genellikle ilk akla denizler ve gökyüzü gelir. Dinlendirici bir özelliği sahip olan renk kesinlikle özgürlüğün rengidir. Mavi rengin anlamı kısaca huzur ve özgürlük diyebiliriz. Araştırmalara bakıldığı zaman mavi rengin yoğunlukta olduğu alanlarda yaşan kişilerin sinir sistemi daha güçlüdür. Çünkü mavi bir yandan da hoş görünün rengidir. (Daha özgür bir hayat için yapmanız gerekenleri öğrenmek için tıklayın.)

İştahım çok açık kapatmak istiyorum diyorsanız mavi renkli tabak, çanakları kullanabilirsiniz. Çünkü mavi renk iştah kapatıcıdır. Kilo vermek istiyorsanız kesinlikle mavi renkli eşyaları tercih etmelisiniz. Kilo almak istiyorsanız da mavi renkli eşyalardan kaçınmalısınız. Daha çok sarı, turuncu gibi iştah açıcı renklerde eşya tercih etmelisiniz. Diyet yapıyorsanız, yardımcı olması açısından mutfağınızı mavi renge boyayabilirsiniz. Restoran sahibiyseniz kesinlikle mavi renginden kaçınmanız gerekir.

Mavi aynı zamanda üzüntüyü, yalnızlığı, depresyonu, sadakati, bilgeliği temsil eder. Bu nedenle psikologların bu renkten kaçınması gerekir. Özellikle hastalarıyla görüştüğü sıralarda üzerinde mavi renk bulunmaması gerekir. İş görüşmesine gidiyor ve işe alınmak istiyorsanız renk olarak maviyi tercih edebilirsiniz. Böylece karşı taraftaki kişiye pozitif enerjiler yansıtarak, kabul edilmenizi sağlayabilirsiniz.

İş yerinde performansı artırmak istiyorsanız ofisinizi mavinin tonlarına boyayabilirsiniz. Aynı zamanda aklınızda kalmasını istediğiniz notların, altını mavi kalemler çizebilirsiniz. Mavi kalemler ile yazılan yazılar daha çok akılda kalır. Bu nedenle dünyada mavi renkli kalemler daha yaygındır. Bu rengi seven kişiler kendileriyle barışıktır. Çünkü hoşgörülü, huzurlu, nazik kimselerdir. Aynı zamanda oldukça fedakardırlar.

Gözleri ve sinirleri rahatlatan mavi renk, baş ağrılarına, migrene iyi gelmektedir. Aynı zamanda boğaz, guatr ve bademcik ağrısı çekenlerin yaşamında olumlu etkiler yaratır. Bunun yanı sıra çocukluk hastalıklarında da mavi renk etkilidir. Bilhassa diş çıkan çocuğa ne iyi gelir diyorsanız, mavi renkli eşyaların evladınızın rahatlamasını sağlayacağını bilmelisiniz. Çünkü kan akışını yavaşlattığı gibi kişiyi sakinleştirir. Tansiyonun düşmesini sağlar. Bu nedenle yüksek tansiyonlu hastalar, sürekli havale geçiren kişiler mavinin tonlarını evlerinde bulundurmalıdır. Açık mavi biraz daha buz kütlesini çağrıştırdığı için koyu tonları tercih etmenizde yarar vardir.

İlginizi Çekebilecek Yazılar:

İş Görüşmeleri için Doğru Kıyafet Seçimi Nasıl Olmalıdır?
Başarılı Bir İş Görüşmesi için Dikkat Edilmesi Gereken 11 Önemli Nokta
İş Görüşmesine Giderken Giyilmemesi Gereken Renkler
İş Görüşmesinde Reddedilmenizin Acı Ama Gerçek 7 Nedeni

Yeşil Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Yeşil Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Mavi renk gibi soğuk renkler arasında yer alan yeşil, tabiata hakimdir. Bu renk kesinlikle insana huzur verir ve içini rahatlatır. Yeşil renk nasıl elde edilir diyorsanız; sarı ve mavi renklerini eşit bir şekilde karıştırmanız gerekiyor. Bu karışım sonucunda ara renk olan yeşili elde edersiniz. İstediğiniz tona göre mavi ya da sarı rengi daha çok kullanabilirsiniz. Güven veren ve iç açıcı olan bu renk, umudur temsil eder. Yeniliği, gençleşmeyi, canlanmayı sağlar. Bu yüzdendir ki doğa ile yaşayan kişiler daha canlı ve gençtir. Aynı zamanda renklerin dili yeşil, cömertlik, paylaşım ve uyumu da temsil etmektedir.

Favori rengi yeşil olan kişiler oldukça üretkendir ve çevresiyle çoğu zaman uyum içindedir. Bu nedenle üretkenliği artırmak istiyorsanız yeşil rengini tercih edebilirsiniz. Bu sayede hem üretkenliğiniz artar hem de içiniz huzurla dolar. (Ofiste üretkenliğin artması için ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.) Hastanelerde dikkat ettiyseniz genellikle yeşil rengi yoğun olarak kullanılır. Bu renk hem hastaları hem de yakınlarını rahatlatır. Binaların girişlerinde bu rengin kullanılmasının nedeni güvenlik açısından bir sorun olmadığı duygusunu insanlara yansıtmasıdır.

7 çakra renkleri arasında bulunan yeşil rengi, vücudumuzda birçok bölge üzerinde olumlu etki yaratır. Mavi gibi göz rahatsızlıklarında dinlendirici etki sağlarken; kalp ve verem hastalıklarında da oldukça faydalı etkiler görülmesinde yardımcı olur. Vücuttaki zehirli maddelerin uzaklaşmasını sağlar ve sinirleri destekler. Yıpranmasını önleyerek, hücrelerin yenilenmesini, kısa sürede onarılmasını sağlar. Renklerin etkileri denildiğinde yeşil olumlu etkiler yaratsa da sakinlik, dinginlik hali bazen insanları tembelliğe teşvik edebilir. Bu nedenle bilhassa çalışmayı sevmeyen, çalışmaya yatkın olmayan kişilerin iş ortamları yeşil olmalıdır.

İlginizi Çekebilir: Home Ofis Çalışanların Üretkenliğini Arttıracak Dekorasyon Önerileri
Beyaz Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Beyaz Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Işığı yansıtan renkler arasında yer alan beyaz rengi temizlik ve saflığın sembolüdür. Negatif etkileri azaltan bir özelliğe sahiptir. Masumiyeti adlandıran bu renk, genellikle doktorlar tarafından kullanılır. Çünkü doktorlar sürekli negatif enerjilere maruz kalırlar. Bu nedenle ortamdaki negatif duyguları yok etmek için beyaz renk tercih edilir. Aynı zamanda korkularınızdan arınmanızı sağlayan bir etkiye sahiptir. Kişiyi güçlendiren bu renk, soğukkanlılığı ve asaleti temsil eder.

Beyaz rengi nasıl oluşur diyorsanız, bütün renkleri karıştırmanız gerekiyor. Çünkü beyaz renk bütün renklerin karışımından oluşur. Bütün renkleri içinde barındıran beyaz rengin insan psikolojisi üzerindeki etkileri olumludur. İstikrarı ve devamlılığı temsil eden renk, huzurlu olmanızı sağlar. Güven verir ve düşünce gücünü artıran özelliğe sahiptir. İnsanlara hüzün vereni dertlerini, tasalarını hatırlatan bir özelliği daha vardır. Kefen rengi olduğu için matem rengi olarak da bilinir. Bilhassa Uzak Doğu Asya ülkeleri arasında yer alan Çin’de beyaz rengi, matemi anımsatır.

Renklerin psikolojik anlamları yadsınamaz derecede önemlidir. Aynı zamanda yaşanılan mekanlarda tercih edilen renkler, kişilerin duygusal veya daha agresif olmasını sağlar. Bu nedenle baskın özelliklerinizi bastırmak için doğru renkleri tercih etmeniz gerekiyor. Biliyorsunuz ki beyaz ile boyanan mekanlar daha geniş gözükür ve insanlar arasında daha ferah olarak anılır. Bu yüzden dar mekanları beyaz boyayarak genişlemesini sağlayabilirsiniz. Tüm renklerle uyumlu olan beyaz, dengeleyici bir renktir. Işığı yansıttığı için bilhassa güneş almayan odaların beyaz ile boyanması odanın daha aydınlık bir görünüme kavuşmasını sağlar.

Beyaz rengin yaşamımızdaki yeri temizlik ve sağlık açısından önemlidir. Biliyorsunuz ki sağlık alanlarında beyaz renk oldukça yoğun bir şekilde tercih edilir. İlaç firmaları, kutuları genellikle beyaz rengi tercih ederler. Bu rengi seven kişiler genellikler temiz ve saf olmayı çok severler. Aynı zamanda aydın düşünceye ve geniş bir hayal dünyasına sahip kişilerin favori rengi beyazdır. Bağırsak sorunu çekenler, akciğeri yetersiz kimseler ve şeker hastalığına yakalanan kişilere doktorların önerileri beyaz renkten faydalanmalarıdır. Çünkü bu renk sayesinde hastanın, hastalığından kurtulması için olumlu enerjiler etrafa yayılır.
Siyah Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Siyah Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Siyah rengini tanıtmadan önce öncelikler doğada böyle bir rengin olmadığını söylemek istiyorum. Çünkü siyah bir renk değildir. Aksine renksizliktir. Bu yüzden de doğada bu renk bulunmaz. Işığı emen renk olduğu için göz yanılması olarak o rengi siyah olarak görürüz. Bu renk, bazı psikologlara göre kişiler üzerinde olumlu etkiler yansıttığı söylenirken, bazılarına göreyse tam tersi olumsuz etkiler yarattığı hakkında konuşulur. Kısacası tartışmalı bir renktir diyebiliriz. Ama sokağa çıkıp baktığınızda çoğu kişinin üzerinde kara rengi görürsünüz.

İnsanların psikolojisinde etkili olan siyah rengin anlamı bir yandan karanlık diğer yandan da aydınlığı temsil eder. Suçlar, kötülükler, zor durumlar her zaman karanlık olarak adlandırılır. Fakat sabır, sadakat, dayanıklılık, bilgelik veya güvenirlilikte siyah renk ile ilişkindir. Aynı zamanda acı, keder gibi anlamlara da gelir. Bu nedenle siyahı genellikle kıyafetlerimizde tercih ederiz. Bu tercihimizi karşımızdakilere ciddi ve güçlü görünmek için kullanırız. Tabii ki siyah renk biliyorsunuz ki diğer yandan da kilo problemi yaşayan kişilerin sığındığı limandır. Daha zayıf gösterdiği için bu renk çoğu kişi tarafından tercih edilir.

Kara rengin yaşamımızdaki etkisine bakacak olursak, siyah rengi genellikle özgüveni yüksek kişiler tercih eder. Azimli ve kararlı kişiler tarafından tercih edilen bu renk, iş hayatında başarılı olmayı sağlar. Fakat bu renk bir yandan da kişiyi aşırı inatçı ve hırslı yapabilmektedir. Bu nedenle siyah rengin diğer renkler ile kombin edilmesi gerekir. Bunun yanı sıra diğer olumsuz özelliği ise çoğunlukla siyah giyinen insanların ruhsal açıdan problem yaşamasıdır. Bu nedenle özellikle bu renk, çocuklarınızda inatçılığa veya depresyona sebep olabilir.

Beyaz renk gibi siyah renkte matem rengi olarak adlandırılır. Bu yüzden cenazelerde genellikle siyah renk tercih edilir. Kötülüğün sembolü olarak görülen bu renk, karamsarlığı artırır. Yalnızlığı, sıkıntıları, hüznü ve endişeleri çağrıştıran bu renk aynı zamanda ağırbaşlılığı, soyluluğu, hırsı temsil eder. Bu nedenle de makam araçları genellikle siyah tercih edilir. Bu renk, bilhassa çocuk odalarında kullanılmamalıdır. Konsantre olamıyorum, dikkatim çabuk dağılıyor ne yapabilirim diyen kişiler siyah renkli odaları tercih edebilirler. Siyah renk için kısacası insanların psikolojisi üzerinde; kendine güveni artırıcı, konsantrasyonu yükseltici etkisinin bulunduğunu söyleyebiliriz.

Tavsiye İçerik: Dikkat Dağınıklığını Yenmek için Ne Yapmalı?


Mor Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Mor Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Mor renk nedir, nasıl oluşur sorusunun cevabını arıyorsanız, kırmızı ve mavi rengin karışımından elde edildiğini söyleyebiliriz. Soğuk renkler arasında bulunan mor renginin huzur veren bir özelliği vardır. Bu nedenle uyku problemi çeken kişilerin yatak odalarının veya eşyalarının renginin mor olması söylenir. Bu sayede rahatça uykuya dalabilirsiniz. Uyku probleminizi bu renk sayesinde çözebilirsiniz. Bilhassa bu konuda açık tonları tercih etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Lüks ve ihtişamı anımsatan bu renk, hayal gücünüzü artırmanızı sağlar. Siyah gibi konsantrasyonunuzu artırmanızda yardımcı olur.

Favori renginiz mor ise genellikle ruhsal dünyanın sizin için ön plandadır. Asil ruhlu bir kişiliğiniz vardır. Duyarlılığınız fazladır. Bu nedenle sanat dallarında başarılı olabilirsiniz. (Sanat nedir, dalları ve çeşitleri hakkında bilgilere buradan ayrıntılı bir şekilde ulaşabilirsiniz.) Mor rengin anlamı ve insan psikolojisi üzerine etkisi olumludur. Aynı zamanda yaşamda da önemli yere sahiptir. Çünkü mor rengi sayesinde vücudumuzdaki hormonlar ve salgı bezleri daha dengeli bir şekilde çalışır. Bilhassa menenjit, sara gibi beyin hastalıkların tedavisinde etkin rol oynar. Kanı temizlemede yardımcı olan bu renk; karaciğer, akciğer, kalp ve böbrek hastalıklarında da tedaviye destekçidir. Eklem iltihaplarına karşı da faydası olan bu renk için şifa rengidir diyebiliriz.

Renk tonlarına göre anlamlarında değişiklikler gözlemlenebilir. Koyu tonlar, asalet duygusunu ön plana çıkartırken, açık tonlar daha çok sanatsal açıdan olumlu etkilenmenizi sağlar. Bunun yanı sıra bilinen haliyle üzüntü, depresyon gibi hastalıkları çağrıştıran etkilere de sahiptir. Bu nedenle eğer ki intihara meyilli olan kimseler varsa bu renkten uzak durmalıdır. İntihar edenlerin en çok sevdiği renkler arasında bulunan mor rengi, depresyon sorunu olanlar, alkolikler veya bağımlıların olduğu alanlarda kullanılmamaktadır. Mor renginin tonlarından olan lila rengi için de aynı hususları söylemek mümkündür.
Kahverengi Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Kahverengi Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Kahverengi renk nelerden elde edilir diyorsanız bunun için alternatifiniz oldukça fazladır. Çünkü kahverengi birçok rengin birleşiminden oluşmaktadır. Sıcak renkler olarak bilinen sarı ve kırmızının, siyah renk ile karıştırılması ile kahverengi elde edilir. Aynı zamanda turuncu ve siyah rengini karıştırarak veya turuncu ile mor rengini birleştirerek kahverengi rengini elde edebilirsiniz. Bunun dışında kırmız ve yeşil renklerini karıştırarak kahverengine ulaşabilirsiniz. İç sıkıcı bir renkmiş gibi görünse de aslına bakarsanız, hızlı olmak isteyenlerin tercih etmesi gereken bir renktir.

Hızlı hareket etmek, hareketlerini hızlandırmak isteyenlerin tercih etmesi gereken renk; kahverengidir. Koşucular veya diğer sporcular bu rengi tercih edebilirler. Yapılan araştırmalarda bu rengin insanın hareketlerini hızlandırdığı görülmüştür. Kıyafetlerde bu renk pek fazla tercih edilmese de son yıllarda toprak renkleri moda olmuştur. Bu nedenle pek çok kadının üzerinde toprak rengi kıyafetlere rastlayabilirsiniz. Hayal gücünün güçlenmesini sağlayan bu renk, kişilerin sesiz sedasız bir kişiliğe bürünmesinde yardımcı olur. Kişiye dinginlik ve sakinlik verir.

Kırmızı ve sarı renginde olduğu gibi hızı temsil eden bu renk, bilhassa gıda grubunda yer alan şirketler tarafından tercih edilir. Mütevazılığı simgeleyen bu renk, müşterilerin yemeklerini hızlı bir şekilde bitirmesini sağlar. Aynı zamanda bu renk, terapistlerin tercihini oluşturur. Çünkü kişiler kahverengi giyen kişilere, içlerini daha rahat dökebilmektedir. Bu neden terapistseniz ve hastalarınızın ağzından kelimeleri cımbız ile alıyorsanız kahverengi giyinmenizi tavsiye ederiz.

Lacivert Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Lacivert Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Mavi rengin daha koyusu olarak adlandırılan lacivert rengin oluşumu için kırmızı ve mavi rengin karıştırılması gerekir. Bu karışımda mavi renk daha yoğun olması gerekmektedir. Düşüncenin rengi olarak bilinen bu renk, sezgileri güçlü olan kişiler tarafından sevilir. Karar verme sürecini kolaylaştıran ve hızlı hale getiren bu renk otoriteyi temsil eder. (Daha doğru karar alabilmek için dikkat etmeniz gerekenler nelerdir öğrenmek için buraya tıklayın.) Engin sonsuzluğu ve verimliliği simge edinen bu renk, fazla göze batmaz. Kişilerin üzerinde güçlü bir imaj sergiler. Bu nedenle psikolojik olarak renklerin dili nedir bilerek, giyinmek gerekir.
Böylelikle karşınızdaki kişiyi sizden daha baskın hale getirebilirsiniz.

Renklerin içinde daha ağır duran lacivertin insanlar üzerindeki etkisi mavi renkte olduğu gibidir. Huzur ve rahatlamayı sağlar. Kişinin daha çok ruhsal dünyasına vakit ayırmasını mümkün kılar. Duygusal düşüncelerin ve bakışların genişlemesi konusunda etkili olan bu renk, bilhassa yoğun ve baskı altında çalışan kişilerin tercih etmesi gereken bir renktir. Politik ve siyasi hatta iş adamlarının vazgeçilmez rengi olan lacivert aynı zamanda kişiye karizmatik bir hava katmaktadır. Bunun yanı sıra kişinin kendine inancını artırdığı gibi karşısındakilerin de inanmasını sağlayan bir renktir.

Hafızanın güçlenmesini sağlayan bu renk; bilhassa çok rüya gören kişiler tarafından tercih edilir. Pijamanızda bu rengi tercih ederek, rüyalarınızı daha kolay hatırlayabilirsiniz. Bu renk en çok ruh ve sinir hastalıklarına iyi gelir. Bunun yanı sıra göz, kulak ve burun hastalıklarının tedavilerinde de kullanılmaktadır. Ana renkler arasında bulunan lacivert rengi kozmik bir renk olarak tanımlanmaktadır. Çoğu firmanın logosu biliyorsunuz ki laciverttir. Bunun nedeni lacivert rengin sonsuzluğu ve verimliliği simgelemesidir. Böylece bu firmalar insanların gözünde büyük ve prestijli olarak canlanmaktadır.
Gri Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca

Gri Rengin Anlamı ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri Kısaca
Beyaz ve siyah rengin karışımı olan gri renk ara bir renktir. Bu renk mavi, yeşil gibi insanın gözlerini dinlendirir. Kişinin rahatlamasını sağlar. Fakat bu rengin yoğun bir şekilde kullanılması bunaltıcıdır. Bu nedenle diğer renkler ile kombin oluşturmalıdır. Gri rengin anlamı insan psikolojisine göre uzlaşmacı olarak nitelendirilir. Çünkü bu rengi seven kişiler alçakgönüllüdür. Dolayısıyla bu sayede uzlaşmacıdırlar.

Denge unsuru olarak görülen renk, ciddiyeti ve hareketsizliği de çağrıştırmaktadır. Bu nedenle çoğu devlet kurumunda ön plana çıkan renk gridir. Ciddiyet havasının oluşması için bu renk tercih edilir. Genellikle bu rengi seven kişiler olaylardan uzak durmayı, hiçbir olaya karışmamaya özen gösterirler. Ya da tarafsızdırlar. Kuralcı kişiler tarafından sevilen bu renk, kişinin hareketsiz ve tutucu yönlerinin ağır basmasını sağlar. Siyah ve beyaz rengi biliyorsunuz ki matem rengi olarak adlandırılıyordu. Gri rengi bu iki rengin karışımı olduğu için bunaltıcı sayılmaktadır. Bu nedenle bu rengi odanızda yoğun bir şekilde kullanmamaya gayret etmelisiniz.
Renklerin İnsan Yaşamına Etkileri

Renklerin İnsan Yaşamına Etkileri
Renklerin psikolojik anlamda insanları etkilediğini hep birlikte inceledik. Birçok açıdan renk seçimi kişi için önemlidir. Gerek iş yaşamı gerekse de normal yaşantısı için kişinin doğru renk konsantrasyonunu oluşturması gerekir. Bu sayede kişi, renklerin gücünü lehine kullanabilir. İş görüşmesinden olumlu cevap alarak ayrılabilir. Veya hastalıklarını geçirmesi adına renklerden destek alabilir. Bu nedenle renklerin psikolojik etkileri ve yönlerini bilmeniz gerekiyor. Bu noktada yukarıda fayda sağlayacağınız bilgiler edinebilirsiniz.

İlginizi Çekebilir:

En Çok Kullanılan 30 Beden Dili ve Anlamları [Kadınlar ve Erkekler için Vücut Dili]

Sonuç olarak, soğuk ve sıcak renkler hiç fark etmez bütün renklerin kişiler üzerinde psikolojik etkileri fazladır. Deneyimler ile bu etkilerin hepsi gözlemlenmiştir. Kimi renkler iştahı kapatırken kimileri ise açmaktadır. Hastalıklara, uykusuzluk problemlerine iyi gelen renkler bulunmaktadır. Yazımızda renklerin psikolojik anlamları hakkında bilgiler verdik. Renklerin etkileri nasılmış onlardan bahsettik. Renklerin anlamları ve özellikleri nelerdir hep birlikte baktık. Umarım bu bilgileri kullanarak gerek yaşamınızda gerekse de iş hayatınızda başarılı olabilirsiniz. Renklerin dilini anlayarak, karşınızdaki kişiler üzerinde istediğiniz izlenimleri bırakabilirsiniz.

Renkler psikolojimizi nasıl etkiler? Kıyafetlerimizi seçerken hangi renkleri tercih etmeliyiz?...

Kırmızı
Bu renk kendinizi daha enerjik ve harekete hazır hissetmenizi sağlar. Heyecanı ve hareketi sevenler u rengi seçerle. Bu rengin etkisinde yaş faktörü önemlidir.
Turuncu
Bu renkte kırmızı kadar olmasa da enerji ve heyecan veren bir renktir. Turuncu rengi seviyorsanız cesur ve maceracı bir kişiliğe sahipsiniz demektir. Bu rengin insanları gülmeyi ve güldürmeyi severler. Turuncu, diyalog ve mizah yeteneğini artırır.
Sarı
Entelektüel kişiliğe sahip insanların rengidir. Yönetmeye ve hükmetmeye olan ilgiyi gösterir. Bu renk zihni açar ve dikkati artırır. Güneşin rengi olduğu için insanlara pozitif duygular aşılar.
Yeşil
Bu renk dinlendirici, yatıştırıcı ve dengeleyici bir atmosfer yaratır. Denge ve uyum sembolüdür. Giysilerinizde yeşili kullanmanız örf ve adetlere bağlılığınızı gösterir. Bu rengi sevenler aynı zamanda doğayı ve huzuru da severler. Yeşile ilgisi olanların kalbi ve duygu yüzeyleri yüksek olur.
Turkuaz
Dikkatlerin size yönelmesini sağlar. Genellikle insanlara açık bir iç dünyanız vardır. Bu renkten hoşlananların duygu ve düşüncelerinin saf ve açık olduğu görülür. Giysilerinizde turkuazı kullanırsanız genç ve dinamik kalırsınız.
Lacivert
Düzenin ve ruhsallığın ifadesidir. Bu rengin insanları huzur, barış ve sadelikten hoşlanırlar. Giysilerinizde laciverde ağırlık verirseniz, sadık, dürüst, araştırıcı ve başarılı birisiniz demektir.
Mor
Kendine güven ve özgürlük duygularını harekete geçirir. Yaratıcı ve ruhsal özellikler taşıdığından ilahidir ve sanatın rengidir.
Siyah
Tabiatta olmayan bir renktir. Ölüm ve kederi sembolize eder. Bu renk ışığı reddeder. Bu rengin insanları ruhlarındaki ışığı söndürmeye çalışırlar ve ışık enerjisini vücutlarına sokmazlar. Siyah renk canlılığın ve diğer renklerin reddini ifade eder. Kişiliğin karanlık yönlerini ifade eder. İnsanlar bu rengi saklanmak ve bir takım şeyleri saklamak için giyinirler.
Beyaz
Temizliğin, saflığın ve masumiyetin ifadesidir. Tarafsızlığın rengidir.
Kahverengi
Bu renk toprak ve bağlılıkla ilgili nitelikleri taşır. Kahverengi, kırmızı ve siyah renklerden elde edildiği için her iki rengin özelliklerini de taşır. Giysilerde kahverengi kullanmak bir yere bağlı olma ve gelecek için sağlanan ilişkiler kurma isteğini gösterir. İnsanlar bu rengin pozitif etkisiyle gerçekçi bir kişilik geliştirebilirler. Negatif etkisi ise değişken ve güvensiz bir yapı gösterir. Kahverengi insanlarda düzen duygusunu ve serbest duyguları harekete geçirir.